<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261</id><updated>2011-04-21T12:34:42.060-07:00</updated><title type='text'>sebnemferah</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>72</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115797168229398859</id><published>2006-09-11T03:46:00.001-07:00</published><updated>2006-09-11T03:48:02.443-07:00</updated><title type='text'>Rock makamından 10. yıl marşı</title><content type='html'>Rock makamından 10. yıl marşı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Şebnem Ferah ile Mor ve Ötesi müzikte, Radikal de medyada onuncu yılını devirdi. Kutlama günlerini not edin: 13 Eylül'de İstanbul Kuruçeşme Arena'da, 22 Eylül'de Ankara ODTÜ'de... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MELİKE KARAKARTAL &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dile kolay, tam 10 yıl... Radikal çıkalı, Mor ve Ötesi ilk albümü 'Şehir'i, Şebnem Ferah ise 'Türkçe rock olur mu?' denilen bir dönemde ilk albümü 'Kadın'ı çıkaralı o kadar zaman geçti. Bu yıl üçü de 10 yaşında. Yıldönümlerini birlikte kutlayacaklar: 13 Ağustos'ta İstanbul Kuruçeşme Arena'da, 22 Ağustos'ta da Ankara ODTÜ'de harika birer konserle: Şebnem Ferah ile Mor ve Ötesi bir arada; her dakika rastlanır durum değil. &lt;br /&gt;Son 10 yılınızı değerlendirecek olursanız, ilk aklınıza gelenler neler? &lt;br /&gt;Kerem Kabadayı: Beş albüm, 10 yılı gayet güzel özetliyor diyebilirim. Bu süre içinde hayatlarımızdaki değişiklikler de müziğimize ve sözlerimize yansıdı. Albümlerimizi kronolojik olarak takip edince hangi aşamalardan geçmiş olduğumuz görülüyor. Yine albümler üzerinden, grubun bütün müzik ya da eğlence endüstrisi içerisinde bulunduğu noktanın da nereden nereye evirildiği takip edilebilir diye düşünüyorum. Tabii bu 10 yılı özetlemek kolay değil, neticede karşı taraftan görünen manzara bizim gördüğümüz ve yaşadıklarımızdan çok daha farklı büyük ihtimalle. O yüzden en değerli kanıt olarak biz bu 10 yıl içinde beş tane albüm sunduk insanlara, oradan bir yaşam çizgisi çıkartmak dinleyicilere kalmış. &lt;br /&gt;Bugüne kadar müzikal hayatınızda içinizde kalan, 'Neden yapmadık?' veya 'Keşke' dediğiniz bir durum oldu mu? &lt;br /&gt;Kerem Kabadayı: Keşke demeye neden olacak bir şey yaşamadık. Hiçbir zaman bir noktaya gelip oradan geriye düşmedik; hem müzikal anlamda hem de grup açısından. Ortada bir sorun varsa her zaman onu çözerek ilerleme yoluna gittik, o yüzden de şimdi geriye dönüp bakınca 'Keşke' diyebileceğim tek şey 'Keşke biraz daha erken, daha iyi enstrümanlara ve daha iyi müzik üretim koşullarına ulaşabilmiş olsaydık' olabilir. Ama her şeyin bir zamanı, bir sıralaması var ve birçok konuda olduğu gibi müzik üretiminde de zamanın, koşulları ve müzisyeni olgunlaştırmasını da eklemek gerekiyor. &lt;br /&gt;Şebnem Ferah: Kerem'in söylediklerine katılıyorum, dışarıdan görünen manzarayla içeride yaşananlar çok farklı olabiliyor. Bir önceki 10 yılda nasıl müzikle uğraşıyorduysam, müziği hayatımda bir şekilde çok önemsediğim bir noktaya koyduysam, bir sonraki 10 yıl da aslında onun devamı bence. Dışarıdan bakılınca belki daha büyük değişiklikler olmuş gibi gözüküyor ama içeriden bakıldığında hep bir önceki gelişme bir sonrakini tetikliyor. İstediğin koşullarda albüm yapabilmek, kendi içinden gelen müziği başkalarıyla paylaşabilecek hale gelebilmek, bunları arzu ettiğin koşullarda yapabilmek, yaptığın şarkıların başkalarının hayatına üç-beş dakikalığına katabildiği şeyleri görmek çok değerli. Hem insan olarak hem de müzikal anlamda bu 10 yıl, ondan önceki 10 yıldan farklı değil. Ancak yaptığımız işler biraz daha somut hale gelebildi, yani artık sadece müzik yaparak yaşayabildiğimiz, kendimize hayatlar kurabildiğimiz bir 10 yıldı bu. &lt;br /&gt;Analogdan dijitale dönen bir dünyanın müzisyenleri oldunuz. 1996'da internetten haberimiz yokken, bugün MP3'ün müzik piyasasına verdiği zarardan bahsediyoruz. Sizin hayatınız nasıl değişti bu anlamda? &lt;br /&gt;Şebnem Ferah: Bu benim saatlerce konuşabileceğim bir konu olur ama kısaca, teknolojiyle müziğin hep el ele yürüdüklerini düşünmüşümdür ama internet başka bir şey. Aynı zamanda sosyal yapıyı da yavaş yavaş değiştirebilen bir 'olay'. Müziğin; algılanış, değerlendiriliş biçimini, hayatımızda ne ifade ettiğine dair bildiğimiz her şeyi ufak ufak değiştirdiğini düşünüyorum. Ben hâlâ doğum gününde bir arkadaşıma CD alabilmeyi, o arkadaşımın CD'nin kartonetine bakabilmesi ihtimalini, fiziksel olarak CD'yi elimde tutabilmeyi ya da bir arkadaşın diğerine armağan olarak konser bileti alabilmesini seviyorum! İnternetle müzik birleştiği zaman olumsuz tarafları olduğu şüphesiz. Ama sadece olumsuzluklardan bahsetmek istemiyorum, algılayış biçimini değiştirdiğine, bir 10 yıl öncesine göre hakikaten çok farklı olduğuna eminim. &lt;br /&gt;Bu süreç boyunca seyircinizde nasıl değişimler gözlemlediniz? &lt;br /&gt;Burak Güven: Biz ilk konserlerimize gelen insanlarla birlikte büyüdük. Mor ve Ötesi'nin gerçek manada Türkiye'de kitleselleşmesi 'Dünya Yalan Söylüyor'la yaşandı. Daha önceki albümlerimizde müziğimize ilgi gösteren kesim bizim yaşıtımız ve daha sınırlı bir seyirciydi. Değişimi hissetmeye başladığımız zaman son üç-dört yıl oldu. Türkiye'de genç grupların çok daha fazla konser vermesi, rock müziğin eskisine göre daha fazla göz önünde olması, ana dalga tarafından benimsenmesi hatta desteklenmesi insanlarda da bir ilgi yarattı. Genel olarak konserlere gittiğimizde gördüğümüz şey gayet aydınlık, genç insanlar. Hatta o insanların çoğunlukta olacağı ve kuracağı bir Türkiye, sanki daha güzel bir Türkiye gibi hissettirir hep bana. &lt;br /&gt;10 yıl önceye dönelim; kariyerinin başındaki Şebnem Ferah bugün Türkiye'nin en mühim rock müzisyenlerinden biri olacağını görse neler hissederdi? &lt;br /&gt;Şebnem Ferah: Hayatımda hiç 'Ben bir gün şöyle yapacağım, 2003'te şunu yaşıyor olacağım' gibi planlar ya da kariyer hayalleri kurmazdım. O yaşlardayken müziği seviyordum, iyi şarkı söyleyebildiğimi, bunun insanların hoşuna gittiğini fark ettim, bunu hayatımın merkezine koymaya başladım. Ama bunlar çok düşünerek yaptığım şeyler değildi, koşullar kendiliğinden gelişti. Ama şunu itiraf edebilirim; 17-18 yaşlarında bir genç kızken ve rock gruplarında provalar yapıp şarkı söyler, kendi imkânlarımızla konserler düzenlemeye çalışırken, bir gün bu işi yaparak hayatımı yaşayabileceğimi, birçok insanın bu konserleri dinlemeye geleceğini söyleseler inanmakta zorlanabilirdim. &lt;br /&gt;O günkü Türkiye'nin müzikal koşullarına baktığında bunları tahmin etmek gerçekten imkânsızdı. Yani hayal bile edemediğimiz şeylerdi. &lt;br /&gt;Bu 10. yıl konseri için nasıl bir araya geldiniz? &lt;br /&gt;Şebnem Ferah: Biz normal hayatlarımızda da görüşen ve bir arada olmaktan zevk alan insanlarız, sadece konserden konsere bir araya gelmiyoruz. Bazen kendi konserlerimizde birbirimizin sahnesini işgal ettiğimiz ve iyi vakit geçirdiğimiz oluyor! Bu konserde bunu resmileştirmiş olacağız. Zaten yapmaktan çok zevk aldığımız bir şey olduğu için gerçekten eğlenceli bir gece geçireceğimizi düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radikal'in 10. yılı için ne diyorlar? &lt;br /&gt;BURAK GÜVEN: Radikal, çıktığından beri okuduğum bir gazete. Türkiye'deki medyaya genel olarak bakıldığı zaman iyi bir karneye sahip olduğunu düşünüyorum. Ben her şeye rağmen gelişerek ve daha da özgürleşerek devam etmesini istiyorum. &lt;br /&gt;HARUN TEKİN: Benim de temennim aynı. Türkiye'nin en okunabilir gazeteleri arasında. Tüm yaklaşımlarında ne kadar adının anlamına yaklaşırsa o kadar iyi olacağını düşünüyorum. &lt;br /&gt;KEREM KABADAYI: Ben açıkçası Radikal okuyucusu değilim. Ama etrafımda hep dönüp dolaşan bir gazete olduğu için bakıyorum. Ama durduğu yer kendimi özdeşleştirdiğim yer değil. &lt;br /&gt;ŞEBNEM FERAH: Benim cevabım daha romantik olacak. Bazı şeylerle döneminizin tutması ve varlıklarından mutlu olmanız önemli. Benim için Radikal öyle, aynı dönemde varolduğumuz, doğumuna tanıklık ettiğimiz için... &lt;br /&gt;KEREM ÖZYEĞEN: Radikal'in basında kaliteyi ve standartları yukarı çektiğini düşünüyorum. Nice 10 yıllara... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her yıla bir şarkı &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah Mor ve Ötesi-Bir Derdim Var, Skunk Anansie-Weak As I Am &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kerem Özyeğen Şebnem Ferah-Bu Aşk Fazla Sana, Soundgarden-Black Hole Sun &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burak Güven Serdar Ateşer-Tipsiz Parlamento, Björk-Bachelorette &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harun Tekin Demirhan Baylan-Anlamlı Hatalar, Jeff Buckley-Grace &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kerem Kabadayı Nine Inch Nails-Closer, Massive Attack-Angel&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115797168229398859?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115797168229398859/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115797168229398859' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115797168229398859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115797168229398859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/09/rock-makamndan-10-yl-mar.html' title='Rock makamından 10. yıl marşı'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115797160048153953</id><published>2006-09-11T03:46:00.000-07:00</published><updated>2006-09-11T03:46:40.666-07:00</updated><title type='text'>radikal kutlama</title><content type='html'>Mor ve Ötesi ile Şebnem Ferah, Radikal gazetesinin 10'uncu yılını kutlamak amacıyla iki büyük konser verecek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; MELİS ALPHAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radikal gazetesi 10'uncu yılını Mor ve Ötesi-Şebnem Ferah konserleriyle kutluyor. Konserlerin ilki 13 Eylül'de Kuruçeşme Arena'da, ikincisi ise 22 Eylül'de ODTÜ'de gerçekleşecek.&lt;br /&gt;Mor ve Ötesi elemanlarıyla Şebnem Ferah'ın dostluğunun tohumları, 2003'te beraber çıktıkları Fanta turnesinde atıldı. Sonra zaman zaman birbirlerinin konserlerinde misafir sanatçı olarak yer aldılar. Toplumsal konularla ilgili tavırlarını ortaya koyan bir grup olarak tanınan Mor ve Ötesi'nin aksine Şebnem Ferah fikirlerini kendine saklamayı tercih ediyor. Röportaj bitip teybi kapattığımda Mor ve Ötesi elemanları nefes almadan tezkere konusunu ve basının yaklaşımını tartışmaya girişirken Şebnem Ferah sessizce onları dinledi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mor ve Ötesi ile Şebnem Ferah birkaç yıl önce Fanta turnesine beraber çıkmıştı. İlişkiniz de bu turnede başladı, değil mi?&lt;br /&gt;Harun Tekin: Birbirimizi önceden de tanıyorduk ama ilişkimiz bu turnede başladı. Sonrasında da "Dünya Yalan Söylüyor"un kayıtlarıyla beraber daha da yakınlaştık.&lt;br /&gt;Kerem Özyeğen: Şebnem "Can Kırıkları" albümünde bir şarkısında gitar çalmama müsade etti. O da son iki albümümüzdeki "Yardım Et" ve "Küçük Sevgilim" şarkılarında bizi vokaliyle şereflendirdi. &lt;br /&gt;Şebnem Ferah: Onlar stüdyodayken ben neredeyse her gün stüdyoya gidiyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok mu ortak yönünüz var?&lt;br /&gt;Şebnem F.: Çok ortak arkadaşımız var. Tanışmakta, daha doğrusu bugünkü gibi bir ilişki kurmakta gecikmemiz bizim hatamız aslında. En büyük ortak noktamız Hakan Gözübüyük. Mor ve Ötesi'nin de albümlerinin prodüktörlüğünü o yaptı. Ama bunlar zoraki olan şeyler değildir. Ben onlarla sohbet etmekten, müzik yaparlarken orada bulunmaktan zevk alıyorum.&lt;br /&gt;Harun T.: Biz de Şebnem şarkı söylerken stüdyoda olduğumuzda cama bakıp kilitleniyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Radikal kendimi yakın hissettiğim bir gazete"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radikal okuyor musunuz?&lt;br /&gt;Harun T.: Okuyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İdeolojik olarak fikirleriniz Radikal gazetesiyle örtüşüyor mu?&lt;br /&gt;Harun T.: Türkiye'de kendimizi ifade edemediğimiz çok fazla zaman ve yer var. Radikal gazetesi için konser verme konusunda çok daha rahatız. Türkiye'de gruplarının ve sanatçıların sponsor, mekan ve etkinlik eleme şansına sahip olduğu günlerde yaşamıyoruz. Bu yolu seçerseniz gerçekten evde oturmanız gerekir. Bu sonuçta kafamıza uyan bir etkinlik. &lt;br /&gt;Şebnem F.: Radikal benim varlığından mutlu olduğum, kendimi daha yakın hissettiğim bir gazete. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; "Bu festivaller artık iki ayrı kutup değil"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mor ve Ötesi Barışarock'ta sahneye çıkıyor, Şebnem Ferah ise Rock'n Coke'ta. Şebnem Ferah'ın seçimi sizin için bir sorun mu?&lt;br /&gt;Kerem Kabadayı: Bu ülkede şu anda aradaki ayrımın biraz ötesine geçip gençlerin kendilerini doğru ya da yanlış bir şekilde ifade etmelerine alan sağlayan her türlü şeyi biraz sahiplenmek gerekiyor. Artık Barışarock, Rock'n Coke ve Coca Cola'ya karşı düzenlenen bir festival olmanın çok ötesinde. Savaşa, şiddete, homofobi ya da cinsiyet ayrımcılığına karşı bir festival Barışarock. Bu festivalleri iki kutup olarak görmenin anlamı kalmadı.&lt;br /&gt;Şebnem F.: Böyle iki ayrı festival söz konusu olduğunda bile ortak değere sahip olan şey müzik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mor ve Ötesi'nin aktivist bir grup olduğunu biliyoruz. Şebnem Ferah politikayla ilgileniyor mu?&lt;br /&gt;Şebnem F.: Onların yaptığı kadar müziğime yansıtmayı tercih etmiyorum. Beni başka şeyler tetikliyor. Kimi konsantre olur ve "Ben şunları insanlarla paylaşmak istiyorum" diye karar verip ürünlerini bu doğrultuda ortaya çıkarır. Bir müzisyenin kafası, eli, kolu, gitarı, kalemi arasında bir koordinasyon oluyor. Bunun doğal dengesini bulduğunuzu düşünüyorsanız o dengeyi koruma taraftarıyım. Ben çok düşünerek yazan biri değilim. Bu işi daha doğal bir akışa bırakıyorum. Ama bunları birilerinin söylemesi hoşuma gidiyor. Hele güzel bir müzikle beraber söylüyorlarsa daha fazla ilgileniyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Turneler sırasında Türkiye'nin birçok ilini dolaştınız. Hangi şehrin seyircisi sizi çok şaşırttı?&lt;br /&gt;Kerem Ö.: İzmir.&lt;br /&gt;Kerem K.: Eskişehir.&lt;br /&gt;Şebnem F.: Beni bu yılki turnede en çok Konya şaşırttı.&lt;br /&gt;Burak Güven: Konser salonlarını var eden çoğunlukla seyirci. Hiç beklemediğiniz bir şehirde müthiş şeyler yaşayabiliyorsunuz. İzmir, Ankara ve Eskişehir'deki konserler her zaman bir parça değişiktir. &lt;br /&gt;Harun T.: Bolu'da bir düğün salonunda konser vermiştik. Soundcheck'te boş mekanı gördüğümüzde "Burada ne olur acaba?" diye düşünmüştük. Fakat mekan çok doldu ve orası bambaşka bir yere dönüştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah: &lt;br /&gt;"Roger Waters konserinde ağladım"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yıl İstanbul çok sayıda ünlü müzisyeni ağırladı. Bu sizin adınıza da heyecan verici bir durum olmalı. Gittiğiniz en güzel konser hangisiydi?&lt;br /&gt;Kerem Ö.: Roger Waters. &lt;br /&gt;Burak G.: Roger Waters ve Elbow konserleri çok iyiydi.&lt;br /&gt;Harun T.: Bence de Elbow ve üç yıl önce gelen Notwist.&lt;br /&gt;Kerem K.: Echo&amp;the Bunnymen ve Paul Weller.&lt;br /&gt;Şebnem F.: Roger Waters ve Whitesnake. Roger Waters'da üç parça boyunca ağladım. Roger Waters konseri sadece konser değil, başka bir şeydi. Tüylerim diken diken oldu. Whitesnake çocukluğumun idolü olan gruplardan biri olduğu için o konserde de çok farklı bir heyecan hissettim. "İlk üç şarkıcını say" deseniz David Coverdale bunlardan biridir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115797160048153953?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115797160048153953/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115797160048153953' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115797160048153953'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115797160048153953'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/09/radikal-kutlama.html' title='radikal kutlama'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115797151680792546</id><published>2006-09-11T03:44:00.000-07:00</published><updated>2006-09-11T03:45:16.896-07:00</updated><title type='text'>senfoni ferahlıgı....</title><content type='html'>Müzik kariyerinde 10'uncu yılını kutlayan Şebnem Ferah, rock topluluğunu senfoni orkestrasıyla buluşturdu. Açıkhava'daki göz kamaştırıcı şovda, siyahlara bürünmüş kemancılar da, çıplak bedenine frak geçirmiş gitaristler de aynı şarkıları çaldı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Murat Beşer - İstanbul&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk rock müziğinin Mona Lisa'sı Şebnem Ferah, bir senfoni orkestrası eşliğinde konser vermeyi uzun zamandır hayal ediyordu. İmrendiği baba rock toplulukları için bu âdettendi. Nitekim Şebnem'in hayalleri önceki akşam gerçek oldu. &lt;br /&gt;Açıkhava sahnesi göz kamaştırıcı bir şovun habercisi olarak, tıpkı eski bir Deep Purple konseri gibi boydan boya kırmızı kadifeyle kapatılmıştı. &lt;br /&gt;Konser alanını merdiven boşluklarına kadar hıncahınç dolduran kalabalığın galeyan çığlıkları arasında ağır ağır aralanan perdenin arkasındaki tablo ihtişamlıydı. 45 kişilik bir senfoni orkestrası, sol köşede 16 kişilik koro ve onların önüne kurulmuş bir rock topluluğu. Ön ortada ise dumanlar arasında bir siluet halinde seçilen Şebnem. &lt;br /&gt;Kısa bir orkestral girişten sonra çalınan ilk dört şarkı son albümden; "Okyanus", "Can Kırıkları", "Çakıl Taşları" ve "Delgeç". Tüm heyecanına rağmen kalabalığı avucunun içine alacak kudreti gösteriyor Şebnem. Şarkı aralarında 'kısa cümleler kuruyor'; seyirci diyaloglarına girme teşebbüslerinde, ne dese kutsal kelam olarak algılanıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aydemir Akbaş duruşu!&lt;br /&gt;Alışılmış gotik görüntüsünün dışında, abartılı bir kreasyonu ve makyajı var bu akşam. Cayır cayır parlayan, dar yekpare elbise onu oldukça zorluyor; kalçalarını sürekli geride tutmak zorunda oluşu yetmişli yılların Aydemir Akbaş duruşunu, Björk'ten ödünç alınmış saç modeli ise meşhur ağaçkakan Woody Woodpecker'ı anımsatıyor. Şebnem bu akşam biraz uzaylı, biraz masalsı, biraz da önünde kendisine üfleyen pervanesi ile çizgi filmlerden fırlamış gibi. &lt;br /&gt;Orkestra üyeleri arzulu; çıplak bedenine kuyruklu frakını geçirmiş, altında deri pantolonu ile gitarcı Metin Türkcan, gecenin yüksek puan toplayanlarından.&lt;br /&gt;Sahnedekiler, eski günlerin canlandırılması adına biraz abartılı. Sadece buruşuk şilebezinden beyaz gömleği ve pantolonu ile şef Orhan Şallıel gündelik yaşamın içinden geliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Senfoni ikinci planda kaldı&lt;br /&gt;Uzun zamandır çalmadıkları "Ay" şarkısında aralara kısa kısa senfoni girip çıkıyor. Senfoni orkestrası ile rock topluluğunun ilişkisi, bize son yıllarda sıkça fetva edilen 'birlikte bir arada yaşama' misali. Birbirlerine çok yaklaşmıyorlar. Kısa temaslar, dokunup çekilmeler görülüyor orkestranın mevcudiyetinde. Sorun Şebnem'in şarkılarının doğasında değil, orkestranın ikinci planda tutularak şarkıların içsel karakterine uydurulmaya çalışılmasında. Çok yerde orkestra üyeleri birer konu mankeni gibi; görüntüsü sesinden fazla yer kaplıyor. Arkadaki koronun varlığı biraz daha yakından hissediliyor, çünkü sahnenin bu kısmı Şebnem'e sürekli arkadan payanda oluyor. &lt;br /&gt;"Ben Şarkımı Söylerken", "Mayın Tarlası" ve "Çocukken Sahip Olduğum Kırmızı Rugan Ayakkabılar" coşkuyu artırırken, Şebnem her fırsatta elbisesinden yakınıyor, arada seyircilerle diyaloğu ihmal etmiyor. &lt;br /&gt;30 dakikayı bulan aranın ardından ikinci perde 'Sigara' ile açılıyor. Yüksek tezahürata delikanlı kız ıslığıyla karşılık veren Şebnem aslına rücu ediyor. &lt;br /&gt;Buket Doran'ın bası ile Aykan İlkan'ın davulunun uyumlu yürüyüşü üzerine kurulu "Bugün" bittiğinde 10. yılını kendisiyle birlikte kutlayan herkese teşekkür ediyor Şebnem. Seyircinin komplimanlarına ise Gülben Ergen pozu ile karşılık veriyor gülümseyerek. &lt;br /&gt;"Oyunun Sonu", davulcu tarafından ayakta çalınırken, sıkıntısı artan Şebnem 'Hay bir daha elbise giyenin!' demekten alamıyor kendini. En çok tezahürat yapılan şarkılardan "'Yağmurlar"ı sahne önüne çıkılmış podyuma gelerek söylüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O artık bir pop yıldızı&lt;br /&gt;Sözleri Sezen Aksu'ya ait "Deli Kızım Uyan", yumuşatılarak icra edilirken, "Yeniden Doğup Gelsem"den sonraki "Fırtına"da müzisyenler fırtınaya kapılmışçasına yer değiştiriyor sahnede. Nihayet son albümün kapanış şarkısı "Hoşça kal". Bitirmek için daha uygunu olamazdı. &lt;br /&gt;Böyle unutulmaz bir gece bis yapılmadan bırakılır mı? Önce sürekli yalvarırcasına istenen "Vazgeçtim Dünyadan", sonra da konfeti yağmuru altında "Bu Aşk Fazla Sana"yı seslendiriyor Açıkhava'yı dolduran kalabalıkla birlikte. &lt;br /&gt;Vedasını "Sana Bilmediğin Bir Şey Söyleyemem" ile yaparken, bir pop yıldızı mertebesine yükseldiğini, halkın noterliğinde toplumsal bir kontratla teminat altına alıyor Şebnem.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115797151680792546?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115797151680792546/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115797151680792546' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115797151680792546'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115797151680792546'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/09/senfoni-ferahlg.html' title='senfoni ferahlıgı....'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115797140172281894</id><published>2006-09-11T03:41:00.000-07:00</published><updated>2006-09-11T03:43:22.330-07:00</updated><title type='text'>Aşkın ve zarafetin senfonisi...</title><content type='html'>Avea Açıkhava Konserleri, kuşkusuz bu yazın en eğlenceli konserleri oldu. İlginç düetler, senfonik denemeler ve hatta müzikallerden seçmeler, Açıkhava'yı ikinci adres haline getirdi. Ben de önceki gece sanırım hayatımın en güzel konserlerinden birini izledim. Şebnem Ferah'ın, Orhan Şallıel yönetimindeki Senfoni Orkestrası ile verdiği konser uzun süre belleğimden silinmeyecek! Her konserde, takdir-i ilahi sayesinde yanıma, önüme veya arkama, günün anlam ve önemine uygun birileri düşüyor... Bu konserde arkamda Aylin Aslım vardı. Konserden önce biraz konuştuk. "Korkuyorum, eğer bu senfonik konser başarısız olursa, derinden sarsılacağım" dedim. Aylin'in cevabı netti: "Şebnem, çalışkan kızdır; en iyisini yapmıştır!" Işıklar kararıp, perde açıldığında karşımızda gümüş renkli kıyafeti ve punk tadındaki topuzuyla Şebnem duruyordu. Tüm haşmetiyle Senfoni Orkestrası, yaklaşık yirmi kişiden oluşan vokal grubu ve tabii ki Şebo'nun orkestrası, tek tek gecenin kodlarını çözmeye başladılar. Şebnem bu kıyafeti ile biraz Björk'e benzemişti. Kıyafet güzeldi ancak, biraz hareket zorluğu yaşatıyordu güzelimize...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖZLERİMİZ DOLU DOLU&lt;br /&gt;'Can Kırıkları'nın daha ilk notalarında senfoni ve Şebnem'in grubunun harmonisi kulaklarımızdan kalbimize; oradan da tüylerimize aktı! Tüyler diken diken ve anın yoğunluğundan gözlerimiz dolu dolu oldu... Bir yandan şarkılara onunla vokal yaparken, zaman zaman da susup 5 bin kişilik vokal grubunun sesini dinledim. Dersine iyi hazırlanmış olan sadece senfoni ve Şebnem değildi; izlemeye gelen 5 bin kişi de tüm şarkıları nota atlamadan çığlık çığlığa söylüyordu! O havayı anlatmaya kelime bulamadığım gibi; herhangi bir kameranın da o anın kokusunu, ışığını veya dokusunu kaydedebileceğini sanmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİZİMKİ TOPLU AYİNDİ! &lt;br /&gt;Bizimki galiba toplu bir ayindi... Şebnem, şarkı aralarında çok konuşmadı. Neredeyse tüm şarkılarını söyledi. Ama aklımda an çok 'Sil Baştan', 'Vazgeçtim Dünyadan', 'Can Kırıkları' ve 'Hoşça kal'ın senfonik versiyonları kaldı. Konserin ortalarına doğru kendimi iyice koyverdim! Kafa sallamaktan bitap düşmüş haldeyken Şebnem ile göz göze geldik. Bana elini uzattı. Fotoğraflarda bu anın görüntüsünü görünce sevinçten kalbim duruyordu... (Tüm görgüsüzlüğümle bastım köşeme; evime ve gazetede masama da koyacağım!) Konser sonrası kuliste sıkı sıkı sarıldı bana. Şaşırdım; çünkü onunla ilk ve son kez geçen yılki Kuruçeşme konserinde karşılaşmıştık. "Enerjimi yukarılara çektin, bugünkü yazında 'hadi Şebo dağıt bizi' demiştin? Nasıl dağıldın mı?" dedi. Sesim kısık olduğu için bir tıslama sesi çıkarabildim. Boynum da sallanmaktan tutulduğu için 'evet' şeklinde başımı da sallayamadım. Gözlerimin parıldamasından anladı sanırım ne hisettiğimi... Bir tek Şebnem değil; gözleri parlayarak Açıkhava'yı terk eden 5 bin kişi de ne demek istediğimi anlamıştır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115797140172281894?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115797140172281894/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115797140172281894' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115797140172281894'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115797140172281894'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/09/akn-ve-zarafetin-senfonisi.html' title='Aşkın ve zarafetin senfonisi...'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115559149654922354</id><published>2006-08-14T14:37:00.000-07:00</published><updated>2006-08-14T14:38:16.680-07:00</updated><title type='text'>Kraliçe Bu Yılda Rock'n Coke Ana Sahnesinde</title><content type='html'>Hezarfen Havaalanı &lt;br /&gt;2 Eylül 2006&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞEBNEM FERAH - Türkiye&lt;br /&gt;Geçtiğimiz yıl Rock’n Coke sahnesinin en çok konuşulan performanslarından birine imza atan Şebnem Ferah, kendine özgü ses rengi ve yorumuyla festival kapsamında bir kez daha büyülü çığlığını Hezarfen’le paylaşacak.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah gitar ve klavye ile çocukluğunda tanıştı. Türkiye’deki müzikseverlerin adını sıklıkla duyacağı grubu Volvox’u kurduğunda henüz 16 yaşındaydı. Daha sonra İstanbul’a yerleşen Ferah ve grubu Volvox başarılı performansları sayesinde sayısı artmaya başlayan rock kulüplerinde bir çok gelişmede beraberinde geldi. Volvox’un dağılmasının ardından Şebnem Ferah solo kariyerine yöneldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1996 yılında Kadın adlı albümünü piyasaya sürdü. İskender Paydaş, Tarkan Gözübüyük ve Demir Demirkan gibi isimlerle birlikte çalıştığı albüm, içinde barındırdığı yeniliklerle ve neredeyse tamamı Şebnem Ferah’a ait olan söz ve müziklerle büyük bir başarı yakaladı. En çok satan listelerinde uzun süre üst sıralarda kalan albüm aynı zamanda rock müzikseverler için vazgeçilmez bir klasik haline geldi. Kadın albümünün çıkışından sonra onbinlerce kişinin katılımıyla gerçekleştirdiği turnesi ile Ferah ülkemizin en sevilen şarkıcıları arasına girdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1999 yılında yayınlanan Artık Kısa Cümleler Kuruyorum ve 2001 yılında yayınlanan Perdeler albümleri ile kariyerinde emin adımlarla ilerleyen Şebnem Ferah, 2003 tarihli Kelimeler Yetse albümüyle tutarlı çizgisini koruduğunu ve rock müzik dünyasında farklı ve özel bir konumda yer aldığını ispatlamış oldu. Şebnem Ferah hayranları tarafından sabırsızlıkla beklenen ve kariyerinin bu güne kadar en iyi albümü olarak nitelendirdiği son albümü Can Kırıkları ile Türk rock müziğinin en güçlü isimlerinden biri olduğunu bir kez daha ispatladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerek kendine özgü ses rengi, gerekse unutulmaz sahne performansı ile Şebnem Ferah yeni ve eski unutulmaz şarkılarıyla Rock’n Coke sahnesinde hayranları ile buluşacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115559149654922354?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115559149654922354/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115559149654922354' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115559149654922354'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115559149654922354'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/08/kralie-bu-ylda-rockn-coke-ana.html' title='Kraliçe Bu Yılda Rock&apos;n Coke Ana Sahnesinde'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115559131022136860</id><published>2006-08-14T14:33:00.000-07:00</published><updated>2006-08-14T14:35:51.756-07:00</updated><title type='text'>Harbiye Açık Hava Konserleri</title><content type='html'>sebnem ferah &lt;br /&gt;3/8/2006 - Harbiye Açık Hava Konserleri &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah &amp; Senfoni Orkestrsı&lt;br /&gt;15 Ağustos &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yer: Harbiye Açık Hava Tiyatrosu &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Saat: 21:00 &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konserde sanatçıya , yıllardır birlikte çalıştığı Ozan Tügen , Metin Türkcan ,Aykan İlkan , Buket Doran , Ceren Tügen'in yanısıra Orhan Şallıel yönetiminde 45 kişilik Senfoni orkestrası ve Devlet Operası'ndan 16 kişilik koro eşlik edecektir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115559131022136860?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115559131022136860/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115559131022136860' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115559131022136860'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115559131022136860'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/08/harbiye-ak-hava-konserleri.html' title='Harbiye Açık Hava Konserleri'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115186963886058978</id><published>2006-07-02T12:40:00.000-07:00</published><updated>2006-07-02T12:47:19.100-07:00</updated><title type='text'>şebodan haberler</title><content type='html'>&lt;em&gt;temmuz ayı sebo haberleri&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Blue Jean bu sayısında sebonun ütü baskısını veriyor&lt;br /&gt;[URL=http://img190.imageshack.us/my.php?image=image15nj.jpg][IMG]http://img190.imageshack.us/img190/654/image15nj.th.jpg[/IMG][/URL]&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rolling Stone - sebonun 1 sayfa röportajı bulunuyor yakında röportajın devamı burda olacaktır...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115186963886058978?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115186963886058978/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115186963886058978' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115186963886058978'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115186963886058978'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/07/ebodan-haberler.html' title='şebodan haberler'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115165651828625774</id><published>2006-06-30T01:34:00.000-07:00</published><updated>2006-06-30T01:35:18.356-07:00</updated><title type='text'>nostalji..</title><content type='html'>Uzun cümle kurmak yok! &lt;br /&gt; İLK albümü "Kadın" ile çıkış yapan Şebnem Ferah, "Artık Kısa Cümleler Kuruyorum" isimli ikinci albümü ile tekrar gündemde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki buçuk yıl aradan sonra çıkarttığı ikinci albümü ile farklı bir bakış açısı ortaya koyan Şebnem Ferah, İskender Paydaş, Demir Demirkan ve Tarkan Gözübüyük ile çalıştı. On şarkıdan dokuzunun sözleri de kendisine ait. Genç sanatçı son çalışmasıyla ilgili olarak şunları söylüyor: "Konuşmak bana göre değil. Şarkılarım ile anlatıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esin ÖVET&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115165651828625774?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115165651828625774/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115165651828625774' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115165651828625774'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115165651828625774'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/nostalji.html' title='nostalji..'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115165639706054993</id><published>2006-06-30T01:29:00.000-07:00</published><updated>2006-06-30T01:33:17.186-07:00</updated><title type='text'>ille de içine etmek... Haşmet Babaoğlu...</title><content type='html'>2001&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen düşünüyorum da, galiba hak ettiğimizden fazlasını istiyoruz hayattan, ekonomiden, siyasetten...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyadan, doğal çevreden talep ettiklerimizi gerçekten hak ediyor muyuz, bazen fena halde kuşkuya kapılıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Çağdaş uygarlık düzeyinin nimetlerinden" yararlanmak konusundaki arzularımıza uygun davranıyor muyuz, bundan basbayağı kuşkuluyum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pikniğe gidince bütün çöpleri oracığa boca eden; akşam olunca boş naylon torbaları ormanın derinliklerine doğru esen rüzgâra emanet edip evin yolunu tutan kalabalıklar biz değil miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın en güzel sahillerini, Marmara Denizi'ni "Moskof" mu gelip bataklığa çevirdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devletin en tepesinde "frizbi" savaşı yapıp derin bir ekonomik krizi tetikleyen başkaları mıydı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili Bekir Coşkun ne anlamlı ve hüzünlü bir dalgacılıkla anlattı dün Tuz Gölü'nün öyküsünü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Göl yanlarında değil, uzakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzakta olduğu için içine edemiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yaptılar?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;185 kilometrelik bir kanal açıp, Konya'nın kanalizasyonunu göle ulaştırdılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanalı açan DSİ."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bekir Coşkun asıl ince (ama sosyal hayatımıza bakarsanız kereste kalınlığındaki) noktayı şöyle vurguluyordu: &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Çevresi sığ ve bataklık olduğu için, demek ki kıyısına villalar-lokantalar-mahalleler kurup, kanalizasyonlarını göle akıtmaları ya da içine girip işemeleri olanaksızdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlar da 185 kilometre kanal açtılar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çişlerini göle ulaştırdılar."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*** &lt;br /&gt;Bir akım var, diyor ki: Biz adam olmayız!&lt;br /&gt;Bir başka akım da, diyor ki: Hayır, kompleksli olmayalım. Biz adamız!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben ve benim gibiler de, sanırım bu iki akım arasında cereyana kapılıp hasta oluyoruz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü elimizde hem güzellikler, iyilikler, çalışıp çabalamalar var; hem de "ille de pisleyeceğim" inatları, vurdumduymazlıklar; kapıp da kaçmalar, antisosyal saygısızlıklar var. Hepsi bir arada!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eh, böyle de olmuyor tabii!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bekir Coşkun "Bu ilkellik değilse nedir?" diye soruyordu yazısının sonunda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani "ilkel toplumların ilkel üyeleri" anlamındaysa, hayır! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ilkellik değil! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü hiçbir ilkel toplumda içilen suya, yenilen yemeğe pislenmez...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak ne yediğini ne içtiğini bilmeyen sözde modernlere has bir özelliktir bu!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorunumuz da burada yatıyor: İlkel kalsaydık iyiydi, modern olsaydık da öyle!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama iki arada bir derede, olmuyor işte!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİNLERKEN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Perdeler açık olsun&lt;br /&gt;"Dinlendim su içtim aktı dudaklarımdan/Her gün güneş doğar yeter ki açık olsun perdeler."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaç gündür gazeteye gelince Şebnem'in (Ferah) son albümünü diskçalarıma koyup dinlemeye geçiyorum!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nişantaşı'na has pus ve is çekip gidiyor penceremden; Şebnem'in saçları kadar dalgalı, uzun ve aydınlık bir güneş giriyor odama, masamın üstüne düşüyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bir yandan da aklıma 90'ların ilk yarısı geliyor: Ortaköy'deki Sis Bar geceleri...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah Volvox adlı grubun gitaristi, vokalisti, lideri... Nasıl kırılgan gözler ve aynı zamanda nasıl otoriter bir hal ve tavır!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğru; "yeni" şeyler yok bu albümde; "Vay canına!" dedirten bir parça da yok! Ama su gibi akıp gidiyor... (Laf aramızda "Perdeler" adlı parçada Apocalyptica'nın olmasıyla olmaması da pek farketmemiş galiba!)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de "Korkarak yaşıyorsan" adlı şarkı var ki... "Sonra dedim ki, söz ver kendine/Denizleri seviyorsan/Dalgaları da seveceksin/Uçmayı seviyorsan/Düşmeyi de bileceksin" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teşekkürler Şebnem!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115165639706054993?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115165639706054993/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115165639706054993' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115165639706054993'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115165639706054993'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/ille-de-iine-etmek-hamet-babaolu.html' title='ille de içine etmek... Haşmet Babaoğlu...'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115165612603730689</id><published>2006-06-30T01:28:00.000-07:00</published><updated>2006-06-30T01:28:46.103-07:00</updated><title type='text'>İşte İnönü'nün yeni entelektüel arkadaşı</title><content type='html'>İşte İnönü'nün yeni entelektüel arkadaşı &lt;br /&gt;Erdal İnönü ile Şebnem Ferah birlikte kitap ve kaset imzaladılar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CHP'NİN Onursal Başkanı Erdal İnönü, "Anılar ve Düşünceler" ile "Fikirler ve Eylemler" adlı kitaplarını Ankara ADA Multi Media'da imzalarken, yanında da pop şarkıcısı Şebnem Ferah, "Artık Kısa Cümleler Kuruyorum" adlı albümünü imzalıyordu. İnönü'nün kendisine hediye ettiği kitabını imzalatan ve karşılığında kendi imzasını taşıyan CD'sini hediye eden Şebnem Ferah, kitabı mutlaka okuyacağını söyledi. Ferah, "Erdal İnönü gibi genç kalan bir beyin ile aynı ülkede yaşamaktan gurur duyuyorum" dedi. Ferah, İnönü'nün kendi müziğini gürültülü bulacağını söylemesi üzerine de Erdal İnönü, "Denemeden bir şey söyleyemem. Bu kadar insan imza için geldiğine göre güzel müzik yapıyorsunuz demek ki. Mutlaka dinleyeceğim" cevabını verdi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115165612603730689?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115165612603730689/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115165612603730689' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115165612603730689'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115165612603730689'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/ite-innnn-yeni-entelektel-arkada.html' title='İşte İnönü&apos;nün yeni entelektüel arkadaşı'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115165607769618257</id><published>2006-06-30T01:27:00.000-07:00</published><updated>2006-06-30T01:27:57.773-07:00</updated><title type='text'>Anladım "müzik" gibisi yok</title><content type='html'>Anladım "müzik" gibisi yok &lt;br /&gt;Müzik, onun için hapşırmak gibi bir şey, bir kez geldi mi, tutmak mümkün değil! Üç yıldan sonra "artık kısa cümleler kurarak" müzik piyasasına dönüş yapan Şebnem Ferah ile en sevdiği mekân olan Karma Müzik Stüdyosu'nda, bu kez uzun cümleler kurarak görüştük. "Ben albüm yapacağım diye şarkı yazmıyorum, şarkı yazdığım için albüm yapıyorum," diyen birisi başka nerede olabilirdi zaten... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah'la görüşmeden önce yazacak çok fazla şeyim vardı. Farklıydı, marjinaldi, popçu furyasının rock'çısıydı, şirindi, güzeldi... Ama yeni albümünün adının aksine "uzun cümleler kurduğumuz" sohbetimiz esnasında, bildiklerimden yola çıkarak yazacaklarımın ne kadar azaldığını farkettim. Bir de öğrendiğim yeni şeylerden dolayı onu anlatmak isteğimin, onunla konuştuklarımı paylaşmak isteğimin ne kadar arttığını...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzik hapşırmak gibi, gelince tutamıyorum&lt;br /&gt;En çok bulunduğu ve artık hâliyle en sevdiği mekânlardan biri olan Karma Müzik'in stüdyosunda görüştüğümüz Şebnem Ferah için burası artık ikinci bir ev. Şebnem, çok sevdiği, müzik ile içiçe olabildiği, dilediğinde çalışıp, kayıt yaptığı ve bu arada Boğaz'ın o eşsiz manzarasını içine sindirebildiği stüdyoda, kendini son derece rahat hissettiğini söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yeni bir albüm yapmak için neden üç yıl bekledin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun süre dinlenebilecek ve tamamı hikâye gibi olan albüm yapmaya dikkat ediyorum. Şu an Türkiye'de her şeyin çok hızlı değiştiğini biliyorum. Ama bir şekilde zaten kendimi geçimişimden aldığım tecrübelerim ve yapmak istediklerimle bunun dışında tutuyorum. Ben bundan 10 yıl sonra da insanların birden aklına gelip, dinleyebilecekleri albümler yapmaya çalışıyorum. Müziği, kendim çok tatmin olduğum için yapıyorum. Benim için albüm çıkarmak ondan sonraki aşama... Ve eğer yaptığım şarkıları bir albüm hâline getiriyorsam, bunun tek açıklaması var; insanlarla yaptığım şeyi paylaşmak. Dolayısıyla da üç kişiyle de paylaşsam, 300 bin kişiyle de paylaşsam önemli olan o ilişkinin, paylaşımın ne kadar samimi ve gerçek olduğu... Bunlar hayatımda önemli... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Yeni albümünde bazı farklılıklar var tabii, ama dinleyince; "Tamam bu Şebnem Ferah" diyorsun...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu albümde sözlerde farklılık var. Birinci kaset ile ikinci kaset arasındaki dönemde kendimi değiştirmeye çalıştım ama değişiklik benim için çok önemli değil açıkçası. Yakınında olduğum müzik yıllardır bu... Ben bu konuda o kadar dürüst olmaya gayret ediyorum, içimden ne çıkıyorsa, onu şekillendirmeye çalışıyorum. Özellikle beste yaparken oturmuş olduğunu düşündüğüm bazı özelliklerim var, onlar ortaya çıkıyor. Neticede ilk albümden bu yana üç yıl geçti. Kişiliğine de bir şeyler yansıyor, müziğe bakış açına da yansıyor ve bunlar yaptıklarına da yansıyor. Mesela bu albümde daha sade bir alt yapı var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Müzik sana ne ifade ediyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzik benim için bir proje değil, dolayısıyla da; "Şöyle değişik bir şey yapsam iyi olur mu?" ya da; "Onun içine şöyle bir şey oturtursak daha iyi olur," gibi şeyler düşünmüyorum. Tamamen kalbimden geçtiği gibi müzik yapıyorum. Kafamda bir hikâye oluyor ve onu 10 parçaya yaymaya çalışıyorum. Ama bunu içimden gelmediği şekilde değil de kendime zaman tanıyarak yapıyorum. Beynim ve kalbim paralel çalıştığı zamanlarda dışa vuruyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Özel yaşantında neleri yapmaktan zevk alıyorsun, neleri seviyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni ilkokulu bitirdikten sonra yatılı okula gittim. Dolayısıyla 12 yaşından beri -her ne kadar ailemle ilişkilerim çok çok iyi olsa da- fikir bazında kendi kararlarımı kendim alarak yaşadım. Çok uzun süredir yalnız yaşıyorum ve yalnız yaşamayı seviyorum. Kendime yalnızken de tatmin olabileceğim bir hayat kurmaya çalıştım. Evde vakit geçirmeyi çok seviyorum. Okumayı, yazmayı, çizmeyi, film seyretmeyi çok seviyorum. Sosyal hayatı, dolayısıyla arkadaşlarımla birlikte olmayı da çok seviyorum. Ama onlarla da genelde ya kendi evimde, ya da onların evinde birlikte oluyorum. Play station oynamaya da bayılıyorum. Hayattan zevk almak için, neler beni mutlu ediyorsa, hepsini yapıyorum. Kendime düşünmek için çok vakit ayırırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şahane dostlarım var&lt;br /&gt;* Kendine ayırdığın vakitlerde neler yapıyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın uyandığında bir 10 dakika olsun kendisini boş bırakabilmesinin yararına inanıyorum. Ben bunu hayatımın bir parçası yaptım ve bu şekilde yaşamaktan çok mutluyum. Bu beni besliyor. Gördüğüm, gözlemlediğim, duyduğum her şeyi bu sayede kafamda bir yerlere oturtabiliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Ya insanlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şahane arkadaşlarım var, onlarla vakit geçirmeyi seviyorum ve insanların ağzından çıkan her kelimeyi mutlaka değerlendiriyorum. Çünkü yaşamın başka açılarını da keşfetmek ve onların bakış açısından da bakabilmek çok hoşuma gidiyor ve bu yaptığım şeye de yansıyor. Her şeyi kendi bulunduğum yerden görmeyi değil, başkalarının da bulunduğu yerlerden nasıl göründüğüne bakmayı seviyorum. Hayatı yalnız yaşıyorsam da paylaşmayı seviyorum. Zaten bu şekilde de besleniyorum. İnsan 27 yaşına geldiğinde zaten kendine birlikte olmaktan mutlu olacağı bir çevre seçmiş oluyor ve zaman içinde her şey doğru şekilde çalışmaya başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Tanınmışlık seni kısıtlamıyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçimden geldiği gibi yaşamaya ve istemediğim şeylerin bir parçası olmamaya gayret sarfediyorum. Bir şeylere kapılıp, onların beni sürüklemesi, hiçbir zaman benim yaşam tarzıma yakın bir şey olmadı. Türkiye'de medyatik olmakla başarılı olmak karışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Sen pek medyatik değilsin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni dinleyenlerle aramızdaki en büyük bağın konserler ve albüm olmasını istiyorum. Her gün gazetede benim kiminle, ne yaptığımı bilmeleri bana laçka geliyor. Ben de kendimi her gün gazete ve dergilerde görsem, durup bir; "Ben ne yapıyorum?" diye düşünürüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Seni mutlu eden şeyler neler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok küçük şeyler beni mutlu edebiliyor. Mesela hiç yemek yapmam ama arkadaşlarım geleceği zaman onlara yemekler yapıp, ağırlamak hoşuma gidiyor. Bazen iki ay boyunca canım hayatımı bu şekilde yaşamak istiyor, böyle yaşıyorum. Bazen canım iki hafta tatile çıkmak istiyor, imkânlarım el veriyorsa tatile çıkıyorum. Bazen de canım eve hiç gelmek istemiyor, gezip tozmak istiyor. Kendimi dinliyorum. Neye ihtiyacım varsa onu yapıyorum. Tamam ev ortamını tercih ediyorum, ama içimden gelenlere kulağımı kapatmıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Nasıl mekânlardan hoşlanıyorsun; kalabalık mı, sakin mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle belli bir mekânım yok; "Çok seviyorum," diyebileceğim. Adını hiç duymadığım bir yere arkadaşlarımla gidip, orada eğleniyorsam, orası benim hafızama güzel bir yer olarak kazınıyor. Aslında mekânın hiçbir önemi yok, birlikte olduğum insanlar sayesinde her yerde mutlu olabiliyorum. Son zamanlarda en mutlu olduğum anlar, doğayla başbaşa olduğum, suyun tenime dokunduğu, toprağa bastığım anlar oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Şehir insanı sendromu mu?..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğru galiba... Şehirde o kadar hızlı yaşıyoruz ki, bunlara daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Eskiden farketmiyordum, kuma ayağımı bastığım zaman, ne kadar rahatladığımı. Bir de beni en çok mutlu ve motive eden şey, başarı. Başarılı olduğum zaman, problem olarak neyle uğraşıyorsam, onu çözer ve arkaya atarım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Hayata çok yapıcı yaklaşıyorsun; nedir sırrı bunun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatta her şey; iyi de, kötü de denge içinde. Bazen üst üste iyi şeyler olurken, bazen de kötü şeyler oluyor. Bunlar hep var, bunlara rağmen mutlu olmayı öğrenmek, zaman isteyen bir iş. Bunu ben yavaş yavaş öğrendim. Hayatımda çok ciddi bir problem yaşadığım zaman bile onu kabul edip, içimden geldiği gibi davranmaya, bir şeylerden zevk almaya devam ediyorum. Her şeyden mutlu olabiliyor, kırılabiliyorum... İkisinin arasında uzun, hızlı yolculuklar yaşıyorsun....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safları enayi sayıyorlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Takıntıların var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşim konusunda acayip titizim. Bir şeyler ters gidiyorsa uyku uyuyamam, en titiz ve takıntılı olduğum şey, yine müzik. Çünkü ben onu çok bireysel bir şekilde paylaştığımı düşünüyorum. Bütün çıplaklığımla kalbimi açıyorum. Hayatlarının her bölümünü açan insanlar bunun böyle olacağını savunabilirler. Ben kendi sözünü ve bestesini yapan bir kişi olarak bütün kalbimdekileri hiç tereddüt etmeden insanlarla paylaşmak üzere açığa çıkarıyorum. Bu benim bu konuda çok hassas olmam için yeterli bir neden. Yaptığım işin bir şekilde, azıcık da olsa samimiyetini yitirtecek, içtenliğini safdışı bırakabilecek herhangi bir şeyi olduğu zaman çok takıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Çok içten davranıyorsun; bunun zararını görmüyor musun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'deki ahlâki çöküntü beni çok yıpratıyor. Kimi zaman her şeyin bitme noktasına geldiğini düşünüyorum. Biri saf olduğu zaman, enayi insan oluyor. İnsanlar ne kadar kısa vadeli planlar yapıp, köşeyi dönmeye çalışırlarsa o kadar başarılı oluyorlar. Bunları hayatına dahil etmeden ama bir açıdan da gerçekçi gözünü kaybetmeden, diğer taraftan, hayalgücünle hayatını birleştirerek, bir şeyler üretmeye çalışarak yaşamaya kalktığın zaman, zaten hayat çok problematik bir hâle bürünüyor. Bütün bunlara rağmen bir şeylerden zevk almaya ve bir şeyleri kucaklamaya çalışmak, iste ya da isteme seni takıntılı bir insan hâline getiriyor. Ben de takıntılı bir insan oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Şarkılarda kendini anlatmak da günlük yazmak gibi bir şey. Ama insan günlüğü okunduğu zaman kendini çıplak gibi hisseder ve okunacağını bildiği zaman doğallıktan uzaklaşır. Sen bunu nasıl başarıyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çok garip ve tanımlaması olmayan bir şey... Senin bir şeyler düşünerek yazdığın bir şeye dinleyenler çok farklı bir anlam yükleyebiliyor. Sen ne anlatmaya çalışırsan çalış, ben ne kadar anlayabiliyorsam o kadar anlamlı oluyor. Kişi, ne anlamak istiyorsa, onu anlıyor... Aynı duygu, habersiz değil, sen onu okunması için yapıyorsun. Bu hastalık gibi bir şey.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115165607769618257?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115165607769618257/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115165607769618257' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115165607769618257'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115165607769618257'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/anladm-mzik-gibisi-yok.html' title='Anladım &quot;müzik&quot; gibisi yok'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115165566578461919</id><published>2006-06-30T01:19:00.000-07:00</published><updated>2006-06-30T01:21:05.860-07:00</updated><title type='text'>Saç, ter, reçine ve Perdeler</title><content type='html'>Şebnem Ferah yeni şarkısı "Perdeler"e çello solo uygun görmüş, Apocalyptica grubu da eyvallah demiş. Baltık Denizi'ne kadar gidip bilgi ve görgümüzü arttırmamız bundandır. Helsinki bunalımının sırrını ve ilacını da çözmüş bulunuyoruz &lt;br /&gt;Björk'un başrolünde oynayıp Altın Palmiye bile aldığı "Dancer in the Dark-Karanlıkta Dans"ı gördüyseniz, mutlaka ağlamış, kahrolmuş, içiniz ezilmiştir. Darmaduman bir filmdi kendisi. Finlandiya seyahatimizde bunun sebebini idrak ettik. "Konuyla ne ilgisi var; Björk Finlandiyalı bile değil, film de orada geçmiyor?" diyeceksiniz ama nafile, biz olayı çözdük bir kere. 'Kuzey' olayı. Eminim Norveç, İsveç ve Danimarka -hatta daha da ileri gidip Belçika da diyebilirim- 'bet' ülkelerdir. Bizi oraya götüren Universal'dan Bige Hanım iki günde intiharın eşiğine geldi dersek, umarım sizin için yeterli olacaktır. Veya Helsinki city guide'da "Evet, intihar oranı en yüksek ülke Finlandiya'dır, ama votkamız ve Nokia'mız meşhurdur" gibi şeyler yazıyor dersek...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'KENDİNİ YENİLEME' MEVZUU&lt;br /&gt;"E, madem öyle niye gittin" diyecek olursanız, enteresan bir buluşmaya tanıklık etmeye gittik: Şebnem Ferah'ın canı Apocalyptica'yla düet yapmak istemişti. Bizi de çağırdı. Kısaca. Apocalyptica'yı hatırlarsınız; şu Metallica'nın parçalarını çelloyla çalan çocuklar. Bir iki defa Türkiye'ye gelmişlerdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem'e sorduk: Nereden çıktı bu düet? "Daha önceden beri müziğin her iki albümümde de benim müziğe bakışaçımı yansıtan albümler yapmaya çalışıyordum ve her zaman da o ana kadar öğrendiklerimin yanı sıra yeni bir şeyler de eklemeye çalışıyordum kendimce" dedi. "Efendim?" diye cevap verdik. Apocalyptica üyeleri hiç oralı değildi; Türkçe konuşuyorduk ve onlar kendi dillerine feci benzettikleri bu dili, fıçılarca bira eşliğinde keyifle takip etmekle meşgullerdi. Şebnem'i anlamamıştık. Ama bu normaldi, zira Helsinki'deydik ve güneş vardı ve sabahtan beri ısınmak için votkaların tadına bakmıştık ve... "Nasıl yani?" dedik, Şebnem bu sefer "Yeni bir vizyon açacak bir şey" diye açıkladı. Sonra da "Albümün başından beri kendim için yeni ne yapabilirim diye düşünüyordum. Dünyada denenmeyen bir şey kalmadı, bütün türler birbirine karışmış ve birbirinden faydalanıyor vaziyetinde. İlkel bir tarafı olan bir müzik yapmak istedim, ilkel derken daha saf, bu da net enstrümanlarla mümkün. Bu fikir oluştu, aynı company'de olduğumuz için uluslararası boyutunu da çözdük. Her şeyden önemlisi kendimi yeni bir şey yapıyormuş gibi hissedeceğim. Motivasyon olacak" dedi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çaresiz peki dedik. Arkadaşlar böyle bir proje düşünmüşler, iyi de olmuş, kızımız güzel, sesi güzel malum, eh çocuklar da fena çalmamış; sorun yok. Şarkının ismi "Perdeler". Şebnem'in en yeni şarkısı. Sözler-müzik ona ait. "Yarın güneş doğar elbet, yeter ki açılsın şu perdeler..." diyor. Yakında çıkacak yeni albümün de habercisi tabii. Biz sound'u bir önceki "Artık Kısa Cümleler Kuruyorum"a benzettik, ama belli olmaz, albüm çıkana dek beklemek lazım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allahın işi; Danimarkalı bir arkadaşım dinlemişti o albümü tesadüfen ve Şebnem'in sesine hayran kalmıştı. Bunu Apocalyptica'lı arkadaşlar Max ve Paavo'ya da anlattım. Vay canına, dediler. Yanımızda oturan Hürriyet'çi arkadaşımız Yeşim Çobankent biraz dedikodu yapmaya karar verdi ve aynen şöyle sordu: "Şebnem'in sesi hakkında siz ne düşünüyorsunuz?" Çocuklar da harbi çıktı: "Bilmem, yarın stüdyoda görürüz!" Şebnem kikirdemeye başlayınca ona çello da çaldırmaya karar verdiler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KARANLIKTA DÜET&lt;br /&gt;Apocalyptica'cılar Şebnem'in geçmişinden bihaberler. Ortalığı karıştırayım dedim ve "Biliyor musunuz, o eskiden hızlı bir rock grubu solistiydi" diye yumurtladım. Max ve Paavo bu işe sevindi, ama tehditkar ifadeyle "Asıl siz bizim geçmişimizi bilmiyorsunuz" dediler. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişleri hakikaten şahane: Adamlar Sibelius Akademisi mezunu, "Oraya girmek için çok yetenekli olman lazım" diye caka satıyorlar; ama çellolara "eziyet" çektirmeye karar vermişler bir kere: "Enstrümanlarımızın saç, ter ve reçine ile dolması hoşumuza gidiyor" diyorlar. Sonra efendim, dünyadan çok sevdikleri ve ünlü olmalarının müsebbibi Metallica abileri, onları San Francisco Senfoni Orkestrası'yla verdikleri konsere davet etmiş, kendi limuzinlerini göndermiş... CV iyi yani. Aferin Şebnem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KEMANCI'NIN SIRRI &lt;br /&gt;Türkiye'yi sevmişler, ama Mimar Sinan'ın rıhtımındaki konserde mideleri bulanmış: "Kabus gibiydi. Büyük gemiler geçiyor, dalgalar geliyor, sahne sallanıyor, sen solo atmaya çalışıyorsun. Verdiğimiz en tuhaf konserdi" diye anıyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tuhaf buldukları şey yalnızca o değil: "Club kapasiteniz inanılmaz. Kemancı bin kişi alıyor! Burada en fazla 200 kişi alır bir yer. Türkler de ufak insanlar değil ki, hadi Koreliler olsa neyse..." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biz de onlara "Neden Helsinki'de bütün otellerin adı Sokos ve bütün restoranların adı Cabana?" diye soracaktık ki... Votkalar geldi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AYŞE DENİZ POYRAZ&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115165566578461919?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115165566578461919/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115165566578461919' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115165566578461919'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115165566578461919'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/sa-ter-reine-ve-perdeler.html' title='Saç, ter, reçine ve Perdeler'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115165540717674718</id><published>2006-06-30T01:16:00.000-07:00</published><updated>2006-06-30T01:16:47.540-07:00</updated><title type='text'>nostalji....Şebnem, Star olarak döndü</title><content type='html'>&lt;em&gt;Türkiye'nin bayanlardan kurulu ilk rock grubu olan Volvox grubunun solisti Şebnem Ferah, konserden konsere koşuyor. &lt;br /&gt;"Kadın" adlı ilk solo albümü ile şöhreti yakalayan Ferah'ın bahar konserlerinin sponsorluğunu Little Big üstleniyor. Şöhret olmadan önce grubuyla birlikte Taksim'deki Kemancı Bar'da sahne alan Ferah, aynı mekana bu kez bir yıldız olarak döndü. Konseri nedeniyle Kemancı'da sahne alan Şebnem Ferah, eski izleyicileriyle de hasret gidermiş oldu. Eskişehir, Ankara ve İstanbul'da bir dizi konser daha vereçek olan genç rock'cı, konserlerden sonra "Bu Aşk Fazla Sana" isimli parçasına klip çekecek.&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115165540717674718?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115165540717674718/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115165540717674718' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115165540717674718'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115165540717674718'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/nostaljiebnem-star-olarak-dnd.html' title='nostalji....Şebnem, Star olarak döndü'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160600499572424</id><published>2006-06-29T11:32:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T11:33:25.143-07:00</updated><title type='text'>Tekniğim Var Ama Asla Tekniğe Hapsolmam</title><content type='html'>Geçtiğimiz ay ülkemiz benzerine az rastlanır bir turneye şahit oldu ve Dee purple’ ın “Slaves and Maskers” albümünde de vokla yapan eski Rainbow solisti Joe Lynn Turnes, coco cola nın 3-24 Mayıs tarihleri arasında düzenlediği içinci Soundwave Üniversite konserleri serisinde Cem Köksal’ ın şarkılarını seslendirerek hem ortalığın tozunu hem de kulaklarımızın pasını attı. Hal böyleyken işin içine Şebnem Ferah da dahil olunca bizde ıskalamadık ve soluğu 12 Mayıs ta Konya semalarında alıp hem müzisyenlerle sohbet ettik hem de konseri seyretme fırsatı yakaladık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Volume: Bu günlerde Soundwave turnesi haricinde neler yapıyorsunuz. Bir sonraki albüm için hazırlıklara başladınız mı ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah: Hayır,daha hiç başlamadım zaten son albüm daha yeni çıktı biliyorsunuz benim bir albüm yapmam en az 2-2,5 sene arayla gerçekleşiyor. Gerçi hesap etmiyorum ne kadar süre geçti diye. Ne zaman elimde yeterli materyal olursa o zaman yola koyuluyorum. Şu an için tüm konsantrasyonum konserler üzerinde. Bir sonraki albüm ile ilgili ufak tefek ön çalışmalarım var ama henüz stüdyo aşamasına gelmiş değilim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;V: Önceki iki albümünüz” kelimeler yetse” ve “perdeler” de prodüktör koltuğunda siz oturuyordunuz oncak son albümde yeri Tarkan Gözübüyük e devrettiniz. Neydi sizi kontrol odasından çıkartan? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Aslında her iki durumda da stüdyoda yaptıklarını değişmiyor. Ama prodüktör koltuğunda oturmak fazlasıyla objektif olmayı gerektiriyor. Çok yorucu bir işi insanın içinden geleni ve doğru olduğunu hissettiğini kendinin yapması ile güvendiği bir arkadaşı ile kafa kafaya verip yapası arasında dağlar kadar fark var. Ben zaten bir prodüktör değilim. Biraz da mecburiyetten yapıyordum diyebiliriz. Ancak artık prodüksiyon aşamasından yorulduğumu hissettim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;V: Hiç ses teknisyenliğine el attığınız oldu mu ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ŞF:Hayır. Murat Bulut adında harika bir ses teknisyenizmi var bunun için &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;V: İlk defa” gözlerimin etrafındaki çizgiler” de ve sonra da “can kırıkları”nda duyduğumuz bir scream vokal stiliniz var. Bunu geliştirmek için özel bir vokal tekniği uyguladınız mı ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Senelerdir şarkı söylediğim için benim zaten oldukça oturmuş bir vokal tekniğim var. Yurtdışına her gittiğimde özel vokal tekniği dokümanları alıyorum. Ancak o sesleri çıkartmak kitap ve uygulamalarla ile öğrenilebilecek bir şey değil. Eğer gırtlağınız da da yer varsa yapabilirsiniz. Sesinizin her daim sağlıklı, olması lazım. Tecrübesi olmayan biri o sesi çıkarttıktan sonra hastanelik de olabilir keza o, gırtlağı çok yoran bir vokal stili. Daha önceden neden yapmıyordunuz diye sorarsanız da, durum melodi ve söylediğim kelimenin hissiyatını yansıtmak ile alakalı derim. Kelimenin hissini yansıtacak vurguyu o şarkıda o tonlamada buluyorum ve yapıyorum. Ben tekniğe sahip olan ama asla tekniğe hap solmayan bir şarkıcı olamaya gayret ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;V: Günlük ses egzersizleri yapıyor musunuz ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Tabi ki, her gün ses egzersizleri yapıyorum. Sahneye çıkmadan önce yarım saat kadar ses egzersizi yapıyorum. Benim gibi her gün turlayan ve sahneye çıkan birinin tıpkı bir sporcu gibi çalışması gerekiyor bu konuda. Sonuçta 2 adet çok ince kastan söz ediyoruz ki onları formda tutmak farz, başka yolu yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;V: Uzun süreli turnelerde gece sahne alan vokalistlerin ses tellerinin bir dayanma limiti olduğunu biliyoruz. Sizin maksimum süreniz nedir bu hususta?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Eğer iki konser arası iyi dinlenebiliyorsam hiç sorun olmuyor. Eğer dinlenemiyorsam, gürültülü ortamlarda konuşmam gerekiyorsa ve uykumu alamıyorsam sonralara doğru benimle birlikte sesim de yoruluyor tabi ki. Siz sağlıklıysanız sesiniz de sağlıklı çıkar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;V: Birazda gitaristliğinizden bahsedelim. Bir dinleyici ve bestekar olarak ne tür tonlardan hoşlanırsınız ve tercih edersiniz ? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Pek ayırım gözettiğim söylenemez aslında. Şarkı yaparken akustik gitarla da yapabiliyorum bir gitarın clean tonları ile de.Tabi ki distorsiyonlu tonlar eğer parçaya yakışıyorsa her zamanki tercihimdir ki zaten dinlemeyi sevdiğim müzikte öyle. Distorsiyonlu müziklerin çok ihtişamlı olduğunu düşünüyorum. Sonuçta bir gitaristi gitarist yapan onun çalma tekniğidir. Diğer etkenler tamamen ikinci planda kalıyor benim nazarımda. İyi bir gitaristin eline en kötü pedalı ve en kötü gitarı ver yine iyi bir sound yakalar. Öte yandan kötü bir gitariste Steve Vai’ in set up’ ını ver hiçbir sonuç alamazsınız.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160600499572424?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160600499572424/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160600499572424' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160600499572424'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160600499572424'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/tekniim-var-ama-asla-teknie-hapsolmam.html' title='Tekniğim Var Ama Asla Tekniğe Hapsolmam'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160592954034701</id><published>2006-06-29T11:31:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T11:32:09.723-07:00</updated><title type='text'>Can Kırıkları...</title><content type='html'>Beşinci albümü ''Can Kırıkları''nı yayınlayan Şebnem Ferah’la müzikal yolculuğunu,albümünü,dinleyicileriyle olan ilişkisini ve Tori Amos’la yaptığı röportajı konuştuk. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah’ın,insanın içine işleyen bir tarafı var.Sesinin,sözlerinin kendisinin..Bu,sebebini anlayamadığımız bir içe işleyiş değil.Sebebi çok açık:Ferah ,tümüyle gerçek ,abartısız ve sağlam.Müziğe aşık olduğu her halinden belli olan ve bu aşkı da sansürsüz biçimde yansıtan biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pasaj Müzik’ten çıkan ''Can Kırıkları'' adlı beşinci albümünde alıştığımız tarzın biraz daha sertleşerek devam ettiren Ferah ''birilerinin şarkıcı yaptığı biri değilim'' ben.Bu bana öyle bir özgürlük alanı sağlıyor ki, sahip olduğu şeyi biliyorum,'' diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizi bir şekilde Sezen Aksu ‘ya benzetiyorum Müzikal anlamda değil ama tıpkı Sezen Aksu gibi sizin de çok seveniniz var.Ve size çok bağlılar.Sevmeyen yok gibi,varsa da saygılarından susuyorlar.Bu kadar çok seviliyor olmak nasıl bir duygu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu karşılıklı bir şey.O duyguların hepsi benim kalbimde de var.Birilerinin hayatında bir yerim olacaksa,bir albümde beni evlerine,arşivlerine koyacaklarsa,sesimi duyacaklarsa,yaptığım müziğe dakikalarını ayıracaklarsa,bu bana hala mucizevi ve çok kıymetli bir şey gibi geliyor.Beş dakikalığına bir şarkıyla gireceksem hayatlarına,o beş dakikayı beraber yaşayalım istiyorum.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani samimiyet çok önemli sizin için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet,o kelimeyi kendim telaffuz etmek istemiyordum ama öyle bir ilişkimiz olduğuna kanaat getirmiş durumdayım..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu hiç laçka bir samimiyet de değil,sistemli bir samimiyet.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet.bu aslında daha çok onlardan kaynaklanan bir şey.Hem çok zekiler,hem de kendilerine geliştiren insanlar.Aynı zamanda çok saygılılar.Dokuz senedir kaç tane konser vermişimdir, bir kere bile laçka bir davranışla karşılaşmadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;''Can Kırıkları'', diğerlerine göre daha sert bir albüm.Bir de sanki üst üste dinlenmesi,üzerinde biraz düşünülmesi gerek bir albüm gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana sorulacak olursa,bu albüm tam bir performans albümüdür.Bu albümde hakikaten kendimce daha iyi söylediğimi düşünüyorum.Öte yandan,benim söyleyecek.Bir şeyim varsa ve bunu müzikle söylemek istiyorsam ''bunu şöyle bir forma sokalım ki daha kolay anlaşılsın'' diye düşünmem.Bu artık dinleyen insanların algılama mekanizmalarına hakaret gibi geliyor. ''Hadi bir albüm yapalım sert olsun''demem.Her an bir sonraki albümde sadece piyano eşliğinde şarkı söyleyebilirim.Benim için önemli olan iyi performans,bunun iyi kaydedilmesi,parçaların mümkünse insanın kalbine dokunabilmesi.İçinde gerçek kelimeler,çığlıklar yada fısıltılar olması.Bir albümün 10-12 şarkı içindeki bu,şu şarkı diye değil,uzun bir şarkı gibi değerlendiren biriyim.İnsanlara da bunu sunmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albümünüzdeki parçaların çoğunda denizden bahsediyorsunuz.hatta ilk parçanızın adı ''Okyanus'' Hayatınızda nasıl bir yeri var denizin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarkıları kaydedip arka arkaya dinlemekten başladıktan su,deniz yüzmek okyanus gibi mevhumları çok kullandığımı fark ettim.Denizi severim.Yalova da doğdum.Babam balık tutmayı çok severdi.Çocukluğumun belki en güzel anıları o döneme aittir.Fark ettim ki,denizi,yüzmeyi,hayat ve hayatla baş etme konusunda küçük bir metafor kullanıyorum.Belki insanın en saf arınmış,daha doğrusu bir sürü başka şeyle dolmamış,kirlenmemiş haliyle özdeşleştiği için sıkça ona başvurmuşumdur..Su temizdir ya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatın bitmeyen bir ergenlik bunalımı olduğunu düşünüyor musun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynen öyle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözlerinizden de bu hissediliyor.Bunu olgun ve iyi bir biçimde ifade etseniz de,tıpkı ergenlik dönemindeki gibi bir isyan ve üzüntü var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim hep aynı yerim acıyor çünkü.O değiştirebileceğim,olgunlaştırabileceğim ya da ıslah edebileceğim bir şey değil.Bu duruma verebileceğiniz tepkileri ıslah edemezsiniz.Yaşınız kaç olursa olsun,ağlamak geliyorsa ağlarsınız.Sadece eskiden ''aman Allahım bittim ben'' dediğiniz şey,yaş ilerleyip de tecrübeniz arttıktan sonra karşınıza çıktığında,verdiğiniz reaksiyonlar ya da onu atlatma süreciniz değişiyor..Ben mesela önlem alabilen biri değilimdir.Doğru da bulmuyorum.Sinir uçlarım hep açıktır.Nereye kadar önlem alabilirsin zaten?Hayat bizim planladıklarımızın üzerinde ilerlemiyor.Özellikle böyle şeylerle de yüz yüze gelmiş biri olarak bunu rahatlıkla söyleyebilirim.Mutlu olmak,gülmek şakalar yapmak ne kadar güzelse ağlamak,bağırıp çağırmak bir o kadar insana at içimizde var olan duygular.Biri düğmeyi sola çevirmek,biri sağa çevirmek gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geriye dönüp baktığınız zaman ne görüyorsunuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben hakikaten kendimi bildim bileli müzik yapan biriyim.Bu gelişimi gördüğüm zaman mutlu oluyorum.Hiç ''Şu zaman geldiğinde albümüm çıkmalı'' yada ''Şöyle bir şarkıcı olmalıyım'' demedim.Bunlar benim için hep doğal bir biçimde oldu.Orta okuldan itibaren gruplara girip şarkı söyledim,enstrüman çaldım,sonra kendime daha oturaklı bir grup kurdum,konserler verdik,barlarda iki sene boyunca durmadan çaldık,çok büyük bir tecrübeydi.Geneline baktığım zaman,hiçbir şey zorla olmamış.Ben bunu kafama takmışım ama bağıra,bağıra söylemiyormuşum.Ve gereken her şeyi yapıp kendimi eğitmeye çalışmışım.Bütün bu gelişim sürecine baktığımda bana her şey çok harika geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çaldığınız ekiple çok uzun süredir berabersiniz.Hem arkadaşsınız hem iş yapıyorsunuz.Zor bir şey mi bu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İtiraf etmeliyim,bazen çok zor oluyor ama biz birbirimize çok saygı duyuyoruz.Metin (Türkcan) gitar çalarken durup onu seyrettiğim zamanlar olur.Yada Aykan (İlkan) davul çalarken.Ya da bütün dünya bir laf etsin,Ozan (Tügen) bir laf etsin.Ozan bir yanadır,dünya bir yana.Buket’in (Doran) var oluşunu bile çok tekdir ediyorum.Hem iyi bir bas çalıyor hem de çok sevdiğim bir arkadaşım.Çok uzun zamandır arkadaş olmamıza rağmen laçkalaşmadan,saygımızı koruyıpbir arada olabiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tori Amos ‘la CNN Türk için bir röportaj yaptınız.Nasıl teklif geldi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tori Amos,benim ilgi alanıma girmeyen biri olsa asla yapmayacağım bir şeydi.Klas** bir röportaj olmasını istemediklerini söylediler,bir hoşluk yapmak istediler sanırım .Kendisine çok saygı duyduğum için,hoş bir tecrübe olacağını düşündüm.Etkileyiciydi benim için.Ama ben bir gazeteci değilim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl buldunuz Tori Amos’u?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle bir göz hapsine alıyor ki insanı,''Diğer sorum ne olacak'' defterinizi bakamıyorsunuz.Çok düşük bir volümle,herkesin pür dikkat on dinlemek zorunda kalacağı şekilde konuşan,çaktırmadan insanları kontrol altına alan biri.Ve hakikaten bu kadar aura’sı gözüken biriyle karşılaşmamıştım.Çok yüksek enerjisi vardı.Çok etkilendim ama şaşırmadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak çığlık atmak sizin için ne ifade ediyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim için fısıltıyla çığlık atmak arasında bir fark yok.Parçanın ruhen öyle bir şey gerektirdiğini düşünürsem,daha doğrusu içimden çıkıyorsa yaparım.Çığlık atmak benim için ses aralığımın genişliğini göstermek yada ''işte ben böyle de bir şarkıcıyım,'' demek için yaptığım bir şey değil ;bir duygunun dışa vurumu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160592954034701?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160592954034701/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160592954034701' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160592954034701'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160592954034701'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/can-krklar.html' title='Can Kırıkları...'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160586377783881</id><published>2006-06-29T11:30:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T11:31:03.856-07:00</updated><title type='text'>"İNSANİ DEĞERLERİMİZİ KAYBETTİĞİMİZİ DÜŞÜNÜYORUM"</title><content type='html'>İNSANİ DEĞERLERİMİZİ KAYBETTİĞİMİZİ DÜŞÜNÜYORUM"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah, yeni albümü Can Kırıkları'nı piyasaya çıkardı. Ancak bu kez aşktan çok söz etmiyor, çünkü olgunluğun getirdiği insanı değerlerin önemini anlatmayı tercih etmiş. Ferah, 'İnsanlar değerlerimizi kaybediyoruz diye feveran ediyor, oysa içimizde bir yürek taşıdığımız sürece insani duygularımız hep var olacak' diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı sanatçıların albümü dinledikçe beğenilir. Sizinki de böyle... Peki neden böyle bir duygu yaşatıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü amacımız, bir-iki parçanın öne çıkması değil. Albümü bir bütün olarak algılanması ve beğenilmesini istiyoruz. Benim bütün albümlerimde de böyle bir duygu yaşıyor insanlar. Bu da albümün daha uzun süre dinlenmesine neden oluyor. Bu da iyi bir şey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albümün hazırlık aşamasını anlatır mısınız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen albüm çıktıktan sonra bir-bir buçuk yıl yoğun bir konser turnesi geçirdik. Ben, albüm çıktıktan ve onun yenilik duygusu geçtikten sonra hemen bir yerlere bir şeyler karalamaya başlarım. Yoğun konser döneminde konsantre olup ince ince çalışmaya başlayamam. Önce dinlenmem gerekiyor. Sonra da her şeyi bırakıp müziğe yoğunlaşırım. Normalde, yaptığım bir şarkıyı kaydederim, ertesi gün dinlerken hoşuma giderse üzerinde çalışmaya devam ederim. Bu da bana çok büyük bir gösterge oluyor. Kimi zaman bir parça çok kısa sürede biter. Ben öyle şarkıları daha çok seviyorum. Ve insanlar da tesadüfen çıkan öyle parçaları daha çok seviyor. Martta stüdyoya girdik. Yaklaşık üç buçuk-dört ayda albüm ortaya çıktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzisyen arkadaşlarınız her zaman beraber olduğunuz isimler sanırım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet. Albümün prodüktörlüğünü Tarkan Gözübüyük yaptı. İlk iki albümde de onunla çalışmıştım. Dokuz yıldır sahnede çalıştığım müzisyen arkadaşlarım yanımdaydı. Hem eğlenceli hem de çok yoğun bir çalışma dönemi paylaştık. Beraber nefes alan, bir sürü şeyi beraber yapan insanların bir arada müzik yapması çok şeyi değiştiriyor. Bazen söze bile gerek kalmadan birbirimizi anlayabiliyoruz. Bu da öncelikle işi yapan insanı da çok tatmin ediyor, çünkü insanın yaşı ve tecrübesi geliştikçe, böyle şeylerin kıymetini biraz daha fazla anlıyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olgunluk Şebnem Ferahı nasıl değiştirdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette bazı şeyler değişiyor. Birincisi bir sürü konuda ilk kez yaşamak var, ikinci-üçüncü kez yaşamak var. Tecrübeleniyorsunuz. Tecrübelendikçe tepkilerinizin boyutu da değişebiliyor. Bunlar elbette ki sözlerime yansıyor. Benim fark ettiğim en büyük yansıma ise, kendi içimde çoklukla halledebildiğimi düşündüğüm şeyleri yeniden yaşıyormuşum gibi geliyor. Kendimi daha cesur buluyorum. Müziğe o kadar emek harcıyorum ki bu da bana özgürlük alanı sağlıyor. Bunlar benim saptadığım olumlu yönler. Zaman ilerledikçe bazı olumsuz etkiler de olabilir. Hem fiziksel hem de ruhsal olarak daha kolay yoruluyorsunuz. Ama bunun da önlemini alıyorum. Çünkü yorgunken insan hiçbir şeye konsantre olamıyor. Müzik de konsantrasyon isteyen bir şey. Hayatımı bir müzisyen gibi yaşamak istiyorum. Ara verdiğim zamanlarda da müzikten kopmuyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albümdeki tüm sözler size ait. Peki Can Kırıkları nasıl doğdu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önceki albümden sonra şirkete gelen zarfların birinden bir kitap çıktı. Kitap, Karin Karakaşlı'ya aitti. İsmi ise 'Can Kırıkları'. Kitabın içini görmeden kafamda şarkı çalıyordu. Çok imrendim. Acıya dair güzel ve etkileyici bir ifadeydi. Ama konserler derken hemen oturup yazamadım. O kadar çok beğendim ve albümü de o kadar iyi temsil ediyordu ki, kendisini arayıp hem haber vermek hem de izin almak istedim, çünkü ilham almıştım. Çok memnun oldu. Albümün isim hikayesi işte böyle. Yani benim bulduğum bir şey değil...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözlerinizde bu kez aşktan çok söz etmiyorsunuz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu albümde aşk çok az. Daha çok hayata bakış açımı, kendi kendime değerlendirmelerimi ve önerilerimi yansıtmak istedim. İlkel bir ahlak anlayışı, ilkel derken gelişmemiş demek istemiyorum. İnsanların uygarlıkla bütünleşmedikleri bir anlayışı anlatmaya çalıştım. Bunu da önceden oturup planlamamıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;AHLAK ÖNEMLİ BİR MEFHUM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken sizi neler besliyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer üretiyorsanız, sinir uçlarınız hem kendi hem de etrafınızdaki hayat karşı çok duyarlı oluyor. İlla çok büyük şeyler yaşamak gerekmiyor. Mesela o kitaba bakıp, onu yanlış okuyabilecek veya hemen algılayabilecek biri de olabilir... Ben ikinci örnekteyim. Bu anlamda sünger gibiyim. Geçen albümde fazlaca aşka dair sözler vardı. Bunu da kendimce farklı ifade ettiğimi düşünüyorum. Bir konuda çok konuştuğunuzda aynı şeyleri tekrarlamak istemiyorsunuz. Bir yaştan sonra da insani taraf daha duyarlı oluyor. Yani ahlakın ne kadar önemli bir mefhum olduğunu görüyorsunuz. Klişeleşmiş namustan söz etmiyorum. İnsanların kendi ahlaklarını üretebilmesinin ne kadar önemli bir şey olduğunu ve bunu yapmadığımızda ne kadar büyük bir eksiklik içersinde yüzdüğümüzü sık fark eder oluyorsunuz. Demek ki, benim de içimde büyük bir etki alanı yaratmış ki, böyle sözler çıktı. Herkes nasıl rahat ediyorsa öyle yaşamalı. Ama toplu olarak yaşadığınızda sizin rahatlığınız, başkaların rahatsızlığı oluyor. Kendimce öneriler sunuyorum. Birinin duygularına çamur mu sürmek istiyorsun? Önce senin ellerin kirlenecek... Bu kirliliğin içinde önce sen olacaksın diyebilmek hoşuma gidiyor. İnsani değerlerimizi kaybettiğimizi düşünmüyorum. Herkes içinde bir yürek taşıdığı sürece bunların kaybolmasına imkan yok. Herkese mesaj vereceğim diye bir kaygım yok. Birileri bunu alıyor ve evine yani hayatına sokuyor. Zamanına ortak oluyorum. Türkiye'de artık müziğin çok içi boşaltıldı. Günlük hayatımda da sıkkınlığımı yanımdakine aktarmam. Bunu yapmak yerine anlarımızı güzelleştirmeye çalışırım. Ve birilerinin üç-beş dakikalık duygu yoğunluğuna ortak olabiliyorsam, bu benim için kıymetli bir şey. Ben bunun için hep çalışırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konserleri yoğun geçen de bir sanatçısınız. Konser öncesi değişik bir ruh haline bürünüyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık 20 yıldır sahneye çıkıyorum. Son on yıldır da profesyonel olarak sahnedeyim. Ondan öncesinde de gruplarım vardı. Yani 15-16 yaşından beri sahnedeyim. Buna rağmen zaman geçip, tecrübeler arttıkça heyecanı yeneceğimi zannediyordum. Sonra anladım ki, bırakın bunu yenmeyi asla kaybetmemek gerektiğini gördüm ama heyecan bazen de ömür törpüsü olabiliyor. Biraz fazla heyecanlanıyorum. Ama bu heyecan elimin, ayağımın birbirine girmesi değil de karın ağrısı veya tansiyon düşüklüğü yaşatıyor. Sahneye çıktığım dakikada da kontrol altına alabiliyorum. Çalışkan biriyim. Çok prova yaparız. Hatta arkadaşlarım neden bu kadar çok prova yaptığımı sorar. Çünkü müzik çalarak güzelleşir diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MÜZİSYEN OLARAK YAŞIYORUM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece çalışmalarıyla var olan ender insanlardansınız. Bunu nasıl beceriyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben o alanı sevmiyorum. Klişe bir laf ama ben gerçekten kendimi değil, yaptığım şeyi sunmak istiyorum. Kendinizi sunmak istediğinizde daha çok görünebilirsiniz. Zaten her önüne gelene mikrofon uzatıyorlar, her önüne gelen de konuşuyor. Ancak benim bunu yapmama gerek yok ya da yapmakta bir anlam olduğunu düşünmüyorum. İnsanlarla karşı karşıya geldiğimde ürünümle ilgili saatlerce konuşabilirim. Fakat ben kiminleyim, nerdeyim, nerde dans ediyorum bunları abesle iştigal olarak değerlendiriyorum. Kesinlikle o şeklide yaşayan insanlara da her hangi bir şekilde lafım olamaz. Ama ben o yapıda değilim. Eğer öyle yaşıyor olsaydım yaptıklarımdan bahsedemez hale gelirdim. Yani o taraftaki yolu açtığınızda kimse size bu kız müzisyen, yetenekli gözüyle bakmıyor. Henüz özel hayatla işi arasında sağlıklı bir dengenin kurulduğuna şahit olmadım. Bir şeyler için de özel çaba harcamıyorum. Ünlü bir şahsiyet gibi değil, müzisyen olarak yaşıyorum. Zaman içinde gazeteciler, de kim ne istiyoru idrak ediyor ve saygı gösteriyorlar. Birbirimizin tercihlerine saygı göstermemiz gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiye kadarki çalışmalarınızdan sonra müziğinizi başka ülkelere götürmeyi istiyor musunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim istemez ki? Ayrıca bazı gereksinimleri de barındırdığımı düşünüyorum. En son Los Angeles'a gittiğimde idrak ettiğim şey bunun rock müzik için doğru bir yol olmadığı oldu. Ben tepeden inme bir şarkıcı değilim. Bir gelişim süreci geçirdim. Her şey doğal bir şekilde ilerledi. Yani bazı şeyler için 'istiyorum' demek olmuyor. Her şeyini toplayıp, orada yaşayıp kendini sıfırdan bir kariyer oluşturmaya çalışacaksın. Bu da çocuk oyuncağı değil. Ama masa başında Türkiye'den bir artistin albümünü gönderme şeklinin de yetersiz olduğunu düşünüyorum. Başka bir dilde müzik yapacaksan o kültüre de hakim olmak gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müziğin dışında nasıl vakit geçiriyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok çalışmak gerektiğini düşünen bir insan olarak, başka yaptığım şeyleri de müziğin etrafına toplamaya çalışıyorum, çünkü ancak bu şekilde kendimizi besleyebileceğimizi düşünüyorum. Çekirdek bir arkadaş çevrem var. Ailem var. Onlarla biraraya gelmek çok hoşuma gider. Zaman zaman yalnız kalmayı ve yaşayabilmeyi severim. Tek başına iyi vakit geçirmeyi becerebilen biriyim. En sevdiğim şeylerden biri de seyahat etmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KORSAN MESELESİ BİR DOKU ZEDELENMESİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korsanın sadece ekonomik olduğuna inanmıyorum. Bu sadece sosyal doku zedelenmesidir. Kimsenin saygısı yok ki artık, niçin gidip parasını ona versin? İnsanlar saygı duyulacak bir şey kalmadı diye hissediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;aksam.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160586377783881?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160586377783881/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160586377783881' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160586377783881'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160586377783881'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/insani-deerlerimizi-kaybettiimizi.html' title='&quot;İNSANİ DEĞERLERİMİZİ KAYBETTİĞİMİZİ DÜŞÜNÜYORUM&quot;'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160581656462327</id><published>2006-06-29T11:29:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T11:30:16.723-07:00</updated><title type='text'>Sebodan Hüzün Şarkıları</title><content type='html'>Şebo'dan hüzün şarkıları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Şebnem Ferah ODTÜ Mezunlar Derneği'nin Vişnelik'indeydi geçen hafta sonu...&lt;br /&gt;Orada izlediğim konserler arasında en kalabalık olanıydı. &lt;br /&gt;Gündüz yağan yağmura ve yağmurdan arta kalan çamura rağmen...&lt;br /&gt;Ama kalabalıktan çok, gelenlerin canlılığıydı asıl dikkat çekici olan...&lt;br /&gt;Ankaralılar, eski bir ODTÜ'lü olan "Şebo"nun yeni albümünü birkaç ay içinde neredeyse baştan sona ezberlemişlerdi. &lt;br /&gt;Mor ve Ötesi'nin bir ara konsere dahil olması (ve grubun solisti Harun Tekin'in, çıkışta korumalarla neredeyse yumruk yumruğa gelmesi) gecenin sürpriziydi.&lt;br /&gt;Şebnemseverlerin önceden aşina olduğu, ama bu albümde hepten ortaya çıkan bir özellik var:&lt;br /&gt;Her parçada, her notada, her sözde derin bir keder dillendiriliyor.&lt;br /&gt;Yüksek volümlü rock ritmleri ve Şebnem'in çığlıkları ardına gizlense de yenilmişlik duygusunu hissetmemek olanaksız...&lt;br /&gt;Daha albümün açılış parçası "Okyanus"ta ağır bir kapı ardındaki okyanusa ulaşmaya çalışan törpülenmiş bir kız var karşımızda...&lt;br /&gt;Aynı kız, albüme adını veren şarkıda yanağından süzülen yaşları "Benim can kırıklarım var" diye açıklıyor.&lt;br /&gt;Sonraki şarkılarda "kırılan kalpler"den söz ediyor, kendini "kuru yapraklarla kaplı çıkmaz bir sokağa" ya da yüreğinden başka sığınacak yeri olmayan bir "mülteci"ye benzetiyor, "Zaten düşmüşüm, kaldırımlar yatağım olmuş" diyor.&lt;br /&gt;Bunları söylerken öyle sahici ki, yanımızda şarkıları çığlık çığlığa eşlik ederek dinleyen üniversiteli kız aniden gerçekten de Vişnelik'in çamurdan yatağına düşüyor. &lt;br /&gt;Toplayıp götürüyorlar.&lt;br /&gt;Şebnem belki deprem sonrasında acılarını demlendirdiği 2,5 senelik suskunluk döneminde biriktirdiği hüznü notaya döküyor.&lt;br /&gt;"Artık uzun cümleler kuruyor" ve her şarkıda can kırıkları batırıyor dinleyicisinin yüreğine... &lt;br /&gt;Lakin bu hüzün, müziğine yakışıyor.&lt;br /&gt;Sesine de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;can dündar...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160581656462327?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160581656462327/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160581656462327' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160581656462327'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160581656462327'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/sebodan-hzn-arklar.html' title='Sebodan Hüzün Şarkıları'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160576538624675</id><published>2006-06-29T11:28:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T11:29:27.026-07:00</updated><title type='text'>Rock'a Gel</title><content type='html'>Rock’a GEL!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Coca-cola icecekin her mayıs ayında artık gelenek haline geliş olman “soundwave üniversite turu” Türkiye' nin dört bir yanındaki rock sever yaşlısı genci herkesi yine fena halde coşturdu. Şehir şehir üniversite üniversite turlayan bu kusursuz organizasyon her üniveristede adeta festival havası yarattı. Biz basın mensupları da tıpkı geçen yıl olduğu gibi turnenin Konya ayağında Selçuk üniversitesi kampusünde hazır bulunduk. Turnenin yıldızları. Şebnem Ferah, Cem Köksal,  Cemin aynı sahneyi paylaştığı yegane ideoli Lynn Turner di işte Nilüferin seyir defterinden Konya.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;12 Mayıs Cuma 2006&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabahın çok ama çok erken bir saatinde sıcak yataklardan kalkış ve havaalanına gidiş nedenini hala anlayamadığımız korkunç bir kalabalıkla mücadele etmek suretiyle check-in yaptırarak uçağa biniş sonra uçuş sonra iniş sonra konyadaki otele geliş…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Faydalı bir koktey!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mini turumuz sona erdiğinde tur sanatçılarını Cococola içecek kapaklarını biriktirmeleri sonucu seçilmiş 5 talihliyle buluşturma kokteyli başladı. Burada da coco-cola  sanatçılarıyla doya doya sohbet etme fırsatı bulduk. Açıkçası Şebo’ nun bu kadar mülayim olduğunu hiç bilmezdim. Onu bir kere daha çok sevdim… hazır  fırsatını bulmuşken biraz sohbet ettim.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Turneyi nasıl buldunuz”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben zaten üniversitede sahne almayı çok seviyorum. Bu yüzden bu organizasyona dahil olmak bana çok cezp edici geldi. Ayrıca bu tür bir organizasyonla en başarılı ses ve ışık sistemleriyle, sesimizi sadece büyük şehirlerde değil, doğudaki illerimizde de duyurabiliyoruz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yıllar geçtikçe daha da cool biri haline geldin…Adın hiçbir sansasyona karışmıyor…ve sevimli dozda “ulaşılmaz star” imajını da çiziyorsun. Bunu nasıl başarıyorsun”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok teşekkürler. Bu biraz yaşam tarzımla da ilgili, mesela ilk albümden sonra bunu konuşsaydık tam olarak cevap veremeyebilirdim sana. Ama bende kendimi gözlemleme fırsatı buldum. Birincisi kendi parçalarımı kendim yaptığım için bu iş fiziksel olarak da bir süreç istiyor. Buna vakit ayırıldığım zaman da zaten otomatik olarak önunde olamıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Duruşunda da var ama bu kalite…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben en çok suna dikkat ediyorum. Sadece müzik yapmaya! Sahneyse sahne, stüdyoysa stüdyo, yapabileceğimin maksimumu neyse onun limitlerini zorlamaya çalışıyorum. Bunlara dikkat edince de sonuç böyle oluyor demek ki.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Mesela bazen öyle parçalar yapıyorsun ki sözleri ciddi anlamda iddialı oluyor. Örneğin “ Ben şarkımı söylerken” şarkındaki “ içine girdiğin küçük kayan deliği yeni ve büyük bir dünyamı sandın ?” sözünü başkası yazsaydı, büyük tantana olurdu eminim. Ama sen yazınca müzik yapmış oluyorsun. Ben bunu da yine az önce sözünü ettiğim duruşuna bağlıyorum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet haklısın. Ben söylemek istediklerimi sadece şarkı içinde söylemeyi tercih ediyorum. Sonrasında asla onun bıdı bıdısını yapmıyorum. Hatta bana “ bunu neden yaptınız? U ne anlama geliyor? Demeleri bile çok saçma geliyor. Çünkü insanın kendini çok fazla anlatma çabası içinde olmasını doğru bulmuyorum. Ben kendimi çok yakın bir arkadaşıma bile anlatmaktan haz etmiyorum sonuçta. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hazır bu kadar gençlerle içi içeyken sorayım; çağımızın gençlerini nasıl buluyorsun ? “&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üniversiteli gençler hakkında çok şey söyleyebilirim olumlu yönde.. ama ortaokullu ve liseliler tamamen bambaşka bir dünyaya doğdular. Onlar doğduklarında bir çok televizyon kanalı vardı, Internet vardı. Benim gençliğimde ki dönemlerde kıyaslamam bile. Dış kaynaklı müzik vardı günde iki saat sürerdi sadece. Bence bu farklılıklar onların hayatı algılayış biçimlerine fazlasıyla yansımış durumda. Onların durumlarını derinlemesine tetkik edecek kadar sosyoloji bilgim yok ama değişik bir jenerasyon oldukları kesin. Beni zaman endişelendiren tek şey; gelişmelerin pat diye olması. Çünkü yurt dışında öyle değil mesela yavaş yavaş gelişiyor her şey. Bunun sonuçları nasıl olur bilmiyorum. Bunu hep birlikte,i zaman içerinde göreceğiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Cem Köksal ile aynı turnede olmak nasıl?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cem zaten benim çok eskiden beri tanıdığım ve sevdiğim bir arkadaşımdı ayrıca yapmak istediği şey üzerindeki kararlığı da beni çok heyecanlandırıyor ve duygulandırıyor. Çok sayı duyuyorum ona ve tüm ekibine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Merak ettiğim bir şey saha var. Şahnede şarkı söylerken aklına o atmosfer dışında alakasız bir şey geliyor mu hiç ?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Komik bir şey olursa geliyor. Mesela o gün bizim ekipten arkadaşlar la şarkıyla ilgili şeyler konuşmuşsak. Atıyorum sözünü değiştirmişsek (ki bizimkiler çok yapıyorlar öyle şeyler) şarkının tam o kısmında o aklıma geliyor ve kendimi tutamayıp güldüğüm olabiliyor. Ama ben şarkı söylerken zaten öylesine konsantre oluyorum ki, baka şeyler düşünebilmem çok zor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İzleyenlerden birine kilitlendiğin oluyor mu peki” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle bir şey var; izleyenler pek bilmezler ama biz sahnedeyken sahne ışıklarından görmemiz çok zor. Ancak seyirciye ışık verildiğinde görebiliri. Dolayısıyla öyle bir kilitlenme durumu olmuyor. Bazen onları göremeden beş şarkı geçiyor, karanlıkta kalıyorlar ve sadece sesleri duyabiliyorum. Hele büyük konser alanlarında hiç göremediğim oluyor. Kulüp konserlerinde veya bar konserlerinde dediğin şey olabilir ama onda da dediğim gibi çok fazla konsantre olduğum için zaten gözümü kapatırım. Gözüm kapalı şarkı söylerim ben. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Veee sahnede şebo…. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Joe yaptığı işten öylesine memnun ki. Bir soruya saatlerce cevap verebiliyor. Nefes aldığı bir anı kolladım ve kendisine teşekkür edip sahnenin kenarına şebo’ yu izlemeye koştum. Kotsumu, sesi , şarkıları, performansı muhteşemdi. Şebo’ nun bir de sürprizi vardı: her ilde izleyiciler arasından bir kavalye seçip sahnede dans ediyor. Tüm şebo hayranı erkekler seçilmek için pankartlar açmışlardı. “ son sınıftayım seninle dans için son şans” ibaresiyle açılmış bir pankartın sahibi kazanan oldu şebo da bizim gibi bu dramatik ifade de çok etkilenmiş olacak ki derhal el çabukluğuyla asistanına durumu bildirdi güvenlikler tarafından izleyiciler arasından alınan talihli, sahneye atıldı. Her halde ömrü boyunca unutamaz bu anı ! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Non-stop iki saat süren rock ziyafetinde şebo, bir gram enerji kaybı olmaksızın sahneden indi . peeessss! Üzerine de kulis arkasında joe ile bitmek bilmeye bir muhabbete girdi. Tam bu esnada gözler gökyüzündeki havai fişek şölenine çevrildi. Çok yakında olduğu için sanki her biri içimizde patlıyor gibiydi.ve kesinlikle bitmek bilmedi….    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nülüfer KARACIĞAN&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160576538624675?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160576538624675/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160576538624675' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160576538624675'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160576538624675'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/rocka-gel.html' title='Rock&apos;a Gel'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160566038360456</id><published>2006-06-29T11:26:00.001-07:00</published><updated>2006-06-29T11:27:40.576-07:00</updated><title type='text'>Müzik Dergisi Röportajı</title><content type='html'>Safak: Senin icin söyle bi yorum var. Daha dogrusu son yaptigin albüm icin, ‘Can kiriklari’ albümü icin. Bu belki de senin albümünü ifade edis seklin de olabilir. Rock müzigin türkiye'deki seyirine yön verecek referans bi albüm olma iddiasini tasiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Bu benim iddiam degil tabii yani &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Peki ‘Can kiriklari’ icin türkiye'deki rock müzige yön verecek referans bi albüm diyebilir miyiz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Ben gercekten iyi bi albüm yapmaya gayret ettim. Yani ben böyle iddiali laflar kendim icin asla hic bi zaman kullanmam. Ben sadece isini iyi yapmaya gayret eden bir müzisyenim. Iyi sarki söylemeye gayret ederim. Iyi parcalar yazmaya calisirim. Hem kisisel olarak böyle cümleler kurmam, haddime degil. Hem de su an böyle bi sey, sonucta müzikle ilgilenen biri olarak belki baska albümlerle ilgili konusabilirim, ama kendi albüm icin, bu albüm icin böyle bi sey söylemenin erken olabilecegini düsünüyorum cok dürüst olmak gerekirse. Ama sunu da gönül rahatligiyla söyleyebilirim, bu iyi bir albüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Bu albümü dinledigimiz zaman Sebnem yanlis is yapmis, bu satmaz denilebilir. Ama o dönemde yaptigin ilk albümde kolay anlasilmamisti ve üzerinden zaman gectikten sonra algilanmisti. Senin albüm yaparken, yani ticari endise yasadigin oluyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Ya bu isi eger hayatinizda sadece müzisyen olarak, ben yani hayatimi müzisyen olarak yasayacam diyorsan, bu isin sonucta insanlara ulasmasi demek ticaret demek. Ve mutlaka bi noktada bununla dürüstce karsilasiyorsun. Fakat burda benim neyin yönlendirdigi önemli. Ben insanlarin beyenisini tahmin etmeye kalkmadim hic bi zaman, ve kalkmiyorum. Ve bunun benim en büyük artim oldugunu düsünüyorum. Benim tek dikkat ettigim sey iyi yapmak yaptigim seyi. Isinizi iyi yaparsaniz, bu belki bi hafta icerisinde degil, ama uzun vadede her zaman sonucunu alirsiniz. Ve bu güne kadar bundan farkli bi seyle karsilasmadim. Dolayisiyla elbette ki daha fazla insana ulasmasi ilgilendiriyor. Ilgilendirmiyor dersem yalan olur. Fakat bunu hayal ederek yapmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Kariyerindeki en iyi albüm hangisi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Ilk albümüm cok iyi bi albüm. Ve o zamandan bu zamana baktigim zaman yaptigim albümleri, gercekten her biri de benim icin iyi oldugunu inanmasam zaten insanlarla paylasmakta tereddüt edecegim seyler olurdu. Su anda kariyerimdeki en iyi albümün ‘Can kiriklari’ oldugunu düsünüyorum, her acidan. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Bi kere performans olarak, sirf vokal performans olarak, kendimi cok gelistirdigimi düsünüyorum. Ikincisi söz yazma konusunda kendimi gercekten gelistirmeye cabaliyorum ve elime aldigimda bunun azicik bazen, yani sonucunu gördügüm zaman hosuma gidiyor okudugum zaman. Iyi bi ekiple calisiyorum. Uzun yillardir bi arada tutmaya calistigim, yani seve seve tutmaya calistigim, her birinin müzikal performansina cok saygi duydugum arkadaslarimla beraber calisiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Ama niye bi ara ayrildin onlardan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Kimlerden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Prodüksiyon yaparken prodüktörlügünü kendin yaptin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Yok ben müzikal, sahnede de beraber calistigim arkadaslarimdan söz ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Ha onlardan ayrilmadin tamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Kimseden ayrilmadim canim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Ama su var. Simdi sen mesela Tarkan Gözübüyük'le, Demir Demirkan'la, Iskender Paydas'la cok basarili bi ilk albüm yaptin ama sonrasinda&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem Ferah: Ikinci albümü de onlarla yaptim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Ikinci albümü de onlarla yaptin, ücü ve dördü tek basina yaptin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Cünkü bu benim kendim icin yasamak istedigim bi müzikal tecrübeydi. Yani gecen o albümü yaptim, artik tamam baska bi yol ariyim degil. Ben biraz daha uzun valideli bakiyorum. Yani bi kere ben sadece sarkici degilim, ayni zamanda bi müzisyenim. Zaten sarki yaptiginiz zaman yaptiginiz seyle ilgili kafanizda cok büyük bi isim olur. bunu estetik acidan da teknik acidan da eger hayata gecirmek icin yeterince zorunlulugunuz varsa zaten prodüktörlük yapmaya deneyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarkan: Sebnem'in ücüncü ve dördüncü albümlerini ben cok basarili buluyorum. Cünkü az önce de dedigim gibi prodüktörlük, iste müzisyenlik, bunlar stüdyo ortamina girdiginizde cok net bir birinden ayrilan sifatlar degiller. Sebnem neticede bu albümlerin prodüktörlügünü tek basina üstlendi, ama uzun süredir sahnede beraber calistigi ekibiyle birlikte bunlari hazirladilar. Neticede aralarinda bu rol dagilimi yapilirken bi görev paylasimi da yaptilar. Sebnem bu yükün altina tek basina girmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Sonucunu begenmezsiniz, hemen fikir degistirirsiniz. Ben bu isi beceremedim, daha benden profesyonel biriyle calisiyim dersiniz ve onu da secersiniz. Yani bunlar alinmis ve bi daha asla dönülemeyecek kararlar degil. Nitekim iki albümde de prodüktörlük yaptiktan sonra, bunun cok yorucu bi sey oldugunu da fark ettikten sonra, artik dedim ki ben sadece sarki söylemeye ve kendi sarkilarima konsantre olmak istiyorum. Ve bu isi benden cok bin kat daha iyi yapabilecegini inandigim Tarkan'a önerdim. Baska bi albümde baskasini önerebilirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarkan: Sebnem'in bütün albümleri bana sorarsaniz bir birinden biraz farkli. Cünkü onlarin yapildigi dönem, o dönem icerisindeki kosullar, Sebnem'in o dönemdeki bakisi, görüsü ya da her sekilde hayatin icerisinde yer aldigi prodüksiyon o albümde yansiyor ve bu yüzden de her albüm de farkli bi kompozisyon ortaya cikiyor. Ve bizim beraber yaptigimiz albümler, ilk albüm, ikinci albüm, onlar da bir birinden cok farkli bana göre. Farkli farkli güzellikleri, özellikleri var. Son albümde bizim bi araya gelmemiz, aslinda yine bizim Pentagram'la projelerimizin birazcik sey olmasi, yavaslamisi, grubun bi ölcüde tatilde olmasi, benim bu projeye katilma konusunda istekli olmam ve buna ayiracak zamanim olmasi. Benim bu albümde yapmaya calistigim, onlarin bu sahnedeki kisiligini, yani hem tek tek müzisyenlerin bireysel karakterlerini, hem de bi araya geldiklerinde ortaya cikan o artistik kimligi disardan gözleyip, olabildigince iyi bi sekilde onun fotografini cekmek, onu o cd dedigimiz multimedia ortamina aktarmaya calismak.&lt;br /&gt;Onun calisma yöntemi temel olarak söyledir. Sarkilarini calar, sonra diger herkes ekipde yer alan müzisyenler o sarkiyla ilgili neler yapabilecegini, kendi payina düsen kismi ne sekilde yorumlayabilecegini kendisi düsünürler. Sebnem bana göre her albümde yorumunu bi kat daha gelistiriyor. Yani yaptigi seylerin hep üzerine bi sey ekleyerek geliyor her defasinda. Bu albüm icerik olarak da, teknik olarak da bi sarkicidan, bi yorumcudan bekleyebilecegimiz, her seyden önce bi sarki yazarindan bekleyebilecegimiz bütün gelismeleri bi önceki albümle karsilastirdigimda gösterdigini düsünüyorum. Özellikle hani bazi insanlar müzigi dinlerken bunun farkina varamayabilirler, ama Sebnem’in ses alani cok genistir. Onu teknik olarak cok üstün özellikleri olan bi sarkici. Sebnem’le kayit yaparken isin en zor tarafi bi sarkiyi dört bes kere söyledikten sonra onlar arasindan en iyisinin hangisi olduguna karar vermek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: O kadar bugünü ve bugünün sartlarini düsünerek müzik yaptigimi söyleyemem. Belki kulaga biraz garip geliyor, ama ben daha kendi yasadigim tecrübenin derinligini odaklanan biriyim. Baskalari kadar müzik yapmak bi tarafa, ben ilk önce, her seyden önce, kendimi tatmin etmek icin müzik yapiyorum. Yani ancak bu sekilde kendime saygi duyabilirim. Iyi yaptigimi inanmazsam saygi duyamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Ücüncü ve dördüncü albümlerindeki performansin, prodüktör performansin, sektör icin yeterli miydi yetersiz miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Sektör icin derken neyi kast ediyoruz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Yani piyasa kosullari icin. Yani bi albümün basarisi müzikal basarisiyla beraber ticari basariya da getirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Elbette.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Ya da kitlelerin memnun etmeyi de getirir. Yani sen ücüncü ve dördüncü albümlerinde bu anlamda sektörel ve kitlesel memnuniyet saglayabildin mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Sagladigimi düsünüyorum, cünkü bunlarin en&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Sonuc olarak saglamis olabilirsin, ama prodüktör tarafindan?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Yani prodüktör olarak bunu nasil degerlendirebiliriz gercekten anlamadim. Ticari basarisindan söz ediyorsak eger basarili oldugunu düsünüyorum, cünkü bunu en iyi test edebileceginiz yer albüm ciktiktan sonra konser yerleridir. Yani insanlar sizin albümünüzü begenmezlerse konserinize de gelmezler, bi sekilde ilgi göstermezler, vs, vs. Ben kariyerimin her hangi bi döneminde böyle bi tecrübe yasamadim. Bi sekilde, elbette albüm, mesela ilk albümüm ondan sonra cikan iki albüme göre daha cok satmistir. Yani bunlar önemli matematiksel verilerdir. Fakat bi albümün potal olarak basarisi bana sorarsaniz insanlarla dinleyecelerle beraber bulustugu andan itibaren olusturdugu biraz ener&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Sebnem ferah prodüktörlük tecrübesini olgunluk dönemindeki albümlere saklamali. Bugün icin profesyonel prodüktörleri tercih etmeli. Bu anlamda Tarkan Gözübüyük dogru bi prodüktör.&lt;br /&gt;Ama dünyaya baktigimiz zaman solistler agirlikli olarak prodüktör mantik icerisinde calistigi kisilerle bi devamlilik sagliyorlar. Benim aslinda almak istedigim, ögrenmek istedigim su, Tarkan Gözübüyük &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Ögrenmek istedigin mi almak istedigin mi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Hem ögrenmek hem almak istedigim  Tarkan Gözübüyük, Sebnem Ferah’in kariyerinde ne derece önemli bi adam?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Cok önemli, cok önemli. Yani Tarkan sadece müzikal olarak degil, bunu da hep söylüyorum, insan olarak da etrafindaki iyi seyleri ortaya cikarmayi o kadar iyi becerebilen biri ki, bu cok az rastlanir bi özelliktir. Müzik yaparken bundan faydalanabilmek gercekten cok önemli. Ve öyle bi arkadasim oldugu icin, böyle bi müzisyenle es zamanda yasadigim icin, beraber calisma olasaligim baki oldugu icin her zaman cok memnun olacam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarkan: Prodüktör, iste yapimci, bu tip sifatlar bu albüm kartonetlerine yaziliyor. Fakat biz albüm yaparken böyle üzerlerimize prodüktör, sarkici, iste gitarist diye tisörtler giymiyoruz. Sonucta bir birini anlayan, seven, beraber müzik yapmaktan hoslanan insanlar olarak gidip o anki kosullarda en uygun sekilde o yapimi tamamliyoruz. Tek basima hani prodüktör olarak böyle bi rolü üstlendigim ilk albüm aslinda seydir, Mor ve Ötesi’nin ‘Dünya yalan söylüyor’ albümüdür. En son dönemde Sebnem’in, Mor ve Ötesi’nin albümleri, Teoman’in son albümü, Athena’nin son albümü, ki oldukca cok dikkat cekici bi is oldu bence o da. Öte yandan Sebnem’in daha önceki ilk iki albümü disinda Özlem’in ilk albümünde belli bi sürecte yer almistim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Tarkan Gözübüyük rock kulvarinda yeni kusagin bana göre en iyi, en basarili prodüktörlerinden biri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Ben kiminle calisirsam calisiyim, yani en, dünyadaki en en en sahane akla gelebilecek prodüktörleri sayalim. Kendi malzemeniz iyi olmadigi sürece baskasina cok da güvenmek yerinde olmayabilir. O da basariyi getiremez. Anlatabiliyor muyum derdimi? Yani önemli olan, asil güvenmeniz gereken, asil gelistirmeniz gereken her zaman kendi yapabileceklerinizdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Türkiye’nin ilk kadin rock solisti kim sence?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Yani hic böyle düsünmemistim acikcasi, kim birinci ilk bu isi yapmaya basladi diye  Benden mutlaka yasi daha büyük, daha önceden de yapmis olanlar vardir. Ama benim sahsen buna bakis acim, zaten ben kendi isimi inandigim ve iyi yaptigimi düsündügüm sekilde yaptigim sürece, ister onuncu sarkici olayim, ister birinci ilk rock sarkicisi olayim  Cok bi sey fark etmez diye düsünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Bi rock prodüksiyonu yapmak gercek anlamda türkiye’nin ilk rock solisti olmak demek olabilir mi sence?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Olabilir, yani bakis acisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Sence?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Bence rock sarkisi söylüyorsaniz rock sarkicisinizdir. Yani alatabiliyor muyum? Barda program da yapiyor olabilirsiniz. Öyle bi albüm de yapiyor olabilirsiniz. Benim ilk albüm buna gayet iyi bi örnektir, cünkü prodüksiyonuyla da bi rock albümüdür. Ben de uzun yillardir zaten rock müzik yapiyorum. Ama benim birden bire buna cevap veremiyesimin sebebi, yani Seyyal Taner de zamaninda rock söyledigi olmustur. Zerrin Özer’in de böyle calismalari vardir. Ben daha cok benden önceki büyüklerime aslinda saygisizlik etmek istemedigim icin hemen cevap veremedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Yine oturdugun yerden gayet mütevazi bi tablo ciziyorsun. Iyi, güzel, tamam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Tablo cizmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Peki tablo cizme  Ama mütevazisin. Ama durdugun yerden baktiginda ya Türkiye’de bu kulvarda benden daha iyi yok dedigin olmuyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Yani belki sana enteresan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Dürüst bi sekilde söyler misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Cok dürüst konusuyorum. Benim meseleye yaklasimim bu degil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Ama hayir simdi ben iyiyim, ben en iyiyim, ben en büyügüm anlaminda demiyorum bunu. Ben rock kulvarinda bi is yapiyorum ve gercekten de en iyisi benim dedigin olmuyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Böyle, bu benim icin önemli bi sey. Yani böyle olmasina gayret edebilirim. Ama ben kendini ben cok iyiyim, bu isi de en iyi ben yapiyorum seklinde besleyen biri degilim. Gercekten. Yani benden daha iyi olmasin diye elimden geleni yaparim &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Ha yapiyor musun  Napiyorsun peki bunun icin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Cok calisiyorum. Disiplinli bi sarkici oldugumu düsünüyorum. Yani sadece dogustan barindirdiginiz yetenekler iyi bi sarkici olmaniz anlamina gelmiyor. Sarkici olup albüm yapmaya basladiktan sonra, isin bütününe baktiginiz zaman, basarili bi sarkici cümlesinin kendi icinde barindirdigi aslinda cok fazla kriter var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Ama yine de Özlem Tekin’le, Pamela Spence’le, ondan sonra Asli’yla, onlar da kendi kulvarinda rock sarkilar da yorumluyorlar. Onlarla da yine bi farkliligin var senin ki, sebnem ferah’sin, kendi müzikal anlayisin var. Sen sektöre baktigin zaman, senin farkin ne?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Ben bunun matematiksel bi formülü var mi yok mu bilmiyorum. Yani birini farkli kilmak nasil olur bilmiyorum. Ama ben kendimi gelistirmeye calisiyorum. Ve bunun da yaptigim ise olumlu etkiliyor oldugunu düsünüyorum. Ama kendi yapacagim her hangi bi degerlendirmenin subjektif olmaktan öteye de gidemeyecegini de düsünüyorum. Zaten de, demin de söyledigim gibi, bu gercekten benim inanarak söyledigim bi sey, bakis acim o degil. Yani ben cok kendi icinde bi takim degerlendirmeler yapan biriyim. Etrafimdaki sartlarin tamami sekil degistirebilir. Ben yapmak istedigim seyden vazgecmem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Volvox grubunda birlikte müzik yapan Özlem Tekin ve Sebnem Ferah ikilisi arasinda ilk rock albümü yapan Özlem Tekin olmustu. Hatirliyorum, Özlem Tekin’in ilk albümü icin o dönemlerde alternatif pop albümü yorumu yapilmisti.&lt;br /&gt;Özlem Tekin’i basarili buluyor musun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Özlem Tekin’i bi sarkici olarak kesinlikle cok basarili buluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Tabii isin öbür tarafinda bi de tabii sözler var, besteler var. O anlamda nasil buluyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: O, yani ben Özlem’i yakin tanidigim icin, gecmiste beraber calistigim icin, Özlem’in istemedigi ve kendi icin uygun görmedigi hic bi seyi yapmayacagini biliyorum. Dolayisiyla yaptigi her seyi kendi dogru buldugu icin yapiyordur diyorum. Ve bundan daha fazlasini da söyleyemem, cünkü hani kendi icinde ne hissettigini ancak o bilir. Ama ben genel olarak baktigimda son derece basarili buluyorum, cünkü her seyden önce iyi bi sarkici. Yani sadece bu bile benim icin saygi duymam icin yeterli.&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;Safak: Sen bi rock solistisin, iyi bi sarkicisin. Magazinel anlamda hic bi durusa gerek yok sende. Cünkü magazinel durus senin ekmegine yag sürmez. Sana müzikal katkida, popülerligini de katkida bulunmaz. Ama ‘Kelimeler yetmez’ diye, ‘Kelimeler yetse’ albümünde yazmis oldugun sözler cidden saglam sözler, her zaman oldugu gibi. Aktüel magazinel boyutu bi noktada Sebnem Ferah’i sarkici kimligin disinda baska bi yere de getirdi medyada. Bundan rahatsizlik duymus muydun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Simdi öyle bi noktaya getirdigini düsünmüyorum. Getirmis olsaydi ben hala onun izlerini yasiyor olurdum. Oysa ki ben hala sadece sarkiciyim, yani sadece isimi yapiyorum. Onun disinda baska bi seyle karsilasmiyorum. Ama o dönem bu konumunun basinda söyledigi sekilde yer aldigini ben de hatirliyorum. O dönem benim iki secenegim vardi. Ya bu böyle bi seyi olusturabilir diye varsayimlardan yola cikarak, söylemek istedigim seyleri kendi icimde dahi sansürleyerek, benim cok da sicak bulmadigim bi yol secerek sarki sözü yazabilirdim, cok gercekci bulmadigim bi sekilde. Ya da icimden ne geliyorsa yapip bunun sonuclarini katlanabilirdim. Ben albüm, ilk albümü cikardigim ilk günden beri diyorum ki her zaman, ve hala söylemeye gayret ediyorum, söylüyorum da, ben hep icimden geleni yapacam, calicam, söyleyecem ve bunun sonuclarini da olumlu ya da olumsuz adapte olmaya gayret edecem. O dönem yasadiklarim ben kendimce cok dürüst davrandigimi düsünüyorum. Kaldi ki magazinel bi kisilik sergilemek aslinda baska türlü bi karakterdir. Yani ben öyle yasayanlara karsi her hangi bi ön yargim ya da fikrim yok. Ama baska bi hayat ritmi o. Ben onun icine hic bi zaman dahil olmadim. Yani bi albüm yaptim, onun icindeki sözler bi sekilde öyle bulundu ve üzerinde konusuldu. Ama gecti gitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: En büyük sarkin hangisi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: En büyük ne demek, yani en basarili mi ya da en &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak En büyük yani, büyük, büyük büyüktür yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Sevdigim, en sevdigim sarkilar var. Yani benim bendeki etkisiyle insanlarin üzerindeki etkisi ayni olmayabilir. Ilk albümden sayarak geliyim o halde. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: O zaman önce ben sana en sevdigim sarkimi söyleyim mi, ‘Bu ask fazla sana’.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Onu söyleyecektim zaten &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: ‘Bu ask fazla sana’ bence senin kariyerin en güzel sarkisi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Tesekkür ederim &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Sence hangisi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Ben her albümde farkli farkli oldugunu düsünüyorum. Ilk albümde o ikisini sayabilirim, ‘Yagmurlar’ ve ‘Bu ask fazla sana’. Ücüncü albümde ‘Sigara’nin özel bi sarki oldugunu düsünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Cok güzel bi sarki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Dördüncü albümde ‘Dans pisti’ diye bi sarkim var. Onun cok iyi bi sarki oldugunu düsünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Kimse farkina varmadi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Arada sirada konserlere gelmelisin bence &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Geldim, ben en son izledim seni. Yapma simdi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Klip yapmadik ona &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Bu sezon seni izledim yani. Haksizlik etme bana &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Ilk cikis parcasi, ben ‘Sarkimi söylerken’in de iyi bi sarki oldugunu düsünüyorum. Bu albüm de ise ayirt etmekte henüz zorlaniyorum. Yani biraz zaman gecmesi gerekiyor üstünden. Ama zaten ben bi albümü uzun bi sarki gibi düsünüyorum, yani&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: ‘Can kiriklari’ icin büyük bi sarki diyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: ‘Can kiriklari’ gercekten bugüne kadar beni en heyecanlandiran, baska bi yere koydugum parcalardan biri. Kolay kolay bu albüm benim en iyi albümdür bence demezdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Bi sarki sözü yazari olarak Türk rock arenasina söyle bi baktigimiz zaman Sebnem Ferah’in durusunu nasil degerlendiriyorsun? Yani kalemi nasil?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Ben iyi bi sarkiciyim, onu biliyorum. Ama sarki sözü buna benim ek olarak sürdürdügüm bi sey yazmak. Dolayisiyla o benim cok iddiali konusmayi, zaten her hangi bi alanda öyle konusmayi sevmiyorum  ama kendimi gercekten gelistirmeye calistigim ve insanlara dinleyecekleri bi sey sunacaksam sicak, her türlü duygularini eslik edebilecegimi inandigim, biraz kendi bakis acimi yansitabilecegim seyleri sunmayi ve bunu estetik bi dilde sunmayi seviyorum. Öyle bi özgürlügüm olmasini seviyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Peki begendigin söz yazarlari var mi kendi arenanda?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Genel olarak müzik icerisinde var. Yani Türkiye’de üretilen müzikler icerisinde bi sürü isimin sarki sözlerini begeniyorum. Mazhar Alansonun’un sarki sözlerini cok begeniyorum. Sezen Aksu’nun sarki sözlerini cok begeniyorum. Cok güclü ve derin oldugunu düsünüyorum. Mor ve Ötesi’nin sarki sözlerinin gayet güzel oldugunu düsünüyorum, kendi arenamdan örnek vermek gerekirse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Teoman’in sarki sözlerini nasil buluyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Teoman’in, nasil unuttum. Cok begeniyorum. Gercekten cok yetenekli bi söz yazari oldugunu düsünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Begendigin söz yazarlarinin sarkilarini albümlerinde okumayi tercih eder misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Edebilirim, yani gercekten elime aldigimda, daha dogrusu melodiyle bütünlesmesi beni ikna ederse, benim aslinda söyle bi yaklasim yok yani, ben her seyi kendim yapmaliyim, her seyi de kendim yapip bitirmeliyim. Böyle bi seye inandigim icin kendim yapmiyorum sözlerimi. Ben yani, inandigim seyi sarki söylerken, kimi zaman ciglik cigliga, kimi zaman fisildayarak söylemeyi daha dogru biliyorum. Dolayisiyla bu duyguyu bana bi sarki sözü yasatirsa neden olmasin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Peki ‘En güzel hikayem’ ya da ‘Iki yabanci’ bunu sana yasatti mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Ikisi de gercekten cok severek, hatta onlarin arkasindan filmi icin söyledigim ‘Gönülcelen’i de cok severek söyledim. Müzigi de hic bana ait olmamasina ragmen. Bu üc sarkinin müziginde de benim bi payim yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Bence de bi Teoman sarkisi albümünde okuman aslinda fena da olmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Bilmem, ilerde belki olur &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Peki Türkiye cografyasinda basarilisin, güzel, hos. Yetiyor mu sana?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Isterdim ve isterdim ve istiyorum daha uluslararasi, yani gercekten uluslararasi kimlige sahip bi sarkici olmayi isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Safak: Olabilir misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sebnem: Bununla ilgili donanima dahil ve yetenige dahil gerektirdikleri barindirdigimi düsünüyorum. Ama aslinda sen de gayet iyi biliyorsun ki, bu sadece senin, yani sarkicinin kendisiyle igili bi sey degil. Ülkenin dünya endüstrüsinin neresinde, hangi ayaginda durduguyla da cok alakali.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160566038360456?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160566038360456/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160566038360456' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160566038360456'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160566038360456'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/mzik-dergisi-rportaj.html' title='Müzik Dergisi Röportajı'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160558918254444</id><published>2006-06-29T11:26:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T11:26:29.280-07:00</updated><title type='text'>Picus Dergisi</title><content type='html'>Rock müziğin kendi özgü seslerinden Şebnem Ferah, adını Karin Karakaşlı'nın bir öykü kitabından esinlenerek koyduğu yeni albümü Can Kırıkları'nda yine kendi içinde cesur gezintilere çıkıyor ve bulduklarını, keşfettiklerini hikayeleştirerek dinleyiciyle paylaşıyor. Sanatçıyla, müziğini yaşayış biçimi ve albümü üzerine bir söyleşi yaptık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;80'lerin sonunda VolvoX'la başlayan müzik yolculuğunuzda, son albümünüz Can Kırıklşarı'nı nereye koyuyorsunuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzik, devamlı öğrenmeyi ve kendini geliştirmeyi gerektiren bir alan. O zamanlarda tek düşündüğüm şey iyi bir müzisyen olmaktı, bugün de öyle... Benim için her albüm, içinde bulunduğum dönemsel gelişmelerin hem teknik, hem de duygusal yansımalarını paylaşabileceğim bir platform aslında. Hatta bazen her şeyi sığdıramayabilirsiniz bile. Dolasıyla bu uzun ve hiç bitmeyecek bir yolculuk. Ama beni mutlu eden, yaşadığım tüm değişiklikleri dengeleri bozmadan yaşamam, her basamağa basmam... Müzikle içiçe olalı neredeyse 20 yıl oldu ve her albüm gibi Can Kırıkları da tüm bu zaman içinde yaşadığım gelişmeleri barındıran bir albüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Underground, protest bir tür olan rock müziğin ülkemizde özellikle son bir kaç yıldır doğasına aykırı bir biçimde popülerleşmesi konusunda ne düşünüyorsunuz? Sizce bu popülerleşme gelip geçici bir heves mi, yoksa günümüz Türkiye'sinde yerleşik bir rock kültüründen söz edebilir miyiz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir şeyi değerlendirirken sadece çıkış noktasından hareketle değil, geçirdiği tüm değişiklikleri de idrak ederek değerlendirmek çok daha gerçekçi olur. Rock müziği, yalnızca Türkiye'de değil, dünyada da böyle bir söylemle ortaya çıkmış olsa da son 30-40 yılın en popüler müzik türlerinden biri haline geldi. Büyük müzik şirketleri belki de en büyük ticari başarıları, yıllardır müzik yapan rock grupları sayesinde elde etti. Dolayısıyla ülkemizdeki gelişmeleri "doğasına aykırı" bulmuyorum. Ama bu gelişmelerin ve değişikliklerin ne kadar "gerçek" olduğunu değerlendirebilmemiz için aradan biraz zaman geçmesi gerekir. Çünkü ülkemizde, özellikle müziğe dair her şey hızlı tüketilir. Glip geçici rüzgar mıdır yoksa "iklim" olabilecek midir, zamanla hep beraber göreceğiz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TV'deki bir konuşmanızda dinleyicinin zekasını küçümsememek gerektiğini söylemiştiniz. Bir albüm hazırlarken dinleyiciyi ne kadar ve hangi aşamada hesaba katıyorsunuz? Onlarla olan iletişimiz müzik ile ilgili ilişkinizi nasıl etkiliyor? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genellikle alışılandan daha uzun ve tekrar etmeyen şarkı sözleri yazdığımı söyleyerek, bunun yaptığım müzik algılanmasında bir zorluk oluşturup oluturmayacağını sormuşlardı. Demin andığınız cümleyi bunun üzerine kurmuştum. Çünkü müzik yaparken her aşamasında insanarın alışkın oldukları şeylere sırtımı yaslamayı değil, kendi önerilerimi hayata geçirebilmeyi daha dürüstçe ve doğru buluyorum. Dinleyicilerin de bu noktada tahmin edilenden çok daha geniş bir bakış açısına sahip olduklarını yıllardır görüyorum. Müzik üretirken nasıl tepki alacağımı düşünmüyorum; çünkü öyle zamanlarda yaptığım başlıca şey, müzik yapmak. Yapıp da albümde yer vermediğim ya da albüm haline getirmediğim bir sürü çalışmam da oluyor. Asıl önem verdiğim üretirken kendi becerilerimi ve yaşadığım değişiklikleri, gelişmeleri farkında olmadan da olsa yansıtabileceğim çalışmalar yapmak, duygularımı ifade etmek... Dinleyicilerin beklentileri elbette önemli ama bunu düşünerek veya tahmin etmeye çalışarak asla müzik yapamazsınız; daha doğrusu yapsanız da yapay olur. Bende yaptığım işi en iyi şekilde yapmaya çalışıp sonradan olacakları hep beraber izlemeyi tercih ediyorum, böylesi daha doğal oluyor. Ama iyi bir kayıt, iyi bir mix, uluslararası standartlarda kaliteye dair her şey elbette bütün bu resmin toplamının iyi olmasının arzu ettiğim için önem verdiğim unsurlar. Stüdyo öncesinde ve stüdyodayken sadece yapmaya niyetli olduğum şeyi en iyi şekilde yapmaya gayret ediyorum ama bundan fazlasını tahmin etmeye kalkışırsak, aslında hata yapıyor oluruz, diye düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albümünüz Karin Krakaşlı'nın bir öykü kitabıyla aynı adı taşıyor. O şarkının oluşum sürecinden bahseder misiniz? Her metnin kendi içinde bir ritmi ve melodisi, her şarkının da bir hikayesi olduğunu düşünürsek, edebiyatla müzik arasındaki ilişki konusunda neler söylenebilir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O kitabı bana 'Kelimeler Yetse' albümümden sonra yazarı Karin Karakaşlı armağan olarak göndermişti. Kitabı elime alır almaz isminden o kadar etkilendim ve duygulandım ki, parça kaba hatlarıyla kafamda çalmaya başladı. Bu albüm için yaptığım ilk şarkı da 'Can Kırıkları' dır. Tüm sanat dalları arasında hem çok büyük bir etkileşim, hem de sürekli birbirini tetikleyen organik bir bağ var, diye düşünüyorum; çünkü çok büyük ve binyıllardır değişmeyen bir ortak paydaları var. Müzik de, edebiyat da,resim de, sinema da insana özgü, benzer içeriklerin farklı biçimleridir. Aralarında aşk gibi kendiliğinden ortaya çıkmış güçlü bir duygu ve düşünce bağı var her şeyden önce. Sonuçta yaşadıklarımız çok değişik gibi görünse de aslında değil, belki de; sadece ifade biçimlerimiz birbirinden farklı. Bunları da en estetik şekilde yansıtabildiğimiz alanlar bunlar; arada güçlü bir bağ olması hem çok kıymetli, hem de çok heyecan verici bence. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi şarkılarını yazan bir müzisyensiniz. Şarkı sözünü edebi bir tür olarak görüyor musunuz? Şiire ne derece yakın, ne derece yakın buluyorsunuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şiire benzeyen pek çok tarafı olmakla birlikte, şarkı sözü yazarken bağlı kalmak zorunda olduğunuz daha çok kural var; çünkü sonuçta o sözler bir melodiyle bütünleşmek ve bütünleşmiş haliyle de hoş olmak zorunda. Yani ben şarkı sözlerini tek başına değerlendirmek yerine melodi hattını sözlerle değerlendirmeyi daha uygun buluyorum. Bu bir taraftan kısıtlayıcı gibi gözükse de, diğer taraftan melodi de barındırdığı için aslında bana kısıtlayıcı gelmiyor. Ama şunu söyleyebilirim: sadece şiir yazacak olduğumda daha farklı bir çalışma içinde buluyorum kendimi. Şarkı sözü ise başlı başına bir çalışmadan çok, bir bütünün önemli bir parçasıdır, her şarkı sözü, okuduğunuzda size aynı derinliği ifade etmeyebilir, etmesi için en büyük arkadaşı melodisi olacaktır. Şiir ise böyle değil; şiir, tek başınadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarkıların klipleriyle hatırlandığı bir dönemde, görsellikle müzik, bir başka deyişle biçimle içerik arasındaki denge konusunda ne düşünüyorsunuz? Bir müzisyen olarak sizin için dış görünüş ne kadar önem taşıyor? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müziğin kendi içinde barındırdığı en büyük düşmanlardan biri,bence görsellik. İnsanların görsel hafızaları çok daha kuvvetli olduğu için, bu daha hızlı bir tüketim sürecini de beraberinde getiriyor. Hayal gücüne hiç gerek kalmıyor, küçük bir film izler gibi izliyoruz. Şarkıyı sevmediği halde o şarkının klibinden etkilenip şarkıyı dinleyen seyirciler olabiliyor. Bu çok uzun bir konu ve benim fikirlerim de gelgitler barındırıyor. Ama şahsen video geleneği yaygınlaşıp bu sektörün bir parçası haline geldiğinden beri müziğin yara aldığını da düşünmüyor değilim. Dediğim gibi, uzun uzun tartışılabilecek bir konu; çünkü olumlutarafları da var. Galiba ben müziğin sadece 'DiNLeNMeSiNi', kalbimizde sadece hayal gücümüzle yer almasını seviyorum. Bu arada, yaptığınız şeyin içeriği zayıfsa, onu görsellikle güçlendirmenin uzun vadede hiç bir faydası olacağına da inanmıyorum. Belki sadece kısa günün karına hizmet edebilir; bu da benim uzak olduğum bir şey. Bir şarkıcı olarak önemli olanın görünüş değil, yetenek ve donanım olduğunu düşünüyorum. Temiz ve bakımlı olmak elbette önemlidir ama o noktadan sonra artık gerisi kişisel zevk, rahatlık gibi konularla alakalıdır. Ayrıca işini iyi yapan herkes bana görsel olarak da çok etkileyici gelir; alışılagelmiş görsel klişelerden çok uzak olsa bile... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarkılarınızda tek başınalık duygusu oldukça ağır basıyor. Aşkı tek başına yaşamak, kalabalıkta tek başına olmak... Yalnızlık teması bu denli ilgi duymanızın sebebi nedir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü yalnızız. Yalnız doğuyoruz, yalnız ölüyoruz. Bu konuya ilgi duymaktan ziyade, bir çok şeyin tek tek bireylerin bilincine daha kolay hitab edeceğine inanıyorum. Kastettiğim yalnızlık, olumsuz bir yalnızlık değil aslında. İnsanın kendi kendisini algılayabilmesi her şeyi çok kolaylaştırıyor, kolaylıkla kendinizi başkasının yerine koyabiliyorsunuz; ki bu, toplum olarak eksikliğini en fazla duyduğumuz eksikliklerden biri bence. Kendinize saygı duymuyorsanız, başkasına da duymuyorsunuzdur. Yani bencil ya da karamsar bir yalnızlıktan çok, sebep-sonuç ilişkileri dahilinde yalnızlığın ifade edilişiyle ilgileniyorum, daha doğrusu bunu algılamaya çalışıyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160558918254444?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160558918254444/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160558918254444' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160558918254444'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160558918254444'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/picus-dergisi.html' title='Picus Dergisi'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160554168627502</id><published>2006-06-29T11:25:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T11:25:41.776-07:00</updated><title type='text'>Marie Clarie Maison Röportajı</title><content type='html'>Alışveriş sizde bir tutku mu yoksa zorunluluk mu? &lt;br /&gt;Tek bir yerden yada bir kerede yapmak yerine farklı yerlerden &lt;br /&gt;ve zaman içinde ihtiyaçlarım belirlendikçe alışveriş yapıyorum. &lt;br /&gt;Bazı şeyleri hazır olarak almaktansa,tasarlayıp yaratmayı &lt;br /&gt;tercih ederim,bazı şeyleri de elbette hazır alırım.Bu konuda &lt;br /&gt;beğenilerime en çok karşılık veren mağaza Mudo ve IKEA. &lt;br /&gt;IKEA'yı zaten önceden de takip ediyordum.Burada da &lt;br /&gt;açılması geç de olsa, süper oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela IKEA'dan en son ne aldınız? &lt;br /&gt;En son IKEA'dan bahçe ışıklandırmaları aldım.Çiçek şeklinde &lt;br /&gt;ve çok güzeller.Yine ayna yerden ahşap ve büyük saksılar aldım. &lt;br /&gt;Bunları hem bahçemde hem de evin içindeki büyük bitkilerde &lt;br /&gt;kullanıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki ya Mudo'dan... &lt;br /&gt;Mudo'da ise ahşap konsolları çok beğeniyorum.Evimde çok &lt;br /&gt;sayıda kitap,CDve DVD bulunduğu için hem estetik olarak &lt;br /&gt;çok hoşuma gidiyorlar hem de bu ürünleri muhafaza etmek &lt;br /&gt;için idealler.Aynı zamanda,yine aynı yerden farklı boylardaki &lt;br /&gt;kırık ayna parçacıklarından yapılmış,farklı renklerdeki mumluklar &lt;br /&gt;aldım.Mum yakmayı çok severim.Bu mumlukların içine tea-light &lt;br /&gt;mumları koyuyorum.Hem daha güvenli hem de daha estetik &lt;br /&gt;olduğunu düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alışveriş için bir mağazada ne ararasınız? &lt;br /&gt;Bir mağazadan etkilenmem için öncelikli olarak sevdiğim türden &lt;br /&gt;şeyleri barındırması gerek.Yaratıcı ve değişik şeylerin satıldığı &lt;br /&gt;yerleri gezebilmek zevkli bir şey.Aradığım önemli özelliklerden biri &lt;br /&gt;de mağazada sorabileceğim sorulara cevap verebilecek,yardımcı &lt;br /&gt;olabilecek güler yüzlü birinin olaması.Bir de tabii neye ihtiyacım &lt;br /&gt;olduğunu belirlemiş olmam lazım.Maalesef sadece gezmek için &lt;br /&gt;mağazalara gitmeye hiç vaktim olmuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evinizin dekorasyonu neler belirler? &lt;br /&gt;Her şeyin rahat ve fonksiyonel olması önemlidir.İişlevi olmayan &lt;br /&gt;şeyleri evimde tutmayı sevmem.Rahat kanepeler,ahşap ve metalin &lt;br /&gt;kombinasyonu,genel olarak açık renkler tecihimdir.Bütün duvarların &lt;br /&gt;beyaz olmasını tercih ederim.Mesela hiç perde veya halı gibi şeyler &lt;br /&gt;kullanmam.Aksesuar olarak da sadece mumluk ve şamdan gibi &lt;br /&gt;şeylerim vardır çünkü evimin sıcak bir olmasını istediğim kadar, &lt;br /&gt;aynı zamanda da sade olmasını tercih ederim.Evin farklı yerlerinde &lt;br /&gt;duvara astığım büyük saatlerim vardır.(Mudo'dan).Işıklandırmaya &lt;br /&gt;önem veririm ve tavandan ışıklandırma yerine farklı biçimlerdeki gece &lt;br /&gt;lambalarını aynı anda kullanırım.Bu tür şeyleri de Anadoluhisarı'ndaki &lt;br /&gt;B&amp;T'den alıyorum.Arkadaşlarımla salonumda büyük sehpamın etrafında &lt;br /&gt;oturup film izlemeye bayılırım.Bu sehpamı da Horhor Çarşısı'ndan aldım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi ayrıntılar önemlidir? &lt;br /&gt;Aksesuar olarak soruyorsanız,mumlar ve mumluklar.İçine gömülüp &lt;br /&gt;film izlediğim koltuğumdan vazgeçmek istemem mesela.Her şeyimi &lt;br /&gt;zaman içinde ve sindire sindire kullanmayı severim,bu şekilde ev bana &lt;br /&gt;daha canlı geliyor.Kendimi tutamadığım alan daha çok elektronik &lt;br /&gt;aletlerdir.Bu konudaki yenilikleri takip ederim,alırım ama evin içindeki &lt;br /&gt;tarzı daha çok rahatlık,sıcaklık ve sadelik üzerinden oluşturduğumu &lt;br /&gt;söyleyebilirim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evde mi dışarıda mı yemek ve eğlence...?&lt;br /&gt;Hem evde hem de dışarıda...Mesela deniz ürünleri yemeye &lt;br /&gt;bayılırım.Bu yüzden de sık sık Doğa Balık'a giderim.Eğlenmek &lt;br /&gt;için vakit bulup da gittiğim yerler genellikle canlı müzik olan &lt;br /&gt;yerlerdir,yazları Çubuklu Hayal Kahves'ne kışları ise Mojo, &lt;br /&gt;Kemancı gibi yerlere arada sırada uğrarım.Aslında en büyük &lt;br /&gt;eğlencem evde,bahçemde arkadaşlarımla mangal yapmaktır. &lt;br /&gt;Vaktim olduğunda evde eğlenmeyi ve yemek yemeyi, &lt;br /&gt;arkadaşlarımla yada ailemle olmayı tecih ediyorum.Yoğun &lt;br /&gt;bir tempom olduğu ve sırf gezmek için tatiller dışında vakit &lt;br /&gt;ayıramadığım için almak istediğim kitap ve DVD'ler varsa &lt;br /&gt;yolumun üstündeki ilk kitapçıya girerim&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160554168627502?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160554168627502/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160554168627502' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160554168627502'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160554168627502'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/marie-clarie-maison-rportaj.html' title='Marie Clarie Maison Röportajı'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160549782649670</id><published>2006-06-29T11:24:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T11:24:58.093-07:00</updated><title type='text'>Can Kırıkları Üzerine...</title><content type='html'>Şebnem'in "Can Kırıkları" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarkıları ile hayatımızda önemlibir yeri olan Türk Rock Müziği'nin muhteşem sesi Şebnem Ferah ile hayatı ve iki yıl aradan sonra çıkardığı “Can Kırıkları” albümü hakkında Pasaj Müzik’in teras katında sizler için konuştuk. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi; yirmi dakikalığına günün ve işlerin monotonluğuna ara vererek kendinize güzel bir ödül verin! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koltuğunuza yaslanıp, kahvenizi yudumlarken; yaşadığımız ilişkileri ve hayatı yeniden düşündüren şarkıların mimarını ve son albümünü biraz da kendisinden dinleyin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah; son albümündeki Sana 'Bilmediğin Bir Şey Söyleyemem' şarkısında “Çamur mu sürmek istiyorsun başkasının duygularına, önce senin ellerin kirlenecek.” diyor. Şebnem Ferah yaşamını ve son albümünü anlatırken önemli yaşam tavsiyelerinde bulunuyor, tecrübelerini paylaşıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendinize dışardan baktığınızda sanatçı kimliği ile değil de, sıradan biri olan Şebnem Ferah’ta ne görüyorsunuz? Nasıl birisi olduğunuzu söylerler özel hayatınızı paylaştıklarınız? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğrusu benim "sanatçı kimliğim" ve "özel kimliğim" diye iki ayrı kimliğim yok, ya da ikisi cok içiçe. Ben her seyden önce bir müzisyenim ve hayatımın her anı elbette ki bu gerceğin etrafında şekillenmekte. Dolayısıyla günlük hayatta neysem stüdyoda da, sahnede de oyum. Genellikle şarkılarımda yansıttığımdan daha eğlenceli ve sakin biri olduğumu söylerler ama şarkılar zaten "anlık yoğun" duyguların dışa vurumu olabiliyor, dolayısıyla; sanırım ben her duyguyu derinlemesine yaşamayı seven biriyim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acılar insanı olgunlaştırır ve hayata bakış açısını değiştirir. Kimisi için onlarca yıllık bir çötüntü dönemi başlar ve toparlanamaz, kimisi de hayata küser; içe kapalı bir hayat sürmeye başlar. Kader sizden iki kisiyi aldı, ablanız Aycan Ferah’ı trafik kazasında ve babanız Ali Ferah’i da 17 Ağustos depreminde kaybettiniz? Bu kadar büyük iki acıdan sonra nasil toparlanabildiniz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ablamı trafik kazasında değil yıllarca süren rahatsızlığı sonucunda kaybettim. Babamı da tam 11 ay sonra. Aslında bu konular benim rahatlıkla konuşabildiğim, paylaşabildiğim konular değil yani insan ne yaparsa yapsın tam olarak toparlanamıyor belki de. Bir taraftan hayat devam ediyor ve siz de buna ergeç adapte oluyorsunuz ama diğer taraftan içinizde yarıklar oluşmuş oluyor, bunlar adeta bedeninizin ve duygularınızın yapısını değiştiriyor. Bir şeyler artık asla eskisi gibi olmayacak, bunu biliyorsunuz. Ama kabul etmekte zorlansak da ; karşılaşılması kaçınılmaz şeyler... Güçlü olmak zorundayız yoksa yaşayamayız, ben de elimden geldiği kadar öyle kalmaya çabalıyorum, hayata küsmek bir çözüm değil, aksine; insan her anını daha bir farkederek ve dolu yaşamaya çalışıyor, en azından ben öyle yapmaya çalışıyorum, bir de bazı günlük ufak şeylerin aslında ne kadar önemsiz olduğunu farketmenizi sağlıyor ki bence bu çok önemli, bazı şeylerin özünden uzaklaşmamak gerek diye düşümüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu acılardan sonra hayat felsefeniz, Tanrı ve din konusundaki düşüncelerinizde ne gibi değişiklikler oldu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az önce de söylediğim gibi hayatın değerine birazcık daha yaklaşmış oluyorsunuz, bendeki en büyük etkisi bu oldu. Zaman zaman kabul etmekte çok zorlandığım da oluyor, olmuyor dersem yalan söylemiş olurum. Ama genel olarak inanç sistemimde büyük bir değişiklik yaptığını söyleyemem. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailenizden birileriyle mi paylaşıyorsunuz evinizi? Evde kaldığınızda bos zamanlarınızda ve tek başınıza kaldığınızda neler yaparsınız? Çok yoğun birisisiniz mesleğiniz gereği, ileride aile kurup, çoluk çocuğa karışmayı düşünüyor musunuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız yaşıyorum.Yalnız yaşamayı seviyorum. Evim benim kalem gibidir. Müzik çalışmalarımın büyük bir kısmını da evimde yapıyorum. Zaman zaman arkadaslarım gelir film seyrederiz, müzik dinleriz, sohbet ederiz, onlara yemek yapmaya bayılırım. Bazen de ailemle birlikte olurum. Müzik gerçekten benim hayatımın merkezi, dolayısıyla ileride bir aile kurar mıyım bilmiyorum ama böyle şeyler sanırım pek planlay****k ya da düşünerek olmuyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşkı nasıl tanımlıyorsunuz, aşk acısı cektiniz mi? Yaşadığınız bir ilişkiden sonra şarkı yazdınız mı? Hayatımda öyle biri oldu ki onunla yaşadıklarım ya da onun yaşattıkları olmasaydı Şebnem Ferah olmazdım ya da bu şarkıları yazamazdım dediğiniz biri var mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşkı tanımlamaya çalışamam, bazı şeyleri kelimelerle anlatmak anlamını küçültmek gibi geliyor bana. Aşka dair her türlü duyguyu; mutluluğu da , acıyı da yaşadım elbette. Şarkı yazarken de yaşadıklarınız duygularınıza büyük ölçüde şekil veriyor. Bir sürü tecrübenin insanın kişiliği üzerinde büyük etkileri olur elbette ama kimse için o olmasaydı ben böyle olmazdım diyemem, insanın neler yapacağını her türlü dış etkenden önce kendisi belirler ve yaşadığınız her şeye , gercekte içeriği ne olursa olsun, kendi anlamlarınızı yüklersiniz ki bu da çok subjektif bir durumdur dolayısıyla başkalarının bana yaşattıklarından ziyade kendi yaşamak istediklerim benim için daha belirleyici artık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan kendi ürettiği her eserde, yazdığı bir şarkıda hikayede, romanda; yaşadığı zaman dilimlerinde ve kendi içinde bir yolculuğa başlar, Şebnem Ferah bu yolculukta nerede ve kendisini keşfetti mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben zaten bugüne kadar yapmaya calıştığım her şeyi ve bundan sonrakileri büyük bir yolculuğun parçaları olarak görüyorum, hiç bir zaman kısa vadeli planlarım olmamıştır, "an"ın farkında olmak, olan bitenin idrakında olabilmek önemli şeylerdir ama bu anları uzun bir yolculuğun parçacıklari gibi görebildiğimizde her şey daha sağlıklı oluyor en azından kendim için. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlkokuldan bu yana hep müzikle uğraştınız, öğrenciler genelde iki işi aynı anda yürütemezler. Siz, lisede okurken müzikle uğraştınız ve ODTU Ekonomi bölümünü kazandınız, sonra oradan ayrılıp İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatını okudunuz, gercekten büyük başarı... İlk girişinizde ODTÜ Ekonomi bölümünü kazandığınızda neler hissettiniz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen keşke hiç üniversite sınavına girmeseydim ve direk müzikle ilgili yurt dışında eğitim alsaydım diye düşünürüm. ODTU'den de müziğe vakit ayırabilmek için ayrıldım, sonradan kazandığım İstanbul Üniversitesi de daha cok ailemin "ne yapıyor bu kız" diye düşünüp endişelenmelerini istemediğim için başvurduğum bir yöntemdi ve söylediğiniz gibi orayı bitirmedim. Çünkü müzik dışında herhangi bir şeye vakit ayırmak istemiyordum ve bu işi yapacaksam en azından kendimi daha çok eğitmem gerekiyordu. Bu da en az bir üniversiteye giderken günlük ayıracağınız kadar vakit ister, hatta ömür boyunca da sürer, her alan gibi... Dolayısıyla tüm konsantrasyonumu müziğe verdim ve sonrasında her şey doğal bir biçimde gelişti. Ancak bunlar benim seçimimdi , müzik yapmak istediğimden "emin olduğum" için bu kadar keskin dönüşler yapabildim. Genç arkadaşlarıma tavsiyem daha 13-14 yaşlarındayken ilgi alanlarını belirlemleri ve bu konuda kendilerini geliştirmeye çalışmalarıdır, yoksa sonradan mutsuz olabilirler. Hiçbir zaman da kaybedilmiş zaman değildir, insan her an; sonradan faydasını göreceği bir şeyler ögrenebilir, yeter ki algıları açık ve ön yargısız olsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl geçti Üniversite yılları? Üniversite hayatınızda derslerden arta kalan zamanlarda neler yaptınız? O yıllara ait bir anınızı bizimle paylaşır mısınız? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi bir ögrenciydim ve ders sırasında dersi dinlerdim ki sonradan çalışmak zorunda kalmayayım. Ama ikinci senenin sonlarına doğru bir gün bir baktım ki, başka bir amfiye, bir üst sınıfın alakasız bir dersine girmişim ve yarım saattir de farkında değilim, dalmışım, gitmişim... O günün akşamı odamda uyumadan önce karar verdim İstanbul'a gelmeye ve aynı hafta sonu da geldim. Çünkü zaten okuldan çıkar çıkmaz eve gelir ve odama kapanır günde 3-4 albümü; akşam olup da uyuyana kadar etüt ederdim, gitar calışırdım, şarkı söylerdim ve bunları hiç sıkılmadan ve de büyük bir disiplinle yapardım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizi ilk keşfeden Sezen Aksu ve Onno Tunç. Sezen Hanım ve rahmetli Onno Bey ile nasıl tanıştınız ve sonrasında neler oldu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanlar TRT'de kokteyl diye bir program yayınlanırdı, grubumla beraber (Volvox) o programa katılmıştık. Tesadüfen o bölümü Sezen Aksu seyretmiş. Ertesi gün stüdyoya gittiğinde de "dün akşam bir kız dinledim, hem gitar çalıyordu hem şarkı söylüyordu kim bu kız?" diye anlatıp beğendiğini söylemiş. O sırada onunla stüdyoda ses mühendisi olarak çalışan kişi de benim arkadaşımdı. "İsterseniz ben sizi tanıştırırım" demiş ve ben İstanbul'a geldikten sonra stüdyoya çağırdılar ve tanıştık. Onno Tunç'la beni Sezen Aksu tanıştırdı, gençlere olanaklar tanıyacak, geniş vizyonlu ve yeni bir müzik yapım şirketi oluşumu içindeydiler. Album yapmamı önerdiler. Benim için değerleri büyüktür. Gerisini az cok biliyorsunuz... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tecrübelere önem veren birisiniz ve hayatınızdan ilk yıllarından başlay****k bugüne gelmenizi sağlayan önemli birikimleriniz var. Peki tecrübeden yoksun kuru bir eğitimle başlayan müzik kariyerinin sürdürülebilirliği hakkinda ne düşünüyorsunuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer bügün ülkemizde müzik endüstrisinde bir çöküş yaşanmaktaysa bunun en büyük sebebi tam da söylediğiniz gibi planlanarak yapılan albümlerdir. Bazı alanların gereklilikleri vardır, doktor hata yaparsa, hastasını kaybedebilir, inşaat mühendisi hata yaparsa bina çökebilir ama müzik bunlara göre daha basit ve "İsteyenin şansını deneyebileceği" gibi bir alan gibi gözüktüğü için hiç bir donanımı ve hatta yeteneği olmayan insanlar da bu işi yapabiliyorlar. Bu sadece bizim ülkemize has bir şey degil dünyada da böyle. Normal de... Ancak gerçekte müziğin de tüm diğer alanlar gibi aslında bazı kesin gereklilikleri vardır, fakat "zevk meselesi" deyip kurtulabilme şansı sayesinde, her halde hiç bir dönem; bugün edildiği kadar suistimal edilmemişti. Bunda ülkemizin son 20-25 yıldır geçirdigi sosyal değişiklikler ve ekonomik yapının da etkisi büyük. Ama en önemlisi kültürel olarak yasadığımız doku kaybıdır. Bu doku kaybı yüzünden artık büyük bir çoğunluğun da standardının çok aşağılara düştüğünü üzülerek gözlemliyorum cünkü malesef alışmışız. Sözünü ettiğiniz albümler yüzünden artık insanların büyük bir çoğunluğu müziğe ve müzik yapan insanlara saygı duymak için bir sebep bulamıyorlar yani bu karşılıklı bir mesele. İki taraf da birbirini daha aşağı çekmek üzere tetiklemekte. Böyle albümler yapanlar belki bir süre için kısa günün karını yaşayabiliyorlardır ama "neyi kaybettikleri" konusunda azıcık fikirleri olsa; bir daha düşünürlerdi diye inanıyorum. Müziği size başkası yaptıramaz, içinizden fışkırması gerekir... Ve yaptığınız işte iyi olmalısınız , ancak bundan sonrası zevk meselesi olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzikte zaten profesyonelsiniz, fakat müzikle ilgili ya da müzik dışında eğitimini almak istediğiniz bir konu var mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle çok belirgin bir hobim ya da uğraşım yok ama fotoğraf çekmek konusunda bir şeyler öğrenmeyi arzu ederdim, belki ilerde bununla ilgili bir kursa katılabilirim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarkılarınızda derin bir hüzün var, bu hüznün kaynağı nedir? Şarkılarınız malzemesi somut yaşadıklarınız mı yoksa içinizden gelen hisler mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Somut olarak yaşadıklarımla hislerim zaten birbirinden çok bağımsız olamaz, elbette birbirlerini tetikliyorlar. Günlük hayatımda arkadaslarıma çok derdimi anlatan biri değilimdir, olumlu olmayı severim, iyi vakit geçirmeye gayret ederim, varsa; üzüntülerim hakkında çok konuşmam. Sanırım bu yüzden tek basıma kalıp yazmaya başladığım zaman hep bu içimde kalanlar çıkıyor, ki bu da çok normal dünyadaki şarkıların yarısından fazlası herhalde böyle bir ortak paydada buluşuyordur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu albümüzde ve geçmişteki albumlarinizde şarkıların akılda kalması için nakaratları yok, süreleri uzun ve gittikçe daha sert albümler yapıyorsunuz, tercihinizin bu yönde olmasının özel bir nedeni var mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarkılarımın nakaratları var, sadece genel olarak alışılmış gibi değiller. Bunda benim dinleyerek büyüdüğüm müzisyenlerin etkisi de çok büyük. Ben sektörün uygun gördüğü müzikleri yapanları dinleyerek büyümedim, inandığı müziği mükemmel bir şekilde hayata geçirebilen farklı farklı müzisyenleri dinleyerek büyüdüm. Az önce anlatmaya calıştığım şey de buydu, sanırım insanlar 4 satırdan ibaret şarkılara alışmışlar, benim şarkılarım uzun değil bence , olması gerektiği kadar aslında. Gelin görün ki bu benim doğrumdur ve herkesin doğrusu da kendisini ilgilendirir. Ama ben doğru olduğuna inanmadıgım bir şeyi insanların gözünün içine bakarak yapamam, yapmam. Giderek sertleşmek de yapay bir şekilde verilmiş bir karar değildir , şarkıların soundunu yine şarkıların en primitif halleri belli eder zaten. Ben her an; bir sonraki albümümde yalnızca bir piyano eşliğinde de şarkı söyleyebilirim , müzige yaklaşımım sertlik ya da yumuşaklık gibi şeylerin çok farklı bir yerinde. Bir şarkıyı milyon tane farklı biçimde düzenleyebilirsiniz asıl önemli olan taşıdığı tavırdır bence. Dolayısıyla sertlik ya da yumuşaklık benim enstrüman seslerinde aradığım bir şey değil, sadece piyanoyla söylediğiniz bir şarkı da; klas**leşmiş anlamda sound olarak olmasa da; çok sert olabilir bence. İfadeniz daha belirleyici oluyor genellikle. Tıpkı birinin hiç sesini yükseltmeden karşısındakine karşı en duymak istemeyeceği kelimeleri büyük bir soğuk kanlılıkla söyleyip canını acıtması gibi... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni ablümünüzün ismini Siz mi seçtiniz? Esinlendiğiniz biri ya da yaşadığınız bir olay var mı? Bu albumdeki şarkıları İstanbul’da mı yazdınız? Günün hangi saatlerinde ve nerelerde ilham periniz gelir? Albümdeki bütün şarkılar çok güzel ve hiçbiri birbirinden kopuk değil ve insanı kendisinin bile bilmediği yerlere götürüyor. Şarkıların hepsinin özel bir yeri vardır ama Can Kırıklarında’ki hangi şarkınızı dinlediğinizde çoşuyorsunuz ya da içinizden birşeyler gidiyor? Neden? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok teşekkür ederim, KELİMELER YETSE albümünden sonra şirkete benim adıma bir paket geldi, içinde bir kitap olduğunu anladım, hemen açtım. Kitabın adı Can Kırıklarıydı. Yazarı KARİN KARAKAŞLI içine küçük bir not yazıp hediye olarak göndermiş. Kitabı elime alır almaz şarkı adeta kafamda çalmaya başladı, bu ifadeden inanılmaz etkilendim. Daha sonra albüme ismini vermeye karar verince kendisini arayıp izin istedim, sanırım o da mutlu oldu. Acının bu kadar güzel ve derin ifade edildiğine daha önce rastlamamıştım. İlham perisine gelince, gelebilmesi için çok çalışmak gerektiğine inananlardanım. Yaklaşık 7-8 ay adeta boyunca eve kapanır , sürekli notlar alır, kayıtlar yaparım. Daha çok geceleri çalışırım, ya da sabah çok erken kalkıp hemen çalışmaya başlarım. Zaten artık neredeyse 24 değil; 30 ya da 32 saatlik periyotlardan oluşuyor günlerim. :) Bir album benim icin uzun bir şarkı gibidir dolayısıyla şarkıları birbirinden ayıramam. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can Kırıkları'ında güçlü ve insanlarla kavgası olan biri var. Yaşadıklarından dolayı içinde okyanus dolusu acı biriktirmiş ve onlardan çıkarımlarını cümlelere dökmüş biri.... Bizlere önerilerde de bulunuyor. Aşktan ziyade insani değerleri ön plana çıkarmışsınız. Böyle olması için özel bir çabanız oldu mu? Yoksa Can Kırıkları olgunluk döneminize denk geldiği için mi böyle bir albüm oldu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özel bir çabam olmadı , bu benim içinden geçtiğim süreçle alakalı sanırım. İnsan büyüdükçe; sadece kendisinin değil başkalarının hayatlarıyla da daha güclü bağlar kurabiliyor galiba. Kendini başkalarının yerine koymayı öğrenebiliyorsun. Benim insanların kendileriyle bir kavgam hiç bir zaman olmadı, herkes farklıdır ve kıymetlidir ama cehaletle, ön yargıyla , sevgisizlikle, art niyetle, bilgisizlikle -ki bunlar da bizlere ait özellikler- pek iyi geçindiğimi elbette söyleyemem... Elimden geldiği kadar bunları paylaştım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu sıralar okuduğunuz kitabın adı ve en çok dinlediğiniz albüm nedir? Kimleri okumaktan ve hangi albümleri dinlemekten hoşlanıyorsunuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu sıralar Dijital Kale'yi okuyorum. Aslında bu tür kitapları çok okumam ama gerçekten çok sürükleyici ve bu yüzden de benim icin dinlendirici, çünkü kafamı dağıtmış oluyorum. Aynı dönemi anlatan ama farklı taraflarca yazılmış tarih kitapları çok ilgimi çeker. Bir de ps**oloji üzerine yazılmış kitaplar ilgi alanıma girer. Eski grupların müziklerini biraz daha fazla seviyorum ve hiç sıkılmadan saatlerce dinleyebilirim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160549782649670?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160549782649670/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160549782649670' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160549782649670'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160549782649670'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/can-krklar-zerine.html' title='Can Kırıkları Üzerine...'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160544253567697</id><published>2006-06-29T11:23:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T11:24:02.660-07:00</updated><title type='text'>Ebru Çapa- Hürriyet</title><content type='html'>Bazen hayat vıdı vıdı meraklısı bir piranha sürüsü şeklinde çullanır ya insanın üzerine...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her kafadan bir ses çıkar ve gürültü kirliliğinden, bağırarak düşünme ihtiyacı hissedersin. Kendi düşünceni duyabilmek için...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Döner, günlüklerini silbaştan okursun. Gider denize bakarsın. Eski dostlarına telefon açarsın. Eski fotoğraf albümlerini karıştırırsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ruhdaş bir yárenin sesinden, güzel bir şarkı dinlemek istersin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah, bu gibi durumlarda ilaçtan öte, serumdan öte, kan nakli gibi yetişen birkaç hakikatli şarkıcıdan biridir, cankurtaran gibidir benim için böyle zamanlarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kayboldun mu çıkış yolunu işaret eden ışıklı bir tabela gibidir Şebnem Ferah. Masalda, ormanda kaybolan ve kötü kalpli cadının şekerden, çikolatadan, kurabiyeden yapılmış kulübesinde cadı tarafından bonbon misáli hüplenecekken, yere döşedikleri taşlar sayesinde geri dönüş yolunu bulan Hansel ve Gretel’in (ki onların da elálemin evini kemirmeye yeltenen obur ve şımarık veletler olduğu iddia edilebilir tabii!) çakıl taşları gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah taş gibi şarkısında diyor ya hani: ‘Benim çakıl taşlarım var irili ufaklı / Kaybolduğumda yere yayıp yol yaptığım / Çakıl taşlarım var her yerden topladığım / Boşluğa düştüğümde oyunlar yaratıp oynadığım...’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ferah’ın beşinci albümü Çakıl Taşları’yla aynı adı taşıyan klip, Can Kırıkları’nın ardından huzura gelen ikinci çalışma.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanıtım bültenine göre ‘hayali bir yol hikáyesi’ olan ve Tekirdağ civarlarında, Gürcan Keltek yönetmenliğinde çekilen klipte, ‘bir benzin istasyonunda tesadüfen bir araya gelen insanların (Şebnem Ferah’ın yanı sıra Süreyya Güzel ve Murat Prosciler de rol alıyor.) kafasında olup bitenler anlatılıyor’muş...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geniş bir araziye konuşlanmış bir istasyonda birbirine teğet geçen insanların, konuşmadan anlaşması ya da yanlış anlaşması...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk gençlikten kalma bir şiirin mısraları gibi: ‘Alas for our missed understandings / Alas for our unhappy landings / (...) / I wish we could do it again...’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mealen, özlenen ve kelime oyunuyla aynı zamanda hem bir karşılıklı anlayışı hem de yanlış anlaşmayı selámlayan o şiirdeki gibi... Hayat çünkü, Tanrı’ya ulaşacak kadar yüksek bir bina, yani Babil’in Kulesi’ni inşa etmeye çalışırken cezalandırılan insanların hikáyesi gibidir çünkü bazen. Tanrı kendisiyle boy ölçüşme küstahlığını gösteren, o zamana dek aynı dili konuşan insanları, bir anda ayrı diller konuşmakla cezalandırır ya hani: ‘Ulan beni bir tek sen anladın, sen de yanlış anladın!’ diye höyküresi gelir insanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa bir anlam varsa -ki vardır- bu anlamda ne konuşmanın yolları tükenir, ne de susmanın... Şebnem Ferah’ın dediği gibi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Benim bir sözlüğüm var / Unutulmuş bir dil / Oysa ki içinde her şeyin anlamı gizli / Benim bir gözlüğüm var sol camı kırıldı / Taktığım zamanlarda içini gösteren adeta...’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra zaman geçer, devran döner, kaos diner, bütün taşlar mükemmel bir matematikle yerine oturur. Ve hayat silbaştan kendi sağlam, dingin ritmine kavuşur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın durduğu yere bir sfenks gibi çöküp kalası gelir. Şebnem Ferah’ın dediği gibi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Benim hiç boyanmamış dört duvarım var / Çatlaklarından sızıp içinden geçtiğim / Benim hiç yıkılmamış duvarlarım var / Dikkatle baktığımda ardını gördüğüm adeta...’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah, şahsi kanaatimce, bu ülkeden gelmiş geçmiş en iyi şarkı yazarlarından biri.. Aynı zamanda en iyi vokallerden biri olduğu gibi. Kendi sözlerini, kendi sesiyle, yalansız, söyleyen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ömrüne bereket dilemek lázım. O ki henüz yazdığı hikáyenin sonu gelmemiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;‘Benim bir hikáyem var / Sonunu yazmadığım / Benim bir sevgilim var / Henüz tanışmadığım / Benim umudum var, benim umudum var, benim umudum var / Sen hiç ‘hiç’ oldun mu? / Birden duruldun mu? / Bulanıkmış berrakmış her suyu içtin mi? / Altında ağ olmadan yerden yükseldin mi? / Tam zevkine varmışken birden yere düştün mü? / Sen?..’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim de var efen’im; umudumuz yani...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değil mi ki gerçek zafer, hiç düşmemek değil, yere çakıldıktan sonra tekrar ayağının üzerine dikilebilmektir. Neticede büyük şair Necatigil’in dediği gibi: Geçer, geçer, geçer... Bütün masallar, mutlu sonla biter... Bir varmış bir yokmuş; Şebnem Ferah hikáyelerini anlattıkça, biz çıkmışız kerevetine... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebru Çapa- Hürriyet&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160544253567697?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160544253567697/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160544253567697' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160544253567697'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160544253567697'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/ebru-apa-hrriyet.html' title='Ebru Çapa- Hürriyet'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160539502052967</id><published>2006-06-29T11:22:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T11:23:15.123-07:00</updated><title type='text'>Cosmo Girl Dergisi</title><content type='html'>Hepimizin hayatında az ya da çok can kırıkları mevcut… “Acıyı bu kadar güzel tarif eden bir söze daha önce rastlamamıştım” diyen Şebnem Ferah da yeni albümüne bu yüzden bu adı vermiş. Sonunda başardık ve işte Şebnem Ferah’a dair her şey bu satırlarda… &lt;br /&gt;Güzel çirkin derdi yok! &lt;br /&gt;Kompleksleri yok! &lt;br /&gt;Sansasyon yaratma derdi yok! &lt;br /&gt;Ailevi problemleri yok!&lt;br /&gt;Ama şarkılarında söylediği şeyler ÇOK! &lt;br /&gt;- En baştan başlarsak; ilk albümden hatta Volvox’tan bu yana neler değişti müzik yaşantınızda? &lt;br /&gt;Aslında çok büyük bir değişiklik olduğunu söyleyemem. Ben her zaman müziği çok sevdim, bugüne kadar olan her şey de bunun sonucu… 16-17 yaşlarımdayken müziğe duyduğum aşk ve bağlılık nasılsa, bugün de aynı duyguları taşıyorum. Her şeyi daha anlamlı kılan en büyük fark; müziğimi, şarkıcılığımı daha fazla insanla paylaşıyor olmam ve bir çeşit sorumluluk duygusu taşımam. Bunun dışında benim bakış açımda ya da duygularımda bir değişiklik olduğunu söyleyemem. Müziği severek yaptığınız zaman etrafınızda meydana gelen hiçbir şey, meselenin özünden uzaklaşmanıza sebep olmuyor sanırım. İşte bu yüzden, yani severek yaptığım bir şeyle yaşadığım için çok şanslıyım. &lt;br /&gt;- Can Kırıkları’nın sert bir albüm olduğu çok konuşuldu. Sizin yorumunuz nedir konuyla ilgili? &lt;br /&gt;Ben her albümümü kaydederken, hatta öncesinde şarkılarımı yazarken, sanki dinleyicilerin karşısına ilk kez çıkacakmış gibi hissederim. Ve birilerinin hayatına şarkılarımla gireceksem, en iyi yapabildiğim şekliyle olsun isterim. Bunun için de albümlerimi kendi aralarında asla kıyaslamam. İçimden gelen melodileri yine içimden gelen sözlerle birleştirip şarkı haline getirmek, düne kadar varolmayan bir şeyleri hayata geçirmek ne kadar heyecan verici anlatamam. Gün geçtikçe bunun kıymetini daha iyi anlıyorum. “Can Kırıkları” da, tüm müzikal geçmişimi, şarkıcılığa dair tüm duygularımı aktarmaya çalıştığım, beraber çalıştığım müzisyen arkadaşlarımızla birlikte müzikal yapımızı yansıttığımız bir çalışma oldu. Sert olması ya da insanlara öyle gelmesi yönlendirilecek bir şey değil. Ancak tavrınız köşeliyse, şarkınız da köşeli olur, sadece bir piyano ile söyleseniz bile… &lt;br /&gt;- Albümün hazırlık aşamasından bahseder misiniz? &lt;br /&gt;Evimin her tarafında defterler, kalemler vardır ve aklıma gelen her şeyi yazıp çizer, kaydederim. “Artık yeni şarkılar yapmak istiyorum” hissi dominantlaşmaya başlayınca da, bunların üstünde uzun ve ayrıntılı bir biçimde çalışmaya başlarım. Bu dönem yaklaşık 7-8 ay sürüyor, bu sürede kendimi her açıdan beslemeye çalışırım, saatlerce yaşarım, şarkı söylerim, rutin etütlerimi yaparım, derken yavaş yavaş her şey şekillenmeye başlar ve o 7-8 ay boyunca üzerinde düşündüğüm her şey, birer şarkı olarak şekil almaya başlar ki bu dönem de 2-3 ay sürer. Sonra da stüdyoya girip bu şarkıları kaydetmeye başlarız. Diyebilirim ki, hayatımın en eğlenceli ve aynı zamanda doyurucu zamanlarını stüdyoda arkadaşlarımla çalışırken yaşıyorum… :) &lt;br /&gt;- Şarkılarınız hep çok uzun ve etkileyici cümlelerden oluşuyor. Bu şarkıların oluşumu da uzun sürüyor mu?&lt;br /&gt;Az önce söylediğim gibi toplamı bir sene kadar sürüyor. Bu dönemde dünyanın en asosyal insanı oluyorum ama şarkı sözü yazmak benim hayattan zevk alma biçimlerimden en önde geleni. Dolayısıyla bana uzun ya da fiziksel anlamda yorucu gelmiyor. &lt;br /&gt;- Size hangi duygular şarkı yazdırır? &lt;br /&gt;İnsana ait her duygunun çok değerli olduğunu düşünüyorum. Üzüntü de olabilir, sevinç de, öfke de… Önemli olan yaşadığınıza verdiğiniz değerdir. Ama bunun yanı sıra bana şarkı yazdıran en önemli duygu; benim kendimi müzikle bulabilmem, bu şekilde nefes aldığımı hissettiğim gerçeğidir. Bu gerçek benim için şarkılarımda anlattıklarımdan daha önde olan bir gerçek. &lt;br /&gt;- “Can Kırıkları” bildiğim kadarıyla bir kitap ismi… Bu ismi albümünüze taşımanızın özel bir nedeni var mı?&lt;br /&gt;Kitap bana yazarı Karin Karakaşlı tarafından armağan olarak gönderilmişti. Ben de daha elime alır almaz adından çok etkilendim ve şarkı adeta kafamda çalmaya başladı. Acının bu kadar dokunaklı iki kelimeyle ifade edildiğine daha önce rastlamamıştım. &lt;br /&gt;- Peki Şebnem Ferah’ın hayatında “Can Kırıkları” çok mu? &lt;br /&gt;Bugüne kadar yaşadığım hayat, acılarıyla ve tatlı taraflarıyla yoğun bir hayat oldu. Herkesin yaşarken içinde adeta fay haline gelen ve ilk tetikle güçlü bir şekilde kırılmaya başlayan kırıkları vardır; elbette benim de var… &lt;br /&gt;- Şarkı sözlerinizde bu kez aşktan çok az bahsediyorsunuz… Bu bilinçli bir tercih mi? Aşk çıktı mı hayatınızdan? &lt;br /&gt;Ben şarkı sözü yazarken plan program yapmıyorum. İçimden doğal olarak çıkanlara öncelik tanıyorum, çünkü böylesi bana daha gerçek geliyor. Aşk hayatımdan çıkabilir mi? Mümkün değil. Ama belki yaşım da ilerledikçe daha başka konuların da ne kadar önemli ve değerli olduğunu algılıyorum. “Can Kırıkları”nın kişisel bir hikaye formatından çıkıp her insana dair olması belki de bu yüzdendir ama bu bir daha aşk şarkısı yazmayacağım anlamına da gelmiyor. Ne yaşıyorsam yüreğimde. O dönem hangi duygular ağır basıyorsa, onlar ortaya çıkıyor. &lt;br /&gt;- Yaşadıklarınızı dürüstçe şarkılarınıza taşıdığınızı biliyoruz. İnsanlar genelde yaşadıklarını, özellikle de acılarını açıklamaktan sakınırlar. Siz nasıl bu kadar cesaretli olabiliyorsunuz?&lt;br /&gt;Bence bu cesaret değil, son derece normal bir şey. Aksi bana çok daha anormal geliyor. Kimden ve hangi sebeple çekineyim ki? Hepimiz insan değil miyiz? Hepimizin acıları veya sevinçleri yok mu? Üzüldüğümüz, sevindiğimiz şeyler birbirine bu kadar çok benzerken, farklı yansıtmak bana büyük bir yalan gibi geliyor ve ben insanların gözüne baka baka inanmadığım bir şey söyleyemem. &lt;br /&gt;- Aslında herkesin bildiği Şebnem Ferah; son derece sakin, dingin ve oldukça sıcakkanlıdır. Fakat şarkılarınızda hep bir isyankarlık ve her şeye bir itiraz durumu var… Bunu neye bağlıyorsunuz?&lt;br /&gt;Her şeye değil… Belki bana yanlış gelen şeylere itiraz ettiğimi söyleyebilirim. Bu da çok olağan bir şey. Şarkılar insana günlük hayatta yaşayamadığı kadar yoğun yaşama imkanı sağlıyor ve bir özgürlük alanınız oluyor. Ben de o alanda içimden gelen ya da içimde kalan şeyleri müzikal olarak dışarı çıkarıyorum. &lt;br /&gt;- Şu aralar Türkiye’de rock müzikte epey bir hareketlenme söz konusu… Siz nasıl buluyorsunuz bu gidişatı ve beğendiğiniz gruplar kimler? &lt;br /&gt;Çok olumlu ve aynı zamanda olağan buluyorum. Şu anda başarılı olan gruplar; yıllardır barlarda sahneye çıkan, tecrübesi olan ve bu sürecin sonunda doğal olarak kendini ifade edebilmekte, bir günde şarkıcı yapılmaya karar verilmiş insanlardan çok daha başarılı olanlardan oluşuyor. mor ve ötesi’ne bayılıyorum mesela. Daha yeni Çilekeş’in albümünü dinledim ve onu da çok beğendim. Doğrusu, bütün arkadaşlarıma saygı duyuyorum ve yaptıkları hoşuma gidiyor. &lt;br /&gt;- Bu röportaja hazırlanırken fark ettiğim bir şey var ki; adınıza hazırlanmış birçok fan sitesi bulunuyor… &lt;br /&gt;Kendimi şanslı hissetmemin en büyük sebeplerinden biri de bu… Bizim artık kemikleşmiş bir ilişkimiz var sanırım. Bu ilişki sonucunda da kimi zaman site kurarak, kimi zaman konserlerdeki sıcaklıklarıyla bana hayatımın en değerli anlarını yaşatıyorlar. İlk olarak seboistnet kurulmuştu yıllar önce. Sonra yenileri eklendi. Her biri benim için özel ve değerlidir, çünkü benim için asıl olan bunu yapmalarına sebep olan şeydir. Çünkü yaptığınız şarkıların başkaları üzerindeki izdüşümü çok kıymetli bir şey. &lt;br /&gt;- Şebnem Ferah albümlerinin hepsi o kadar çok beğeniliyor ve zaman geçse de dinleniyor ki, hiç Best Of albüm çıkarmayı düşünüyor musunuz? &lt;br /&gt;Klasik şekliyle yapmayı düşünmüyorum. Ayrıca daha ileriye dönük yaşamayı seviyorum. Yeni beni hala yapamadığım şarkıları hayal etmek daha çok heyecanlandırıyor. Ama büyük ihtimalle unplugged olmak kaydıyla bir konser albümü ya da farklı bir şey yapmayı istiyorum. Doğal olarak da böyle bir çalışmaya tüm albümlerin en beğenilen ve benim de en sevdiğim şarkıları girecektir ve bir çeşit Best Of olacaktır diyebiliriz. :) &lt;br /&gt;- Çok merak ettiğim bir şey var… Bir televizyon kanalı için Tori Amos’la röportaj yaptınız. Sizden mi geldi böyle bir röportaj teklifi? &lt;br /&gt;Hayır, benim değil; onların önerisiydi. Ben de en azından hoş bir tecrübe olacağını düşünerek ilk başta tereddüt etmekle birlikte yapmaya karar verdim. &lt;br /&gt;- Yurt dışı kesinlikle sizin gibi birinin varlığından haberdar olmalı bence… Böyle bir çalışma içine girmeyi düşünmüyor musunuz? &lt;br /&gt;Teşekkür ederim. :) Maalesef bu benim tek başıma yapabileceğim bir şey değil. Kim istemez daha çok insana ulaşmayı? Benim yapabileceğim tek şey, çok çalışmak olabilir ve bunu da yapmaya çalışıyorum. Her dönem şarkıcılığımı ve müziğimi geliştirmeye çalışıyorum. Ama yurt dışı dediğimiz şey o kadar büyük ki… Avrupa ülkelerinin müziğe bakış açısı Amerikalılardan çok farklı mesela. Beğenileri de öyle. Benim idrak ettiğim; bu işin sadece masa başında karar verilerek yapılabilecek bir şey olmadığı. Benim gibi müzik yapanlar için en doğru yol valizini toplayıp gitmek… Bu da çok kolay bir karar değil. Başka bir yöntem olan, şirketler arası görüşmelerinse Türkiye için artık geçerli olmasına imkan yok diye düşünüyorum. Çünkü sektörel olarak aynı masaya oturabilmemiz için daha çok uzun yıllar geçmesi gerekiyor. Müzisyenlerden değil, sektörden söz ediyorum. Türkiye de bu anlamda bence en dejenere olmuş döneminin sonuçlarını yaşıyor. &lt;br /&gt;- Sadece müziğinizle varolmayı başaran ender sanatçılardan birisiniz. Bu özelliğinizi nasıl koruyorsunuz? &lt;br /&gt;Bazı şeylere elbette dikkat ediyorum ama hayatta asla yapmayacağım şey; kendi yaşam biçimimden taviz vermektir. Bu iki uç arasındaki denge her zaman çok kolay bulunmuyor ama ben zaten sadece bir müzisyenim, dolayısıyla kendimi değil, üretimimi paylaşmayı tercih ediyorum. Müzik yapabilmek için ünlü bir şahsiyet gibi değil, müzisyen gibi yaşamanız gerekir ve ben de öyle yaşadığıma inanıyorum. &lt;br /&gt;- Bir şarkınızda; “Kalabalıklar arasında yalnız kalmaktansa dünyanın bir ucunda tek başınayım” diyorsunuz. Amerika’ya da gittiğinizi biliyorum. Bu tercih ettiğiniz bir yalnızlık mıydı ya da bir tepki miydi? &lt;br /&gt;O zamanlarda çok yorgundum. Tam 4 yıldır tatil yapmamıştım, kendimi de pek iyi hissetmiyordum yorgunluktan dolayı. Yeni yerler görmeyi de çok severim. Dolayısıyla karar verdim ve gittim. Tepkiden ziyade, yoğun bir biçimde yalnız olmaya ihtiyacım vardı ve iyi ki de gitmişim. İnsan hiç tanımadığı bir yerde ve kültürde vakit geçirirken her şeyi daha yoğun hissedebiliyor. Bunun için bana çok şey kazandırdığını düşünüyorum. &lt;br /&gt;- Saçınızda, makyajınızda, aslında bütün olarak imajınızda değişiklikler görüyoruz. Kimlerle çalışıldı bu değişiklikler için? &lt;br /&gt;Arada sırada yenilikler yapmak iyidir diye düşünüyorum, çünkü insan zamanla kendinden sıkılabiliyor. Aslında uzun vadede imaj çalışması gibi şeylere karşı olan, ‘en azından kendim için söylemek gerekirse’ böyle şeylere uzak olan biriyim. Çünkü gözünüze ne kadar far sürdüğünüz ya da saçınızın rengi önemli değil olan; tamamen içiniz… Bu yüzden de hep daha sade olmayı tercih ederim. Ama bu albümün ilk etaptaki tüm görsel çalışmaları Hakan Utangaç (Pentagram) tarafından yapıldı ve önerileri benim de çok hoşuma gittiği için uyguladım. &lt;br /&gt;- Müzik, hayatınızın büyük bir bölümünde olsa da müzik dışında neler yapmaktan hoşlanırsınız? &lt;br /&gt;Film seyretmekten, ailemle ve arkadaşlarımla olmaktan, bir yerlerde canlı müzik dinlemekten, konser izlemekten ama en çok da başka ülkelere seyahat etmekten hoşlanırım. Fırsat buldukça da bunların tamamını yapmaya çalışırım. &lt;br /&gt;- Şebnem Ferah, şarkılarını bu kadar uzun yazarken kendini bir cümleyle nasıl anlatır? &lt;br /&gt;Bilmem ki… En iyi “Şarkı söylemeyi seven bir müzisyen…” diye anlatabiliriz. &lt;br /&gt;- İlk aşkınızı hatırlıyor musunuz?&lt;br /&gt;Hatırlamaz mıyım?! :) &lt;br /&gt;- Hiç kompleksleriniz oldu mu? &lt;br /&gt;Komplekslerim olmadığı gibi, şanslı bir insan olduğumu düşünürüm hep. Ama pişmanlıklarım ya da isteyip de yaşayamadıklarım oldu tabii. Ben çok gerçekçiyimdir. Herkesin de, ne kadar istemesek bile yaşadıklarını kabul edip, hayata olumlu bir şekilde devam etmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü böyle yapmazsak sizce de hayat çekilmez olmaz mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- 17 yaş çılgınlıklarınızı hatırlıyor musunuz?&lt;br /&gt;Ben kendimi hiçbir zaman çılgın biri olarak görmedim ama başkalarına göre o yaşlarda rock müzikle ilgilenmeye başlamam, gitar çalmam, gruplarda şarkı söylemem ve müzikten başka bir şey düşünmemem çılgınlıktı! Bana göreyse son derece normaldi. &lt;br /&gt;- Ailenizle ilişkileriniz nasıldı? &lt;br /&gt;Beni özgür yetiştirdikleri ve karşılıklı güvenimiz tam olduğu için ailemle ilişkilerim her zaman olumlu olmuştur. Hiçbir zaman beni engellemeye çalışmadılar. Aksine hep destek oldular. Bir de sevginin yoğun olarak yaşandığı bir ailede büyümek, insana sonradan hiçbir şeyin kazandıramayacağı bir güveni miras bırakıyor. Bu güven duygusuyla büyüdüğüm için çok mutluyum. &lt;br /&gt;- Geçmişe dair yapmak isteyip de yapamadığınız bir şey var mı? &lt;br /&gt;Olmaz mı? Keşke dediğim bir sürü şey var. Bunu kötü anlamda söylemiyorum, her deneyimin insanı geliştirdiğine kesinlikle inanıyorum ama bir sürü şey var yapmak isteyip de yapamadığım tabii. Zaten keşke dediğim her şeyi er geç yapmaya çalışarak yaşıyorum. :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160539502052967?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160539502052967/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160539502052967' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160539502052967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160539502052967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/cosmo-girl-dergisi.html' title='Cosmo Girl Dergisi'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160533987405549</id><published>2006-06-29T11:21:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T11:22:23.870-07:00</updated><title type='text'>Yüxeses Dergisi</title><content type='html'>sebnem ferah &lt;br /&gt;29/6/2006 - Yüxeses Dergisi &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Murathan Mungan “Alice Harikalar Diyarı’nda” başlıklı öyküsünde Alice’i şöyle anlatır: Hayatta ve ayakta kalabilmek için bildiği bir tek şey vardır: Çok fazla içine bakmamaya; içini kurcalamamaya çalışırdı… Her zaman derdi: Ne zaman içime biraz fazla baksam yükseklik korkusu depreşir.” &lt;br /&gt;Şebnem Ferah ve müziği söz konusu olduğunda akla Mungan’ın öyküsündeki Alice gelebilir. Bunun nedeni Alice ile arasındaki benzerlikten değil; zıtlıktan olabilir. Alice’in tam tersine, cesurca kendisine bakabilen ve samimiyetle kendisini ifade edebilen bir sanatçı görürüz karşımızda. &lt;br /&gt;Ferah, “Benim ilk günden beri, yani albüm yaparak dinleyicilerin karşısına çıktığım ilk günden beri söylediğim bir şey var; ‘ben mümkün olduğu kadar içimden çıkan şeyleri yapacağım’” diyor ve ekliyor:&lt;br /&gt;“Ben şahsen bundan korkmuyorum. Yani müzikle ilgili herhangi bir şeyden korkmuyorum. Korkarak herhangi bir şey yapamazsınız. Yaptığınızı bir gün beğenebilirler. Başka bir gün beğenmeyebilirler. Bir sürü, binlerce insanın beğenilerini dikte edemezsin, yönlendiremezsin. Ama benim kendimle ilgili dürüst bulduğum şekli müzikal olarak da sözel olarak da bu.” &lt;br /&gt;5 Temmuz’da “Can Kırıkları” adlı çalışmasıyla dinleyicilerinin karşısına tekrar çıkan Şebnem Ferah’la Pasaj Müzik’te söyleşi yaptık. “Cesur” bayanın son albümünden ve son hallerinden söz ettik. &lt;br /&gt;Sanatçının ilk albümünde olduğu gibi, son çalışmasında da albümün prodüktörlüğünü Tarkan Gözübüyük üstlenmiş. Şebnem, albümü için prodüktör düşünürken aklındaki tek isim Tarkan’mış. &lt;br /&gt;“Tarkan zaten, daha önceden ve çok uzun yıllardır arkadaşım. Hem müzikal, hem insani olarak çok sevip saydığım biri olduğu için onunla çalışmak kendi başıma prodüktörlük yapmaktan çok daha olumlu bir şeydi. Ben mümkün olduğu kadar güvendiğim, sevdiğim, saydığım insanların prodüktörlük yapmasından taraftarım. Çünkü o zaman benim yapabileceğim şeylerin sınırları da zorlanmamış oluyor. Çünkü başka bir göz sana diyor ki, ‘sen bunu şöyle daha iyi yaparsın’. Ve özellikle Tarkan’ın o noktada olması benim hem hayatımı çok daha kolaylaştırıyor, hem de çok daha fazla zevk alabiliyorum o zaman yaptığım şeyden.”&lt;br /&gt;Kayıt çalışmaları dört ay süren albüm, İstanbul’daki Marşandiz ve Los Angeles’taki Capitol stüdyolarında hazırlanmış. Albüm bittikten sonra Amerika’ya ‘mastering’ için gidilmiş. Ama aslında Amerika’nın albümdeki payı yalnızca ‘mastering’le sınırlı kalmamış. Daha öncesinde Şebnem, tatil için ABD’ye gittiğinde şarkıların bir kısmı da orada belirginleşmiş. &lt;br /&gt;“Geçen albümü yaptıktan sonra 1.5 yıl biz durmadan konser verdik. Yani sadece fiziksel olarak değil, artık ruhsal olarak da yorucu olmaya başlamıştı. Çünkü sürekli yoldasın. Yorgun olduğum zaman durmam gerektiğini düşünüyorum. Yani işte öyle bir zamanda hem yalnız olabilmek, hem daha çok konsantre olabilmek için. Bir de dört yıldır tatil yapmıyordum. Kendime bir değişiklik yapmak istedim. Bir iki hafta iyice dinlendikten sonra da doğal olarak çalışmaya başladım. Ama bu arada hakikaten dünyanın bir ucunda böyle tek başına ve yalnız olduğun zaman zaten konsantre olmaktan başka yapacak bir şeyin kalmıyor. Dolayısıyla çalışmaya başladım o dönem. Şarkıların tamamı orada bitmedi. Kimisiyle dönüp burada çalışmaya devam etmek durumunda da kaldım. Ve bunun öncesinde zaten bir senedir sürekli de bununla ilgili çalışıyordum. Yani o çok uzun bir çalışma dönemi.” &lt;br /&gt;Şebnem Ferah, son albümü için “stüdyo döneminde kendimin de en tatmin olduğu çalışma diyebilirim” lafını söylüyor. Çalışmada yer alan 10 parçanın söz ve müzikleri kendisine ait. Yani kafasındaki birçok şarkıdan seçtiği, pek çok düzenlemeden geçirdiği ve dinleyicileriyle paylaşmaya karar verdiği 10 parça. “Orada 10 parça olan halini görüyorsunuz. Ama onun ön çalışması bir sürü şeyi eleyerek oluyor. Üzerinde çalıştığım bir parçayı yarın kalkıp uyanıp, kahvemi içip, dinledikten sonra eğer ondan pek de etkilenmiyorsam üzerinde çalışmaya devam etmiyorum bile. Bu arada benim uğraştığım bir şeyi beğenmemem o günkü ruh halimle de ilgili olabilir. Ama ben geri dönüp bakmayı çok da seven biri değilim. Hep yeni şeyler yapabilmeyi tercih ederim ama hiçbir zaman şöyle bir yöntemim de olmadı, olmasını da tercih etmem. ‘Şimdi bir albüm yapacağım, soundu şöyle olsun, içeriği böyle olsun, şu gibi cümleler olsun içinde.’ Bunu çok yapay buluyorum. Ben daha çok parçaların en primitif hali yani akustik gitarla çalıp söylediğim halini seviyorum. İlk bestelediğim hali hem nasıl düzenlenmek istediğini söyler, hem de nasıl bir formata kavuşmak istediğini söyler. Aslında müzisyenseniz, bunu hemen anlayabilirsiniz. Biz artık çok kemikleşmiş bir müzikal ekip olduğumuz için genellikle kendi müzikal birikimimizi bu parçaların ihtiyaç duyduğu şeylerin üzerinde yoğunlaştırmaya çalışıyoruz. Yoksa bunun sonu yok. Her parçayı her türlü şekle çevirebilirsiniz ama bana da beraber çalıştığım arkadaşlarıma da en güzel ve doğal gelen hali parçanın ihtiyaç duyduğu şeyi yaratabilmek. Yani orada artık söz sahibi aslında siz olmuyorsunuz. O primitif şey oluyor. Parçanın ilk hali oluyor. Onun etrafında bir şeyler yapılandırmaya başlıyorsunuz. Sonuçta işte dinlenilen şeye kadar varıyor o yol.” &lt;br /&gt;Ferah’ın son albümü için yazılı ve görsel medyada pek çok yorumlar yapıldı. Beğeniyle karşılanan çalışma hakkında söylenenlerden biri de Şebnem’in daha önceki albümlerine göre daha sert bir müzik yaptığıydı. Sanatçı ‘sert’ müziği zaten sevdiğini söylüyor ve ekliyor:&lt;br /&gt;“ Bu sefer böyle bir sound ortaya çıktı. Bu demek değil ki ben bir sonraki albümümde herhangi bir parçayı piyano eşliğinde söylemeyeceğim. Yani bu, seri bağlantıda hareket eden bir iş değil. Aynı zamanda bundan sonra daha sert, ondan sonraki daha da sert olacak gibi bir şey de söyleyemem. Ben sert müziği çok seviyorum. O ayrı ve her zaman, mutlaka o alanda olacaktır yaptığım şey. Fakat doğrusunu söylemek gerekirse zaten bana sert gelen bir sound’dan söz ediyorsak ‘sert’ doğru bir kelime bile değil artık. Başka türlü değerlendirebilmeliyiz bence. Ben kendi müziğimi ifade edecek olsam ‘sert’ yerine ‘daha keskin’ demeyi tercih ederim. İçerik size nasıl bir şey olduğunu söylüyorsa, belli ediyorsa ve sadece bana değil, beraber çalıştığım ekip arkadaşlarıma da belli ediyorsa o zaman da onu başka bir forma çekiştirmeye çalışmamalı. Dolayısıyla bunun planlanması çok zor. Elbette planlayabilirsin. Bir müzisyen olarak olanakların sonsuz. Ama benim sevdiğim şey içeriğini bozmadan o, nasıl bir şekle kavuşmak istiyorsa öyle şekle kavuşması. Eğer bir bebek doğduğunda gözleri yeşilse, üç ay sonra da, büyüdüğünde de yeşil gözlü olacaktır. Yani bunu zorla kahverengi gözlü yapmaya çalışmak ancak lens etkisi yaratabilir. Anlatabiliyor muyum? Ben o saflığı korumak istiyorum. Bunun neticesinde de bu albümü dışardan daha sert tabir edilen bir şekilde algılandı. Ama bana sorarsan bana sert de gelmiyor.” &lt;br /&gt;Albümün çıkış parçası olarak seçilen şarkı ‘Can Kırıkları’. Şebnem’e göre bu parça albümün genel müzikal yapısını ve içeriğini de en iyi özetleyen parça. Albüme ismini de veren bu şarkının adına, bir kitaplık kaynaklık etmiş. Karin Karakaşlı’nın yazdığı aynı adlı roman. Sanatçıya, yazarından hediye olarak gelen kitabın başlığını gördüğünde Ferah, albümün ismine de hemen karar vermiş.&lt;br /&gt;“’Can Kırıkları’ size ne ifade etti?” &lt;br /&gt;“Büyük bir acı ifade etti. Hani kimimizin canı dönem dönem yanar, acır. Özellikle insan, kendi ayakları üstünde durmaya başladığı dönemden itibaren. Her şeyin hakikaten toz pembe gözüktüğü zamanlar var. Bir de gerçekten, ayaklarınla, tabanlarınla yere sapasağlam basmak durumunda olduğun böyle başlayan dönemler var. Ben çok, her şeyi hücreleriyle hisseden biriyim galiba. Yani mutluluğumu da çok yoğun yaşıyorum. Mutsuzluğumu da… Acı denen ve hepimizin hayatından gelen geçen bir duygunun bu kadar iyi ifade edildiğine hakikaten rastlamamıştım. Çok hoşuma gitti. Kitapta da başlığı görür görmez hemen etkilendim. Hemen şarkının ilk cümleleri kafamda çalmaya başladı. Yani o, insanın tüylerini diken diken eden bir şeydi. Normalde böyle şeyler çok az oluyor hayatta. Halbuki hayatımızı güzelleştiren şeyler bunlar. Güzelleştirmekten kast ettiğim, yaşadığım duygu her neyse, mutluluk ya da mutsuzluk bunu derinleştiren şeyler benim çok hoşuma gidiyor. Bendeki etkisi bu olduğu için de hiç düşünmeden şarkı bitmişti.”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160533987405549?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160533987405549/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160533987405549' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160533987405549'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160533987405549'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/yxeses-dergisi.html' title='Yüxeses Dergisi'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160517683902509</id><published>2006-06-29T11:18:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T11:19:37.093-07:00</updated><title type='text'>Mıx Dergisi- 2005</title><content type='html'>ARTIK UZUN CÜMLELER KURUYOR&lt;br /&gt;KENDİ CÜMLELERİ &lt;br /&gt;Şebnem Ferah şahsi kimliğiyle tanınmak değil, müzisyen olarak varolmak istiyor. Yerli rock’ın taçsız kraliçesi Şebnem Ferah, yeni albümü “Can Kırıkları”yla her zamankinden daha isyankar. &lt;br /&gt;Şimdi televizyonu kapatıp, müziğin sesini kısın. Mümkünse tek başına kalabileceğiniz bir odaya geçin. Çünkü birazdan okuyacağınız röportaj, ileriki yaşamınız için özellikle de müzik eksenli bir yaşam planlıyorsanız çok önemli. Rock dünyasının taçsız kraliçesi Şebnem Ferah, yeni albümü “Can Kırıkları”nı anlatırken çok önemli yaşam tavsiyelerinde bulunuyor. “Çamur mu sürmek istiyorsun birinin duygularına, önce senin ellerin kirlenecek” diyor. Bu bile tek başına bir hayat dersi değil mi? Devamı, ünlü müzisyenin Mix’in sorularına verdiği yanıtlarda gizli. &lt;br /&gt;- Volvox’dan bu yana neler değişti? &lt;br /&gt;Çok şey değiştiğini söyleyemem. O zaman da müzik yapıyordum, şimdi de… Bazı şeyleri, olması gerektiği gibi basamak basamak yaşadım. Müzik yapmak isteyen birine en büyük tavsiyem enstrüman çalmayı öğrenip bir grup kurması ve tecrübe edinmesi Ondan sonrası doğal olarak gelişiyor. &lt;br /&gt;- Bu kez sert bir albüm hazırlamışsın… &lt;br /&gt;Parça yaparken sound’u böyle olsun, şu enstrümanlar çalınsın gibi bir yaklaşımım yok. Şarkının kendisi, nasıl düzenlenmek istediğini söyler. Bilgisayarda sonsuz kombinasyonda yüzlerce şey yapabilirsiniz. Benim sevdiğim şey ise şarkının en basit hali. Önemli olan parçanın türü değil, sizin bu işin genelinde sürdürdüğünüz tavır. Aksi takdirde pop müzik yapan birçok arkadaşımız, hemen bir rock albüm yapabilirler. Dinleyiciye büyük farklılıklar varmış gibi gelen şey aslında bana çok küçük ayrıntılar gibi geliyor. Benim için bir parçada akustik gitar, davul ya da ney kullanmak arasında hiçbir fark yok. Çünkü ben bir müzisyenim. Bana göre en büyük hata bir müzisyenin kendini birtakım kalıplara sokması. Benim derdim içimden çıkanı insanlarla dürüstçe paylaşmak. &lt;br /&gt;- Müzik için hayatında feda ettiğin şeyler olduğunu düşünüyor musun? &lt;br /&gt;Zor zamanlar oluyor tabii ki. Bazen “Bu mu yani?” dediğim oluyor. Müziğimi paylaşmaya aşığım. Hayatımı müziğin etrafında döndürmeye alıştım. Çocukken şarkıcı olmak gibi bir hayalim yoktu. Oyun olsun diye aynanın karşısında şarkı söylerdim, ama “bir gün şarkıcı olacağım” demiyordum. Kurslara gittim. Dersler aldım. Okul grubunda şarkı söyledim. Sonra kendime grup kurdum. Doğal bir süreçti bunlar. Albüm yapabiliyor olmam bunların sonucudur. Ben heyecanımı kaybetmemeye çalışıyorum. Ön planda tutmak istediğim şahsi kimliğim değil, müzisyen olarak varoluşum. &lt;br /&gt;- Sempatik ve sıcakkanlı bir insansın. Hayat dolusun. Oysa şarkılarında bir o kadar isyankarsın, başkaldırıcısın. Olduğundan farklı gibisin… &lt;br /&gt;Bütün gün isyan ederek, teslim olarak ya da üzülerek yaşayamazsınız. Ama hayatınızda öyle anlar vardır ki o beş dakika canınıza okur, yıkılırsınız. Bir şey üretmek insana şu imkanı sunar: O duyguyu estetik olarak abartabilirsiniz. Mutsuzluklarımı insanlarla çok paylaşmam. Bunları bu kadar içinizde hamurlaştırdığınız için oturup bir şey yazdığınızda genellikle bunlar dışarı çıkıyor. Bir gün belki içimden mutlu bir şarkı da çıkacak. Karar vererek yapmıyorum şarkılarımı. Hapşırır gibi içimden geliyorlar. Hüzünlü ve karamsar bir insan değilim aslında. Çok harika arkadaşlarım, sevdiğim bir ailem var. Sadece şarkı yazarken yaşadığım duyguyu abartabilme yeteneğine sahibim. &lt;br /&gt;- İnsanlar yaşadıkları acıları açıklamaktan çekinir. Sen nasıl bu kadar cesaretli olabiliyorsun? &lt;br /&gt;Kimden neden çekineyim ki. Yoldan kimi çevirseniz anlatacak bir hikayesi yok mudur? Benim hayat hikayem de bu. Erken yaşlarda zor şeyler yaşadım. Bunların üzerimde bıraktığı hüzün ve tortu olabilir. Ama bu aynı zamanda bana uzun vadede korkmamayı ve çekinmemeyi öğretti. Bu albümde hayata nasıl baktığımdan bahsediyorum. “Çamur mu sürmek istiyorsun birinin duygularına, önce senin ellerin kirlenecek” diyorum. &lt;br /&gt;- “Şebnem dur abartma” dediğin oluyor mu? &lt;br /&gt;Oluyor tabii ki. Bu, utanma ve sıkılmadan değil ama. Sizi kimlerin dinlediğini kestirme şansınız yok. 15 yaşında biri de dinleyebilir, 30 yaşında biri de. Sanatçı her zaman doğru olmalıdır diye bir düşüncem yok ama yine de yanlış algılanacak şeyler yazmamaya gayret ederim. &lt;br /&gt;- Müzik bir insanın hayatını ne derecede etkileyebilir? &lt;br /&gt;Müzik hakikaten çok güçlü bir şey. Müzik aslında bir ihtiyaçtır bilmediğimiz. Ekmek gibi, su gibi. Ekmek ve su bulamazsak bunların eksikliğini bünyemizde hissederiz. Ama müziğin adını hemen koyamayız. Müzik bizim estetik bir ihtiyacımızdır ve hayatımızda çok yer kaplar. Ben birinin tüylerini üç dakika boyunca diken diken edebiliyorsam, ne mutlu bana. Bir kez müzik ilacını alırsanız onsuz yapamazsınız. &lt;br /&gt;- Rock müzik yapanlar marjinal hayatlar yaşayan insanlar gibi görülürler. Sen kendini bu anlamda nereye koyuyorsun? &lt;br /&gt;Ben kendi hayatımı marjinal görmüyorum. Ama bu göreceli bir şey. Gençken rock müzik yapmak istiyorum dediğimde ailem bana destek oldu. Seçimlerime saygı duydular. Ama “Ne biçim şeylerle ilgileniyorsun, serseri mi olacaksın?” gibi bir tepki verebilirlerdi de. İnsanlar yasaklarla karşılaştıkça asileşirler. &lt;br /&gt;- Şu sıralar rock müzikte fark edilir bir kıpırdanma söz konusu… &lt;br /&gt;Bir ülkede dominant olan müzik türlerinin yanında evrensel kabul edilenler de vardır. Müzisyen dediğin kişi farkında olsun olmasın evrensel bir bakış açısına sahiptir. Artık dünyadaki her türlü bilgiye çok daha kolay ulaşabiliyorsunuz. Bu insanların müziğe bakışını değiştiriyor. Bence bu bir patlama değil, doğal bir süreç. Bu insanlar yıllardır küçük barlarda müzik yapan, müziği hayatının merkezi kabul eden insanlar. Şimdi tek tek albüm çıkarıp daha geniş kitlelere ulaşmaya başladılar. Müziğin esas yapıldığı yer stüdyo olduğu kadar biraz da sahnedir. Senelerdir sahnelerde müzik yapan insanların stüdyoya girip albüm yapmaları çok doğal değil mi? &lt;br /&gt;- Şarkı sözlerin çok uzun ve şarkı söylerken bir yandan da şiir okur gibisin. Aslında biraz da şair değil misin? &lt;br /&gt;Ben uzun şarkı sözü yazıyorum. Bir şarkı sözümden aslında üç şarkı çıkar. Bir söylediğimi bir daha tekrar etmemeye çalışıyorum. İnsanların çok alışkın olduğu kafiye anlayışlarına da uzağım. Benim müziğim tutarlıdır ama insan yenilikler de yapmak istiyor. İşte ben bu yenilikleri genelde sözlerde yapıyorum. &lt;br /&gt;- Bazı müzisyenler için müzik ön plandadır. Senin için sözler daha mı önemli? &lt;br /&gt;Benim için her zaman müzik daha ön plandadır ama bunun dışında bir şey söyleyeceksem o da müziğe yakışır bir şey olmalı. Çünkü bence bir şarkının içinde on kere aynı cümleyi geçirmek sizi dinleyen insanların zekasını küçümsemek anlamına gelir. Kendime bunu yakıştıramam. &lt;br /&gt;- Ne tür müzikler dinliyorsun? &lt;br /&gt;Ben herhangi bir müzik türüne kapalı biri değilim. Kendimce güzel bulduğum müzikleri dinlerim. &lt;br /&gt;- Arkadaşlarınızla oturup içerken efkarlanıp Orhan Gencebay dinlediğin de oluyor mu mesela? &lt;br /&gt;Daha öncelikli olarak dinlemeyi tercih ettiğim şeyler var. Ama Orhan Gencebay’ı da büyük bir keyifle dinlerim. Benim de iyi bir müzik dinleyicisi olarak kendime göre bir müzik zevkim var. &lt;br /&gt;- Türkiye’de beğendiğin gruplar ya da müzisyenler hangileri? &lt;br /&gt;Son yıllarda en çok beğendiğim ve dinlediğim albümlerden biri Mor ve Ötesi’nin albümüydü. Gerçekten her şeyi ile çok iyi bir albüm olduğunu, başarısının kesinlikle tesadüf olmadığını düşünüyorum. &lt;br /&gt;- Peki başucu albümlerin neler? &lt;br /&gt;Sevdiğim albümleri tekrar tekrar dinleyen biriyim. Mesela Satriani çok sevdiğim bir gitarcıdır. Deep Purple, Black Sabbath, Pink Floyd gibi grupları da dinlerim. &lt;br /&gt;- Son olarak Türkiye’nin ilk kadın rockçı’larından birisin. Bu bir sorumluluk getiriyor. Bu yükü omuzlarında daha ne kadar taşıyabileceksin? &lt;br /&gt;Zaman zaman yorulduğumu hissediyorum. Türkiye gibi hiçbir şeyin standartlarda olmadığı bir ülkede iyi bir şeyler yaratmaya çalışmak elbette ki yorucu. Bazı şeylerin içi gerektiğinden daha fazla dolu. Ama madem bu işi yapıyorum; bundan şikayet etmek yerine el yordamı ile kendi iyi koşullarımı oluşturmayı seçiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAYRANLARI ONU BESLİYOR &lt;br /&gt;Şebnem Ferah, hayranlarıyla arasına duvar ören müzisyenlerden değil. Konserlerde, şarkı aralarında onlarla uzun uzun sohbet etmekten zevk alıyor. Şebnem Ferah’ın adına açılmış birden çok fan sitesi var. Ünlü müzisyen konser sırasında hayranlarıyla mutlaka sohbet ediyor. &lt;br /&gt;- İnsanların yaşadıklarında, anılarında şarkılarının da payı var. Bu seni nasıl etkiliyor?&lt;br /&gt;Bunun benim için ne kadar kıymetli bir duygu olduğunu anlatamam. Bu yüzden işimi özenerek yapmaya gayret ediyorum. Birilerinin evine giriyorsunuz. Belki vücut olarak değil ama sesinizle, beyninizle, duygularınızla… &lt;br /&gt;- Adına pek çok fan sitesi var… &lt;br /&gt;Bu yüzden uzun süredir kendime bir web sayfası yapmadım. Çünkü onların kendi aralarında güzel bir bütünlük var. Onların özgür alanlarına müdahale etmek istemedim. Hayranlarımla konser zamanlarında kuliste görüşüyoruz. Bu beni besliyor. &lt;br /&gt;- Konserlerinde fan kulüp üyelerinle daha fazla ilgileniyorsun. Şarkı aralarında onlarla birebir konuşuyorsun. Diğer seyirciler bu durumdan rahatsız olmuyorlar mı?&lt;br /&gt;Karşınızda elli kişi yüksek sesle size sesleniyor. Ben yapı olarak bunu görmezden gelebilecek biri değilim. Ama tabii ki arkada beş bin kişi var ve bu konuşmaların onlar için bir anlamı olmuyor. Belki zamanla en coşkulu dinleyicilerim daha sakinleşirler ya da belki ben zamanla herkesin anlayabileceği gibi konuşmayı öğrenirim, bilmiyorum. Sahnedeki insan her şeyi duyar, her şeyden haberdardır. &lt;br /&gt;- Bu konsantrasyonunu bozmuyor mu?&lt;br /&gt;Bozuyor tabii ki. Başka ülkelerdeki konserlerde bu yüzden sürekli anonslar yapılır. Fotoğraf çekmeyin, cebinizi kapatın gibi. Bizde böyle bir şey yapsak dinleyiciler demediğini bırakmaz&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160517683902509?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160517683902509/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160517683902509' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160517683902509'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160517683902509'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/mx-dergisi-2005.html' title='Mıx Dergisi- 2005'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160506605418173</id><published>2006-06-29T11:17:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T11:17:46.176-07:00</updated><title type='text'>Sebnem Ferah konseri...</title><content type='html'>Bugün elime bir fırsat geçti ve sıkıcı bir psikiyatri yazısı yerine eğlenceli, kısa, çabuk okunan bir köşe yazısı yazmaya çalışacağım. Bir gazeteci olmadığım için ne kadar becerebilirim bilmiyorum ama deneyeceğim. Oğlum bir Şebnem Ferah hayranı. Aslında onu ilk kez altı yıl önce ben keşfetmiştim. Arabada artık kısa cümleler kuruyorum albümünü dinlerken, "yine bu kaset mi?" diye itiraz ederdi. O zaman çocuktu. Ama şimdi ben yaşlı, o da ergen olunca işler değişti. Tüm albümleri, fotorafları, röportajları takipte. Bu arada benim eski kayıtlarıma da el koyuldu. Tüm konserlerine gidiliyor. Park Orman'daki 'Can Kırıkları' isimli yeni albümün gala konserine birlikte gittik. Yaş ortalaması sanırım yirmi civarındaydı. Benim gibi birkaç anne baba ve otuzlarına gelmiş gençler de vardı. Oldukça kalabalık bir konserdi. Pırıl pırıl, heyecanlı ve umutlu gençleri gülümseyerek izlemek, yaşlanmanın belirtilerinden biri olsa gerek. Bu görüntüyü bozan tek şey hemen hepsinin elindeki bira kutuları ve sigaralardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ANLAŞILIR SÖZLER &lt;br /&gt;Bağımlılığın getireceği riski yaşlılardan daha iyi bilecek kapasiteleri olan gençlerin bu kadar erken yaşlarda ilk adımı atmış olması üzücüydü. Düşündüm de biz büyükler müzikten korkacağımıza, bunlardan korkmalıydık ve bunların müzikle hiç ilgisi yoktu. Orda sanat müziği konseri de olsa, aynı şeyler satılacaktı. Yoğun kalabalık, orkestranın sahneye çıkmasıyla çoştu. Ve Şebnem Ferah sahneye çıktı. Gülen, sevimli bir yüz, rüzgarla dalgalanan saçlar ve güçlü bir ses. Ama asıl önemlisi bir roman güzelliğinde olan anlaşılır ve güzel Türkçe kullanılan şarkı sözleriydi. Ayrıca bir rock konserinde ailelerin olacağını sandığı konuşmalar yoktu. Şebnem Ferah şarkı aralarında gençlerle yaptığı konuşmalarda da, düzgün ve güzel bir Türkçe kullandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DİRENÇLİ ŞARKILAR &lt;br /&gt;Şarkılar umut doluydu, başkaldırı ve güçlüklere direnç doluydu. Gençler elleri havada eşlik ediyorlardı:"Önümde ağır bir kapı, ardında okyanus var, ben zaten suda doğmuşum kapıyı açmam gerek. İşte o an biri gelip tutuyor kulağımdan, gözü anahtar deliğinde "bak" diyor sadece burdan. "Bırak" diyorum. O küçücük resmi yetmez bize bu küçük esinti, nerde törpülendin böyle. "Olmaz" diyor, tutup ayak bileğimi şimdi. Önümde ağır bir kapı, ardında okyanus var, bir de bileğimden biri çekiyor, benimse kapıyı açmam gerek. "Bak" diyorum koca dünyaya, derhal buradan çıkmam gerek. Bari çekme bileğimden, benim herşeyi görüp, öğrenmem gerek. Bir ileri, bir geri adım bu kapının ardı demek. Sonunda boğulmak olsa da, benim o sularda yüzmem gerek."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEŞEKKÜRLER ŞEBNEM &lt;br /&gt;Bir de aileler dinlese. Onların genç olduklarını, yüzmelerini engellemek yerine, yüzmeyi öğretip inanmamız gerektiğini, korumanın yolunun kapının ardına çıkarmamak olmadığını bir anlasalar. Kendi törpülenmişliklerinin korkularından sıyrılsalar. Buna inanmaları için, doğruyu öğrettiklerinden, çocuklarıyla paylaştıklarından emin olmaları gerekiyor. Kulağım müzikte çevreyi inceliyorum. Önümüzde türbanlı bir genç kız grubu var. Onların yanında kulaklarında küpeleri ve sevgilileriyle bir grup genç. Bir yanımızda boşluklarda okul ve sorunları irdeleyen öğrenci grubu. Hepsinin elleri havada, ezbere şarkı söylüyorlar. İçimden 'aferin ve teşekkürler Şebnem' diyorum. Günlük konuşmalarında 300 kelime bozuk Türkçe kullanan gençlere bu güzel sözleri ezberlettiğin ve alkolle, uyuşturucuyla, şiddetle birleştirenlerin aksine müzik ve umutla bir araya getirdiğin için!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BİZ DE KAZANABİLİRİZ &lt;br /&gt;Ve bizler, politikacılar, aileler, uzmanlar bu harika geleceği anlamsız çatışmalarımız ve yanlış öğretilerimizle kötüleyip, parçalayacağımıza, ülkemiz ve iyi gelecek ortak paydasında birleştirebiliriz. Müziğin koşulsuz bir araya getirdiği bu gençleri, akıllı davranabilir ve doğru amaçlar sunarsak biz de kazanabiliriz. Diğer yanımızda 13-15 yaşlarında iki kızına sarılmış, dans ederek şarkı söyleyen bir baba var. Eleştirmek yerine, anlayıp paylaşmayı seçmiş bir baba. Kızlarıyla birlikte söylüyor: "Sevgilim ve dostum; babam, oğlum.. Arkadaşım, aşkım; herşeyimdin sen.." Taşkınlık yok, çünkü sahnede gençleri taşkınlıkla değil, müzikle çoşturan bir grup var. Rock müzikten, metal müzikten hiç dinlemeden korkan anne babalara inat söylüyorlar: "Her kalp büyük bir dünya ve bir kalp kırıldığında, hayata dair ne varsa üzerinde o dünyanın başlar yok olmaya, denizler kurur, toprak küser, denge kalmaz o dünya da..." Oysa biz büyükler, kalpler kırıyoruz, yaşamları kurutmak ve küstürmek pahasına. Gençler gelecek, onlar umut. Onları anlamak ve güvenmek gerek ki geleceğe umutla bakalım. Yaşamımızın bir anlamı olsun. Konser bitti, umutlar devam ediyor..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TEŞEKKÜRLER OĞLUM &lt;br /&gt;Teşekkürler Şebnem Ferah, güzel sözler ve harika üç saat için. Ve teşekkürler oğlum, çok özel olduğunu bildiğim bu zevki annenle paylaştığın için. İmza alamadın ama duygu ve zevklerine beni ortak ettin. Konser bitti, gençlerin hepsinin eşlik ettiği şarkı devam ediyor: "Bari çekme bileğimden, benim herşeyi görüp, öğrenmem gerek, herşeyi görüp, öğrenmem gerek, herşeyi görüp, öğrenmem gerek. Sonunda boğulmak olsa da, benim o sularda yüzmem gerek, yüzmem gerek, yüzmem gerek." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;04 Ağustos 2005 Perşembe&lt;br /&gt;Bengi Semerci Yorumu&lt;br /&gt;Sabah/Günaydın Gazetesi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160506605418173?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160506605418173/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160506605418173' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160506605418173'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160506605418173'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/sebnem-ferah-konseri.html' title='Sebnem Ferah konseri...'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160500732835171</id><published>2006-06-29T11:16:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T11:16:49.450-07:00</updated><title type='text'>ŞEBNEM’le “CAN KIRIKLARI” Üzerine Söyleşi</title><content type='html'>Bu röportaj, Haftalık dergisi’nin 13 Temmuz 2005 tarihli sayısında yayınlanmıştır. Burada söyleşinin daha geniş bir bölümü yeralmaktadır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yıllarda sana yaklaşım hep yalnız ve kırılmış kadın imajıyla oluyor. &lt;br /&gt;Şebnem: O kadar yalnız yaşıyor, kendimi yalnız hissediyor değilim. Ama bu biraz hayat hikayemle alakalı da olabilir. İnsanlar o acıları yerleştirdikleri noktalar var hayatımdan bildikleri. O yüzden belki öyle bir resim ortaya çıkmış olabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi de senin müzikle ilgili yanından hâttâ albümünle ilgili konulardan çok insanlar burada takılı kalıyor. Oysa senin müzikal hassasiyetinin ön planda olduğunu biliyorum. &lt;br /&gt;Ş: Biraz öyle diyebiliriz. Zaman zaman müziğim güme gidebiliyor. Onu herkesle çok rahat da konuşamayabiliyorsun da zaten. Albümden iki tarafında tatmin olabileceği gibi konuşabilmek için iki tarafında biraz müzikle alakalı olması gerekir. Henüz öyle şahane bir noktaya gelebilmiş değiliz. Ama ben bütün gün öyle bir duyguyla yaşayan, mutsuz, çok yalnız da biri değilim. Önceliğim o değil. Ben müzik konuşabilmeyi tercih ederim. . Bu bana da soracak olursan, o büyük resmin sadece ufak bir parçası olmalı. Başka boyutlarından da rahatça konuşabilmeliyiz. Fakat bu çok yönlendirilebilecek birşey değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“BU SEFER SAHNEDE OKUR GİBİ KAYDA GİRDİM’&lt;br /&gt;“Can Kırıkları”na baktığımızda daha sert bir sound göze çarpıyor. Bu yıllar içinde oluşan bir oturmuşluğun sonucu mu?&lt;br /&gt;Ş: Zaten bizim konserlerimiz farklı bir havada oluyor. Sadece şunu söylemek isterim; ben böyle şeyleri oturup, şimdi bir albüm yapayım, sert olsun ya da daha yumuşak olsun diye karar vermiyorum. İçimden ne çıkıyorsa, şarkının en ilkel hali zaten ne şekilde girmek istediğimi söylüyor. Bu albüme denk gelen parçalar da böyle duyulmayı çağrıştıran parçalardı. Planlanmış birşey değil. Ama oturmuşluk dersen, o çok uzun zamandır bir arada olmamızdan kaynaklanıyor. Birbirini seven, anlayan insanlar olmamız, birlikte çok vakit geçirmemizden, aynı şeyi çok sevmemizden kaynaklanan bir şey diyebilirim. Grubumla birlikteliğim neredeyse 9 sene oldu ki bu az birşey değil hani. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son albümde vokallerin de biraz değişik geldi bana.&lt;br /&gt;Ş: Ben bu albümde kayda giriyormuş gibi değil de sahnede nasıl söylüyorsam o havayı yakalamaya çalıştım. Ses değil de, söyleyiş biçimim değişikti. &lt;br /&gt;Albümün genelinde de dramatik bir yapı var gibi. Neredeyse konsept ve rock opera tarzına bir kapı açılıyor, adım atılıyor gibi bir yaklaşım var. İlerde böyle bir proje mi var yoksa?&lt;br /&gt;Ş: Planda yok ama iyi bir saptama. Ne arzu ettim biliyor musun? Bir odada dinlerken bir resmi gözlerinde canlandırabilsinler istedim. Şarkı sözleri de biraz öyle. Bu da tabi teatral bir havayı ortaya çıkartıyor. Rock operaya gelince yapmak isterim ama burada çok küçük ölçekli bir havası var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Can Kırıkları”na şöyle bir baktığımız zaman neredeyse Pentagram grubunu görüyoruz. Sürekli gitaristin Metin Türkcan’ın Pentagram elemanı olmasının yanısıra, albümün mutfağında da grubun elemanları görülüyor. &lt;br /&gt;Ş: Tarkan’la(Gözübüyük) ilk albümde de çalışsak da bu prodüksiyonu tek başına yüklendiği ilk albümüm. “Can Kırıkları”nın görsel kısmında da Hakan (Utangaç) var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanırım albümden çıkacak kibini de o çekecek.&lt;br /&gt;Ş: Hakan müziğe de hakim olduğu için üzerine yaptığı görsel çalışma da etkileyici olabiliyor. Beni daha iyi anlayabiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“GRUP MÜZİĞİNİ SEVİYORUM.”&lt;br /&gt;Sen solo kariyer yapmış birisin ama uzun süredir birlikte olduğun bir grubun var. &lt;br /&gt;S: Buket’le birlikteliğimiz Volvox’un son döneminden beri sürüyor. Ebru ayrıldıktan sonra gruba bascı olarak katılmıştı. Metin’i zaten biliyorsun. Onunla birlikte çalıştığım için kendimi çok iyi hissediyorum. Benim için çalışan elemanların birbirinin işine saygı göstermesi esastır. Ozan’da böyle biri. Onun fikirlerine çok değer veririm. Aykan da öyle... Davulcular genellikle kendilerini dinleyerek çalan insanlardır, müziğe pek takılmazlar. Aykan aynı anda müzikte dinleyerek çalabilen davulcudur. Birbirimizi çok iyi anlıyoruz. Bu bizim çok uzun senelerdir devam eden arkadaşlığımız, aynı dili konuşmamızdan kaynaklanıyor. Kocaman bir aile gibiyiz. Solo çalışıyor olsam da grup müziğini seviyorum. Yarın öbür gün eleman değisse bile aynı anlayışı korumaya çalışırım. Çünkü öyle bir gelenekten geliyorum. Ben müziğe de grup kurarak başladım. O grupların içinde kimi zaman şarkı söyledim, kimi zaman gitar çaldım. O duyguyu da seven biriyim. Bu albümde grup müziğine bir adım daha yaklaştık diyebilirim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında yıllara damgasını vurmuş, efsane gruplar arasında bile büyük çatışmalar vardır hani. Senin bunu solo çalışmalarında 9 yıl süresince sürdürebilmen de önemli. Geçtiğimiz haftalarda yapılan Live 8’de tekrar biraraya gelen Pink Floyd’da da çok iyi gördük. Roger Waters’la silah zoruyla biraraya gelmişler gibiydi.&lt;br /&gt;Ş: Aralarında elektrik çıkıyor gibiydi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani bir beşinci parça daha olsaydı arbede çıkacaktı nerdeyse.&lt;br /&gt;Ş: Gerçekten çok enteresan. Ama bu arada Roger Waters’ın da elleri titriyordu, heyecandan. İnanılır gibi değildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İLK KEZ ROCK’N COKE’DA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A: Dünyaca ünlü yabancı grupların da yer aldığı rock festivalleri ülkemizde bir hayli arttı. Bunlarda seni niye göremiyoruz? &lt;br /&gt;Ş: Kalabalık organizasyonlarda sese ve teknik ayrıntılara dair aksilikler olur ya o yüzden biraz uzağında kalmaya gayret ettiğim bir şeydi. Ama esas sebebi çok rastgelmemesidir. O sırada ya turnede olurum, ya da başka tarihlerde önceden planlanmış bir konser olur. İlk kez bu sene bir festivale katılacağım. Yani benim planlanmış bir uzak durma tavrım yok, her ne kadar bazı taraflarını korkutucu bulsam da. Yani henüz tam standartların oturduğunu düşünmüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A: Bu sene ilk kez katılacağın Rock’n Coke’a senin Perdeler albümünde birlikte bir parça yaptığın Apocalytica da geliyor. &lt;br /&gt;Ş: Onlarda bizden sonra çıkacakmış. Bir sürpriz olur diye bir parçayı beraber çalma fikri geldi. Fakat şimdi yoğun bir turne programları var, konser öncesi prova imkanı bulabilir miyiz, bilemiyorum. Ama onları göreceğim için, aynı sahneyi paylaşacağım için bile mutluyum hani. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A: Son albümünde 4 parçada yaylıların katılımı var. Bunda Apocalyptica ile çalışmanın etkisi var mıydı?&lt;br /&gt;Ş: Yaylı enstrumanların sesini insan sesine çok yakın bulmuşumdur. Apocalyptica ile çalışma yapmamızda benim onların müziğine hayranlığım yatıyor. O yaylılar da ise Ozan’ın (klavyecisi) fikriydi. İlk önce keyboardla çalarken yaylı fikri gelişti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“YURTDIŞI İÇİN; ALACAKSIN GRUBUNU HERŞEYE YENİDEN BAŞLAYACAKSIN” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A: Bir aralar senin yurt dışı projelerin başlıyor gibiydi. &lt;br /&gt;Ş: Universal firmasıyla çok güzel bir noktaya gelmiştik. Fakat Universal kapandı. Dolayısıyla ben de daha sonra “Biz şöyle bir noktaya gelmiştik” diye kimseye hatırlatmadım. Ama o aşamada benim hissettiğim iki tane gerçek var. Birincisi bunlar masa başında yapılacak şeyler değil. Buradaki şirketin kafaya bunu takıp, her hafta Londra’ya falan gitmesi lazım. Kimse yeni biri olsun, Türk olsun, çok da iyi olsun diye birşey düşünmez. Hiç böyle bir ihtiyaç yok. Bu şekilde de albüm üretilmiyor. Geçtiğimiz yaz hem böyle müzikal olarak neler oluyor, hem de tatil yapmak için Amerika’ya gitmiştim. Orada farkettiğim bir gerçek var, Aptül... Eğer böyle bir arzun, gerçekten varsa; alacaksın grubunu yeniden başlayacaksın. Burda nasıl barlarda çalarak başlıyorsun, orda da bu süreci başlatacaksın. Olursa olur, olmazsa olmaz. Bunun en gerçekci, en sağlam yolu bu. Ben nasıl genç bir kızken, burada da gruplar kurup, konserlere çıktıysam aynısını da orada da yapmalısın. Ama insanın yaşı ilerleyip, biraz yorulunca böyle birşeyi göze alabilir mi? Bu soruyu kendi kendine soruyorsun. Ama çok içimden geliyor. Başarılı olur ya da olmaz, o ayrı bir konu ama o tecrübeleri yaşamayı çok isterim. Bunun dışında “Türkiye’de böyle biri var, şirketimizde bir de siz dinleyin” yaklaşımı çok sağlıklı bir metod gibi gelmiyor. Ve bu güne kadar tek denenen metod da bu ve çok başarılı olduğuna da tanık olmadım. Söz konusu pop müzik olsa bu tip şeyler daha değer taşıyabilir, Rock gibi müzikler yaptığın zaman arenası sahne. Yani sahnede iyiysen, kendine iyi bir gelişim süreci yaratabilirsin. Zaman zaman içimden pılımı pırtımı toplayıp, bunları denemeye kalkmak gelmiyor mu? Geliyor ama hakkaten hayatının minimum 3, 4 senesini ayırman gerekir. Tıpkı gençliğimde olduğu gibi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A: Eskiden bize biraz daha mı kolay geliyordu?&lt;br /&gt;Ş: Sözkonusu müzik olduğunda bizim çok farklı yerlerde olduğumuz şeyler var. Yani orda 50 yıldır büyük bir standartta devam edenler, burada daha deneme yanılma yoluyla hayata geçiyor. Bu yüzden, sadece müzik üreten firmaların değil, müzik yapanların da vizyonu çok dar. Dinleyicinin de öyle. Bir kere kendi içimizde bunu aşıp, standart hale getirmeliyiz. Başka bir ırktan, başka bir coğrafyadan, başka bir kültürden gelen bir adamla aynı masa etrafında yapabilmenin yolu, seninde aynı satndarta gelmiş olmandan geçiyor. Birincisi Türkiye’de müzik yapmak o kadar kolay birşey değil. İkincisi o söz ettiğim sandartlar önemli çünkü aynı dili konuşmuş olmuyorsun. Burda kastettiğim gerçek anlamda lisan değil. Farklı dünyalardan bahsediyorum. Ama eğer bunları aşabilirsen, iyi bir müzisyenin sahnenin üzerinde de hangi coğrafyadan geldiğinin hiç bir önemi yok. Her yerde “Hoşgeldin” denir sana. Bunun için hakkaten gidip orada uğraşman gerekir. Benim ikna olduğum şey bu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜRKİYE’DE ROCK &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A: Senin ilk abümünü yaptığın dönemde Teoman ve Özlem Tekin gibi isimlerde Pop piyasasının satışına ulaşan alternatifler getirince müzik sanayi bu konuda rock’ı da dikkate alan bir sektör oluşturma işine girişti diyebilir miyiz. &lt;br /&gt;Ş: Bizden önce de çok düzeyli albümler yapıldı. Hepsi birbine kapı açtı diyebilirim. Albümlerin iyi bir satış yakalaması “demekki bu alanda da bir sektör oluşturalım” düşüncesi yaratmış olabilir. Fakat bu o mantıkla ilerleyebilecek bir şey değil. Zaten o mantıkla da ilerlemedi. Kendi işini iyi yapalar ilerleyebildi. Rock müzik, birine tamam sen bunu yapıyorsun diyebileceğin bir şey değildir. Pop müzikte belki böyle kararlar alınıyordur, olabilir ama birini alıp kaşın gözün güzel diye sahneye çıkartıp rockçı yapamazsın. O yüzden doğal bir gelişim süreci yaşadı gibi gelmiyor bana. Çünkü bu müziği yapan insanlar, hayatının merkezine oturtan insanlar. 19, 20 yaşından itibaren barlarda çalmaya başlıyorlar ya da küçük kalabalıklarla başlıyorlar. Müzik dinlemeyi ve müziğe vakit ayırmayı başlıbaşına seçiyorlar. Bunun doğal olarak bir fark yaratacağı çok açık. Bu dünyada da böyle. Dünyada da bu yüzden en çok satış yapan albümler rock albümleri. Müzik şirketlerine kalıcı ticari başarıları yaşatmış olanlar rock albümleridir. Bir takım planlardan uzak olmakla birlikte, daha doğal biçimde yerli yerine oturmaya başladığını görüyorum. Şu anda “Bu akşam nereye gidelim”diye konuşsak, gidebileceğimiz en az üç konser vardır. Bu çok sevindiric bir şey. Sırf bu bile başlıbaşına çok sevindirici birşey. Birileri de bu albümleri yapabilsin diye maddi olarak girişimde bulunuyor. Bütçeler ayrılıyor, stüdyolar kiralanıyor. Bunların geri dönüşümünün olduğunu görmek çok önemli. Çünkü, bu şekilde tekrar müziğe yatırım yapabilme fırsatı doğuyor. Müziğin ticarileşmesi okadar da kötü birşey değil. Eğer doğru değerlendiren insanların ellerindeyse. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A: Tarkan’la (Gözübüyük) bundan 8 yıl önce bir sohbetimizde konuşmuştuk. Bana “Aptül, o batıda eleştirilen müzik sanayinin bizdi ‘s’si bile yok.” demişti. Ticari mantık uzun soluklu olmaktan çok günü kurtaran, bir an önce parsayı vuralım anlayışından kaynaklanıyordu. Yoksa müziğin endüstri halini alması başka bir tartışma konusu olsa gerek.&lt;br /&gt;Ş: Çok haklısın. Sonuçta o söylediğin tutum hâlâ var. Yani kısa günün kârına bir an önce ulaşmak. O tutumdur ki, bugün müzikal anlamda en kötü sektörel dönemini geçiriyor. Kısa günün kârıyla buraya kadar gelinebildiğini herkes farketmiş durumda. Bu sadece şirketleri ilgilendiren bir durum değil. Müzisyenlerin tavrı da öyleydi. Müzik üreten insanların da fabrika gibi her dakka her saniye “bu müzikten çıkalım, başka müzik türlerine bakalim” tavrı da çok yıpratıcı bir süreci başlattı. Hep beraber biz odönemin sonuçlarını yaşıyoruz. Ama beni sevindiren; buna ek olarak, kendiliğinden, doğal olarak nasıl tarlada otlar çıkar. O şekilde bir şeyler çıkıyor. Bu beni mutlu ediyor. Çünkü o kendi doğasından yani müzikten çıkan şeyler. Birilerinin karar verip, yaptırdığı şeyler değil. 4 tane adam bir araya gelip, müzik yapmaya karar verdiği zaman bir şirket bunu çok ta yönlendiremez. Dinleyiciler de bunu alıp, hayatlarında bir yere oturtuyorsa; iş bitmiştir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A: Ama hep karışılma korkusu vardır hani. Bu korku da pek haksız sayılmaz hani. Bunun müzik dışındaki alanlarda da örnekleri var.&lt;br /&gt;Ş: Objektif fikrimi söylemem gerekirse; insanların karışmak istemesinin altında illaki çok negatif şeyler aramak gerekmiyor. Bir şeyler oturmaya başladıktan sonra artık herkes neye karışacağını, neye karışmayacağını biliyor. Benim ilk başladığım dönemlerde kimse o albümümün ticari başarı kazanacağına inanmıyordu. Benim de hiç bir fikrim yoktu açıkcası. Bir kız var, şarkı söylüyor, güzel de söyleyebiliyor galiba, kendi şarkıları da var diye bakılıyordu ama kimse ne olacağını bilmiyordu. Benim şansım açıkcası, kimsenin karışmamasıydı. Müzisyen alt yapılı bir şirketle çalışıyor olmamın da bunda payı büyüktü. Fakat insanların bugün karışmak istemesini, bir açıdan doğal karşılıyorum. Çünkü hakkaten büyük paralar yatırılıyor, bu işe. Ve en sonunda da iflas edebiliyor, bu şirketler. Tabiki onlar da kendi algıladıkları, kafalarının yettiği yere kadar karışmak istemeleri normal. Gözardı edilen şu; bütün dünyada yapımcı parayı yatırır ama albümü yönlendirme işini prodüktöre bırakır. Dünyada prodüktör diye bir şey vardır. En tavizsiz gruplar bile zamanı geldiğinde kendilerini bir prodüktöre teslim ederler. Çünkü o kişi başka ve daha objektif açıdan bakabilir. Böyle bir eksiklik olduğu için Türkiye’de yapımcılar biraz da prodüktör kılığına büründüğü için birilerinin karışması bize her zaman antipatik gelmiştir. Doğru da değildir. Yani müzik bilen insanın karışması lazım. Ama şimdi şimdi onlar da oturuyor. Bakıyorum her albümün bir prodüktörü var artık. Ya da tamamen kendileri yapmış. Yavaş yavaş bazı şeyleri atlatıyoruz gibi geliyor bana. Daha tam oturması için bir 10 sene daha var. Bir yıl öncesini hatırlıyorum. Bir 10 yıl öncesine bakıyorum. Açıkcası ben 15, 16 yaşındayken böyle bir şirket olabileceği aklımın ucundan geçmezdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;PRODÜKTÖR KAVRAMININ ÖNEMİ&lt;br /&gt;A: Senin ilk albüm yaptığın zamanla bugün arasında olumlu gelişmede prodüktörün öneminin kavranması galiba. Şimdi daha aklı başında daha rock konusuna hakim prodüktörler çıkıyor sanırım. &lt;br /&gt;Ş: Kesinlikle öyle onu söylemeye çalışıyorum. Ben o zaman da şanslıydım. Çünkü ilk albümümü yaptığımda bile bir prodüktörle çalışabilme arzumu kabul ettirdiğim bir şirketin içersindeydim. Aksi olsaydı yapmazdım zaten. “Öyle değil, böyle yapmalısın” diyen birinin müzikten anlayan birisinin olmasını isterim. Patron konumundaki birinin böyle bir şeye karışmasının kabul edemem. Yarın obürgün gene herşey eskisi gibi olsa ben gene albüm yapmam, barda şarkı söylerim. Senin içinde bulunan öz yeteneklerin eğer doğru kullanabiliyorsan bir işe yarıyor. Buna mecbur olmamalıyım. Bunu mecburen yapmaya başladığım zaman, başkalarının isteğine göre hareket ettiğin an o müzik değil. Onun yerine başka bir işte verimli olmayı tercih ederim. Ben içimden geleni, mümkün olduğu kadar az filtrelenmiş olarak yapmalıyım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A: Rock albümlerinde prodüktörün öneminin kavranmasında Tarkan (Gözübüyük)’ın da bir hayli katkısı oldu sanırım.&lt;br /&gt;Ş: Müziği bir kenara bırakırsak, insan olarak yaşadığın her anı değerli kılabilmek gibi çok önemli bir özelliği var. Böyle bir duygusal anlam bütünlüğü olunca kötü bir iş çıkmasına imkân yok gibi. Albümüme katkısı çok fazla oldu. Bu albümün oluşum aşamasında bitmesin dediğim tek çalışmadır bu. Normalde hani insan üç, beş ay geçtikten sonra biraz yorulur, “ne zaman bitecek” falan der ya, bunda tam tersi oldu. Onunla çalışmak o kadar dolu dolu geçiyor ki, anlatılamaz. Çıkan işe hakikaten bir etkisi olduğunu düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GEÇMİŞE YOLCULUK &lt;br /&gt;A: “Geçmişe Yolculuk” adlı parçanda; “Bir bilet istiyorum sadece gidiş olsun” diyorsun. Eskiyi bu kadar çok mu özlüyorsun? Ş: Kendi ayaklarının üzerinde durmak zorunda olduğun andan itibaren yaşadığın hayatla, o güne kadar yaşadığın hayat arasında fark oluyor. İşin işine yaş, tecrübeler de girdikten sonra bazı şeyler değişiyor. 13, 14 yaşındayken senin için anlamlı olan şeyler, bugün yerini başka şeylere bırakmış olabiliyor. Ben kişi olarak hayatımda bunları yitirmek istemeyen biriyim. Mümkün olduğu kadar çocukken, gençken doğru bildiğim şeyi 40 yaşında da koruyabilmek istiyorum. Doğru mudur, yanlış mıdır? Bilmiyorum. Ama benim böyle bir ihtiyacım oluyor genellikle. Çünkü o zaman ki heyecanım, o zaman ki yaşama sevincimin eksildiğine tanık oluyorum. Bunların çok daha arttığını diğer insanlarda da görmedim. Hele bizim jenerasyonda hiç görmedim. Onu da ben en çok müzikle hayatta tutuyorum. Ogün de yaptığım, bugün de yaptığım, bundan 10 sene sonra da yapacak olduğum şey, müzik. Hayatımda kendimi bildiğim andan itibaren varolan ve değişmeyen tek şey müzik.Onu korumak istiyorum. Ve ozaman ki halimle korumak istiyorum. Zaman içinde insanın yorgunluk gibi bir şeyi devreye giriyor. 17 yaşındayken dünyayı tersine çevirebilirim diye hissediyorsun. 30 küsur yaşındayken ayağın biraz daha yere basıyor. Belki içinde o heyecanı taşıyorsun ama çeviremeyeceğini biliyorsun tekbaşına. Oysa ki ben buna inanmak istemiyorum. Hep çevirebilecek mişim gibi bir heyacan olsun istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A: Bugünkü gençlik biraz daha gerçekci galiba. Ne dersin? &lt;br /&gt;Ş: Bizim gençliğimizde seçeneklerimiz çok daha az olduğu için, hele söz konusu müzik ise bu daha iyi hissedilirdi, daha romantiktik. Meselelere yaklaşımımız daha duygusaldı.Şimdiki kuşak bir çok şeye çok kolay ve hızlı erişebiliyor. Hem de dünya ile eş zamanlı olarak ulaşabiliyor. Oysa ki ben Bursa’dan otobüse binip, İstanbul’a bir konser izlemeye gelip, sonra da döndüğümü çok iyi hatırlarım. Şimdi ikisini yanyana koyduğun zaman tabiki arada romantizm açısından bir fark var. Ama bugünkü gençlik Live 8’i canlı olarak dünya ile aynı anda izliyebiliyor. Ya da bir çok rock ustası ülkemize konsere geliyor. Biz gençken bir çoğunu poster olarak görebiliyorduk ya da albümlerine gecikmeli olarak ulaşıyorduk. Bu iyi mi kötü mü bilemiyorum. Bazı şeylere kolay ulaşmak da kötü olmasa gerek. Bu büyük bir şans onlar için yeter ki bunun kıymetini bilmek lazım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A: Peki şimdiki kuşak kıymetini mi bilmiyor?&lt;br /&gt;Ş: Bence biliyorlardır. Biliyor olmalılar ki, herkes “Pink Floyd bir tarafa, diğer gruplar bir tarafa” diyor. Bunu diyen adam 20 yaşında yani. O grup, kadrosunu dağıttığında o çocuk dünyada yoktu zaten. Grubun geçmisine de tanık değil, demek ki bir şekilde kıymet biliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A: Gençliğinde tutkunu olduğun gruplardan biriyle bir konsere çıkmak ya da düet yapmak içinden geçiyor mu?&lt;br /&gt;Ş: Geçmez mi canım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A: Kim var isim verebilir misin?&lt;br /&gt;Ş: Seçim yapmak zor tabi. Ne bileyim, Deep Purple, Rainbow ya da Black Sabbath döneminde herhangi birine denk gelmiş, herhangi bir müzisyenle bir şey yapmak isterim. Ya da soruyorlar mesela hangi şarkıcıyla düet yapmak istersiniz falan diye... Düet yapmayayım, David Coverdale’i yakından seyretmek bile yeter bana. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A: Coverdale gelmedi ama Deep Purple, Dio, Blackmore gibi isimler ülkemize geldi, onların konserine gittin mi?&lt;br /&gt;Ş: Deep Purple, Blackmore’ın İstanbul konserlerini izledim ama Dio’nun konserine turnem nedeniyle gidememiştim. Ama Los Angeles’da gittim. O da denk geldi biraz da. Benim gittiğim dönemde hangi konserler var diye hesap etmemiştim. Orada durum nasıl olmuş biliyor musun? Bizim Kemancı gibi barlarda bizim dönemimizin grupları 300, 400 kişiye kimi zaman unplugged, kimi zaman kadro uzun süredir ayrıymışta biraraya gelip gece yapıyorlar falan hesabı sahneye çıkıyorlar. Açıkcası bunlar her haftada yoğunlukla oluyor. Ama Dio’nun konseri Anthrax’la turne dahilindeydi. O benim için sürpriz bir hediye oldu yani. Hayatımda izlediğim en iyi konserlerden biriydi diyebilirim... Müthiş... Yaşı ilerledi diye nasıl bir performans gösterecek diye merak ediyordum. Kolay değil hani adam 60’ını aştı, sahnedeki performansı hala muhteşemdi. Ben o konseri izlmeye gittiğimde konserin yapılacağı yeri kapalı bir mekan sanıyordum. Ancak açık hava tiyatrosuymuş. Geceleri de biraz soğuk olacağını kestiremediğim için tişortle gitmiştim. Konser başladı ama bir iki şarkı sonrası üşümeye başladım. O sırada Dio tişörtlerinin satıldığı stand gözüme takıldı. Gidip bir tişört satın alıp soğuğa biraz dayanırım dedim. Ama olacak gibi değil, parça arasında adama gidip bu seferde uzun kollu bir Dio tişörtü alınca, adam da şaşırdı. Olacak gibi değil gene üşüyorum. Hiç abartısız 3 tişort daha alıp üst üste giydim. Toplam 5 tişortü üst üste giymiştim fakat bana mısın dememişti. Gene üşüyordum. Bir parça sonrası gene tişörtcünün yanına ğittim. Bu sefer kesin çözüm olarak gözüme deri montu kestirdim. Satıcı adam beni tekrar görünce millete doğru “İşte en büyük Dio fanı”diye gösterecekti. O konseri katkat Dio tişortlerini üstüste giymiş vaziyette bir de montla acaip bir halde izlemiştim. O gün Halloven Bayramları olduğu için bir sürü insan garip kıyafetlerle konsere gelmişti ama en çok ilgiyi benim halim çekmişti. Aptulika &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;www.aptulika.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160500732835171?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160500732835171/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160500732835171' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160500732835171'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160500732835171'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/ebnemle-can-kiriklari-zerine-sylei.html' title='ŞEBNEM’le “CAN KIRIKLARI” Üzerine Söyleşi'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160491701418174</id><published>2006-06-29T11:14:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T11:15:17.403-07:00</updated><title type='text'>sebonun kendi kaleminden can kırıkları</title><content type='html'>Türk Rock Müziği'nin en iyi kadın seslerinden Şebnem Ferah, son albümü 'Can Kırıkları'nda yer alan şarkıları hangi duygular içinde nasıl bestelediğini ve kaydettiğini yazdı. Öyküler Los Angeles'tan İstanbul'a, çocukluk anılarından aşk acısına uzanan geniş bir coğrafyayı içeriyor.&lt;br /&gt;Ferah şarkılarının çoğunu geceleri odasına kapanarak yazdığını, böylece daha rahat konsantre olduğunu söylüyor. &lt;br /&gt;Ferah, Can Kırıkları albümünün prodüktörlüğünü Pentagram grubunun basçısı Tarkan Gözübüyük’e emanet etmiş. &lt;br /&gt;'Can Kırıkları' Şebnem Ferah'ın beşinci albümü. Prodüktörlüğünü Pentagram'ın basçısı olarak da tanınan Tarkan Gözübüyük'ün yaptığı albümde Ferah'a Ozan Tügen, Buket Doran, Metin Türkcan ve Aykan İlkan eşlik etti.&lt;br /&gt;Ferah bir şarkının üç aşamada ortaya çıktığını söylüyor.&lt;br /&gt;"Plan yapmadan sağa sola karalayarak ve kaydederek başlayan dönem ki bu dönemde çok şey belirginleşir. İkinci aşamaysa kaydettiğim bir şarkıyı ertesi gün dinleyip beğenirsem başladığım ayrıntılı çalışma dönemi. Bu dönem biraz zaman ve konsantrasyon gerektirir. Ve stüdyo dönemi! Yani arkadaşlarımla şarkıları son haline kavuşturduğumuz aşama. Okuyacaklarınız şarkı sözleriyle ilgili olduğu için sizlerle daha çok ilk ve ikinci dönemlere ilişkin ayrıntıları paylaşacağım.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CAN KIRIKLARI &lt;br /&gt;FISILDAYARAK BİTİRDİM &lt;br /&gt;“Geçen albümü çıkardığımda dinleyicilerden gelen mektup ve küçük hediyeler arasında kalınca olanından, daha açmadan kitap çıkacağını anlamıştım. Adını okuduğumda şarkıyı kafamda duymaya başladım. Acı herkesin hayatında olan bir şey. Bu kadar güzel ifade edildiğine rastlamamıştım hiç. Parçanın iskeleti, nasıl çalınması gerektiği, nasıl bir vokal performansıyla söylemem gerektiği 15 dakikada çıktı. Kelimeler Yetse albümümün turnesini bitirdikten sonra dinlenmek için Los Angeles’a gitmek istedim. Tatil yapıp müzikle ilgilenebilirdim. Orada küçücük bir ev tuttum. Los Angeles’tan bir gitar aldım ve 15-20 dakikada gecenin bir vakti bitirdim şarkıyı. Yandakiler rahatsız olmasın diye fısıldayarak bitirmiştim. Dokuz yıldır aynı ekiple çalışıyorum ve albümün prodüktörü Tarkan Gözübüyük 20 yıllık arkadaşım. Onlar da bu şarkının ruhunu hissetti ve stüdyoda doğrudan akustik çalmayı tercih ettik. Can Kırıkları bir öykü kitabıydı. Aşkı anlatıyor, ama şarkım sadece bir aşk hikayesi değil. Başlıktan etkilendim. İçte yaşayan acıları ifade etmeye çalışan bir şarkı bu. Bir yandan da çok güçlü. Tek başımayken de keyifli olduğumu anlatmaya çalıştım aslında; sadece hüznü değil. Öykünün sahibine şarkıdan söz edip albümün adını Can Kırıkları koyduğumu bildirdiğimde çok memnun oldu. Çok beğendi. Farklı sanat alanlarındaki böyle etkileşimler değerlidir. Küçük ama çok değerli şeyler bunlar. “ &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OKYANUS &lt;br /&gt;BALKONDAN GÖRDÜM, ETKİLENDİM&lt;br /&gt;“Günlük hayatınızı denize bakıp resmedebilirsiniz. Tarkan Gözübüyük bana Los Angeles’a gitmeden önce ‘Git şöyle okyanusun karşısında bir dur’ demişti. Gittim ve önünde durdum. O kadar büyük ki. Denize baktığımızda en azından bir koy görmeye alışkınız. Oysa okyanus uçsuz bucaksız! Dünya kocamanmış, onu anladım. Bazı şeylere kendi merkezimizden baktığımız için çok büyük algılıyoruz. Dünyanın karşısındaysa ne kadar küçük olduğumuzun farkına varıyoruz. O kadar muhteşem bir şeyin karşısında olmak bana büyük bir özgürlük alanı sağlıyor. Şarkıların hepsinde Los Angeles’ta evimin balkonunda gördüğüm okyanustan çok etkilendim.” &lt;br /&gt;BİR KALP KIRILDIĞINDA&lt;br /&gt;İNANILMAZ BİR TECRÜBEYDİ &lt;br /&gt;“Sözleri çok naif ama çok cici bulduğum bir şarkı. Bir kalp kırıldığında ne olur? Onu anlatmaya çalıştım. Çocukken bile bu duygu galiba içimizde vardı. Kimseyi kırmak istemiyoruz ama kırmaktan da çekinmiyoruz. Biraz daha nazik olsak her şey daha kolay olacak. Kimseyi kırmaya değmeyeceğini düşünürken yazdım. Şarkının ortasında bir solo olmasını hayal ediyordum. Grup arkadaşlarım da onu hayal ediyormuş. O vokal solo bölümünü arkadaşlarım da bir kerede çaldı, ben de kendi bölümümü bir kerede söyledim. Bunlar konuşarak yapacağınız şeyler değil. İnanılmaz bir tecrübeydi. Bir stüdyoda neler yapılabileceğini öğrenmiş oldum.” &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DELGEÇ &lt;br /&gt;BİLE BİLE LADES &lt;br /&gt;“Büyük bölümü Los Angeles’ta yapıldı Delgeç’in. Bazı şeyler tekrar başına geldiğinde yaşayacağın acıyı biliyorsun. ‘Bile bile lades’ diyorsun. İlk kez karşılaştığında midene oturan bir şey üçüncü kere karşılaştığında aynı etkiyi yapmıyor. Daha hazırlıklı oluyorsun. Acıyı yaşamak istiyorsan senin kararındır. Cesur, ne yapmak istediğini bilen ama üzüntü denen şeyi itiraf etmesi güçsüzlük olarak algılanmayan bir kadının sözleri bu. Bir aşk hayal ederek yazmadım.” &lt;br /&gt;GEÇMİŞE YOLCULUK&lt;br /&gt;KORKU FİLMİ GİBİYDİ &lt;br /&gt;“İç hesaplaşma yaşayan birinin şarkısı değil bu. Bazı değerleri çocukluğumuzda yaşattığımı düşünüyorum. Çocukken daha özgürüz. Canımız ne yapmak istiyorsa yapıyoruz. Çocukluğumu özlüyorum ama şu andaki hayatımdan da memnunum. ‘Hiçbir şeyden pişman olmadım’ diyenlerden değilim. Pişmanlık bile güzeldir. Sözü ve müziğiyle 15 dakikada yaptığım şarkılardan biri. Korku filmi gibiydi. Kolum beynimden önce gidiyordu. Bu şarkı için toplam 17 sayfa yazı yazmışım. Onların arasından derleyip topladığım bölümlerle bu şarkıyı oluşturdum. Gözümü kapatmamı istediniz! Peki! Gözümü kapattığımda çocukluğumla ilgili ilk hatırladığım sahne… 6 ya da 7 yaşındayım. Merdivenli bir evde oturuyoruz ve bisikletimi kendi başıma aşağıya indirmeye çalışıyorum. Bu arada ilkokul öğretmenim olacak Münevver Hanım da ziyarete gelmiş. Kendimi ona beğendirmeye çalıştığımı hatırlıyorum. Bisikletle o merdivenlerden yuvarlandığımızı hatırlıyorum. Hiçbir çizik almadan kurtulmuştum.” &lt;br /&gt;BEN BİR MÜLTECİYİM &lt;br /&gt;HAYAL DÜNYAM &lt;br /&gt;“Büyük bölümü Los Angeles’ta yazıldı. Anlatmak istediğimin fiziksel olarak farklı bir yerde olmakla alakası yok. Bazen kendinizi olanlardan o kadar uzakta hissedersiniz ki iyice kabuğunuza çekilirsiniz. Bu şarkıda kendi yarattığım hayal dünyasını anlattım. Zorluklar içinde ama güçlü kalabilen birinin şarkısı. Hayata bakışımla ilgili geniş bir özet. En sevdiğim şarkılardan biri. Şarkıda anlattığım yer kalbim. Zorlandığım zamanlarda orada güç buluyorum.”&lt;br /&gt;SANA BİLMEDİĞİN BİR ŞEY SÖYLEYEMEM&lt;br /&gt;ZAMANLA ANLAŞILACAK&lt;br /&gt;“Şarkılarımda başkalarının anlatmadığı bir şeyler anlatmaya çalışsam da aslında kimsenin bilmediği bir şeyi söylemem zor. Her şey yüzyıllardır kim bilir kaç kez söylenmiştir. Ama bu duyguları tekrar tekrar söylemeyi çok seviyorum. Bunlar hayatın içinde var. Hepimiz bulunduğumuz noktada aynıyız. Stüdyo aşamasında mor ve ötesi’nden gitarist Kerem Özyeğen geldi. Evi çalıştığımız stüdyoya çok yakındı. Şarkıyı duydu ve ‘bu parçada çalmak istiyorum’ dedi. Onu paldır küldür stüdyoya soktuk ve harika bir solo attı. Benim için özel parçalardan biri. Zamanla anlaşılacağını düşünüyorum.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇAKIL TAŞLARI &lt;br /&gt;BİTİRİNCE “OH BE” DEDİM&lt;br /&gt;“Çakıl taşları günlük hayatta oturup ‘ne olacak şimdi’ diye düşündüğüm zaman başvurduğum kaynaklardan birinin resmi. Neyle kendimi eğlendiriyor ve eğitiyorum, bunu gösteriyor. Azla yetinmeyi iyi bilirim. Hiçbir zaman çok büyük bir hayatım olsun istemedim. Çekirdek bir yaşantım ve arkadaşlarım vardır. O yüzden çakıl taşı gibi değersiz şeylerin ne kadar değerli olabileceğini anlatmak istedim. Bitirdiğimde ‘Oh be’ demiştim. Bazı şarkılarınızı çok seversiniz. Böyle bir şarkıyı düne kadar yapmamıştım ve bitirdiğimde kendimi çok gelişmiş hissettim.”&lt;br /&gt;ZAMAN GEÇİP GİDİYOR &lt;br /&gt;İKİ TİP İNSANI HAYATIMA SOKMAM&lt;br /&gt;“İlk iki satırı benim için çok önemli. Cehalet sadece kitaplarla azaltılan bir şey değil. Bilginin insana çok büyük özgürlük alanı sağlayacağına inanıyorum. Zaman kaybetmek dünyanın en kötü şeylerinden biri. İki tip insanı hayatıma sokmam. Cehalet ve art niyet barındıranlar. Bu şarkının bir kısmı burada, bir kısmı Los Angeles’ta yapıldı. Benim için bir şarkının ilk haliyle son hali arasında pek fark yoktur. Arkadaşlarıma dinlettiğim halleri İstanbul’da gerçekleşti. Çalışma odamda genellikle akşam saatlerinde daha konsantre çalışabiliyorum. Gecenin sessizliğinde çalışmayı tercih ediyorum. Gece daha az telefonum çalıyor, daha az rahatsız ediliyorum. Şarkıya hazırlandığım dönemde sosyal hayatım neredeyse sıfıra iner. Evden sadece market alışverişi yapmak için çıkarım. Bu şarkıyı bir gecede yaptım.”&lt;br /&gt;HOŞÇAKAL &lt;br /&gt;EN İYİ ŞARKILARIMDAN BİRİ &lt;br /&gt;“Albümün son şarkısı. Ama bir aşk şarkısı değil. İsteyen istediği anlamı yüklesin. Kendinize de, davranışlarınıza da ‘hoşça kal’ diyebilirsiniz. Adından ötürü grup arkadaşlarım ‘albümün en sonuna koyarız’ dedi. Ben de öyle düşünüyordum. Umarım böyle vedalar etmek zorunda kalmayız. Çak naif bulduğum ve sonradan çok sevdiğim bir şarkı. Kariyerimdeki en iyi şarkılardan biri.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160491701418174?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160491701418174/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160491701418174' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160491701418174'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160491701418174'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/sebonun-kendi-kaleminden-can-krklar.html' title='sebonun kendi kaleminden can kırıkları'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160470677932059</id><published>2006-06-29T11:10:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T11:11:46.926-07:00</updated><title type='text'>Vatan Gazetesi- Can Kırıkları</title><content type='html'>İstisnasız Şebnem Ferah’ın her albümünü sevdim ben. Şarkıları çok hassas , bir o kadar öfkeli ve su gibi akışkan olduğundan belki. Hele zaman zaman attığı o çığlıklar her defasında çok gerçekti. Laf olsun , şarkıya uysun diye yapılmamıştı. Ve şimdi o çığlık , “Can kırıkları” adlı yeni albümle 5 temmuz’da geri dönüyor! Üstelik bu kez duyguları daha olgun , daha gelgitlerde arınmış olarak….yinede işte , “Can Kırıkları” ortalığa saçılmış, toplamamızı bekliyor. Huzurunuzda Şebnem Ferah ve beraber yüzdüğümüz röportaj okyanusu…..&lt;br /&gt;* Öncelikle bir tespit. Şarkıların çoğunda o üç kelime , yani “su , okyanus ve yüzmek” sıkça kullanılmış. Hatta ilk şarkıda “ben zaten suda doymuşum” diyorsunuz. Neden böyle oldu? Tesadüf mü?&lt;br /&gt;Ben de sonradan fark ettim . Yoksa bilinçli bir şey değil. Belki bilinçaltıma işlemiş bir arınma duygusunun yansıması. Su öyle bir şeydir ya… sonuçta tüm şarkılarda şöyle bir tema var: Çocukluğun masumiyetine geri dönmek, o saf halden büyüdükçe ne kadar uzaklaştığımızı görmek...&lt;br /&gt;* Yine de “Okyanus” şarkısında “Sonunda boğulmak olsa da, benim o sularda yüzmem gerek” diyorsunuz….&lt;br /&gt;Evet , çünkü o şarkıda yeni bir durumdan söz ediliyor: “Sen anahtar deliğinden bakmayı tercih edebilirsin, ama ben başıma ne gelecekse gelsin daha büyük bir dünyayı görmek istiyorum”. Galiba en iyisi , içindeki değerleri tam kaybetmeden yol almaya çalışmak.&lt;br /&gt;* Tüm şarkılar birbiriyle bağlantılı gibi….&lt;br /&gt;Albümün belli bir karakteri , teması olmasını seviyorum. Bir önceki şarkının sonrakiyle akraba olması hoş bir şey. Ama hiç bu kadar birbiriyle bağlantılı şarkılar yapmamıştım.&lt;br /&gt;* Bir şarkıda “Yarına çıkabilmem için heyecanı hatırlamam gerek” diye bir dizeniz var. Bunu kaybettiğiniz bir dönem mi oldu?&lt;br /&gt;Öyle bir dönem oldu diyemem, sadece bunun kıymetini bilmeye başladım. Hayattaki tecrübelerin arttıkça bilmediklerin azalır gibi oluyor. Bir de 30’undan sonra hayatın biraz şekilleniyor ya…&lt;br /&gt;* “Can Kırıkları” aslında bir kitabın adıymış…&lt;br /&gt;Evet, geçen albümden sonra plak şirketine bir kitap gönderilmişti: Karin Karakaşlı’nın yazdığı “Can Kırıkları”. Kitabın adını daha ilk gördüğümde şarkı kafamda canlandı. Bu da çok sık olan bir şey değil. İnsanın kırılan duyguları için bir çok ifadeye rastlamıştım, ama bu kadar iyisine gerçekten hiç tanıdık olmadım.&lt;br /&gt;* Bir de Los Angeles maceranız var. Ne yaptınız orada? Albüm kaydı filan mı?&lt;br /&gt;Yok, hayır. Önceki albümü çıkardıktan sonra çok uzun ve yoğun bir konser maratonuna çıkmıştım. Sonrasında gerçekten çok yoruldum. Dinlenmem gerekiyordu. Los Angeles’a gitmeye karar verdim. Orada ev tuttum ve bir süre yaşadım. İyi geldi gerçekten. Her hafta sevdiğim grupların konserleri oluyordu, onları izlemeye gidiyordum. Ayrıca , okyanusun karşısında insan şöyle bir durup bakınca hakikaten dünyayı algılama şekli epey değişiyor. Zaten “Can Kırıkları” şarkısını orada yaptım. Ama orada hiç albüm kaydı yapılmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÇIĞLIKLAR BOŞUNA DEĞİL&lt;br /&gt;* Kendinize dışarıdan bakma şansını yakaladınız herhalde.&lt;br /&gt;Kesinlikle. Bizim burada zorlayarak yaptığımız bazı şeylerin orada endüstriye dönüşmüş halini gördüm. İnsanın vizyonu açılıyor. Kendini dolduruyorsun. Bir de başka bir ülkede yaşamak kısa süre de olsa çok eğlenceli. O yüzden karar verdim, hep yapacağım bunu.&lt;br /&gt;* Bu kez yazdığınız sözler daha bir incelikli, derin. Tam olarak neyin etkisi bu sözler?&lt;br /&gt;Eğer kendi şarkılarımla yer işgal edeceksem; o şarkıların düşünülmüş, çalışılmış, özenli ve çok içimden gelen şeyler olması beni mutlu eder. Zaten sinir uçların açıksa, bir başkasına teğet geçen senin içine işliyorsa, kendiliğinden oluyor. Bir de sözlerle uğraşmayı seviyorum, bulmaca çözmek gibi. Her şarkıya bir hayat sığdırabiliyorsun, ki bu da iyi şarkıcı yapıyor insanı.&lt;br /&gt;* Şarkılarınızdaki o çığlıklar boşuna atılmıyor yani&lt;br /&gt;Evet, aslında söylemeye çalıştığım buydu!&lt;br /&gt;* “Delgeç” şarkısına özellikle bayıldım. “Gel bi de sen vur” diyor ya şarkıda. Şimdi bulmacayı çözmeye çalışayım, hangi duygularla yazıldı o şarkı?&lt;br /&gt;Bir şeyler yaşadıktan sonra artık darbe yemeye alışıyorsun. Yaşadığında göstereceğin tepkiler değişmiyor ama, garip bir tedbir hali üzerine sinebiliyor. Ne olacağına dair bir şeyler hissediyorsun. İşte ben artık korkmadığımı, buna alıştığımı, öyle bir gerçeği idrak ettiğimi fark ettim.&lt;br /&gt;YOGAYLA BU İŞ OLMAZ!&lt;br /&gt;* Rock şanslı bir döneminde mi? Arka arkaya albümler çıkıyor…&lt;br /&gt;Dönem olarak bakmıyorum. Belki iki sene sonra bu kadar hızlı olmayabilir. Biraz normalleşir. Ama sakinleşeceğini zannetmiyorum. Çünkü albüm çıkaranların hepsi sahne deneyimli ve hayatlarının merkezinde müzik olan insanlar. Popçuların albümlerinin nasıl olacağına çoğu zaman masa başında karar veriliyor. Hiç sahne deneyimi olmayan şarkıcıya da albüm yapılıyor. Tabi ki hepsi öyle değil. Bir Kenan Doğulu’nun sahne performansı diğerleriyle bir mi? Rockçıların ise genelinde böyle bir geçmiş var. Mesela ben Mor ve Ötesi’nin son albümüne bayıldım.&lt;br /&gt;* Onlar kadar politik bir tavrınız hiç olmadı. Tercih mi?&lt;br /&gt;Onların durduğu noktayı ve bunu insanlarla paylaşmalarını olumlu buluyorum. Yakıştırıyorum da… bense insan olma meselesinin üstüne gitmeyi kendime yakın buluyorum. Böylesi daha dürüstçe.&lt;br /&gt;* Arınmak dediniz ya, yoga filan yapmadınız herhalde değil mi?&lt;br /&gt;Ben hiç öyle değilim! “ Kafamda bir şey var, hadi yogayla atayım” diyemiyorum. Zaten müzik yapan insanın yoga yapmasına gerek kalmayan dönemler oluyor. Mesela şarkı yapmaya başladığım süreç, her şeye bedel. Öyle konsantre bir dönem ki…bunu periyodik olarak yapmaya başladım. Albüm çıkıyor, konserler yapılıyor ve hemen ardından kampa giriyorum. Farkında olmadan yeniden beslenme sürecine giriyorum.&lt;br /&gt;* Kendinizde yapmayacağını en büyük değişiklik nedir?&lt;br /&gt;Estetik yaptırmam! Bazen estetikli birini görüp “Ne kadar da gençleşmiş” dediğim oluyor. Ama hayır, bütün anılarınla birlikte yaşlanmak bana daha heyecanlı geliyor. Neden onu görmekten kendimi alıkoyayım ki? Kime, neyi göstermeye çalışıyorum? İstediğin şekilde ol, sadece ettiğin bir laf içimi titrettikten sonra ha botoks yaptırmışsın ha başka bir şey. Hayatı değerlendirme biçimim bu değil. Birilerinin de beni bu şekilde değerlendirmesini istemem.&lt;br /&gt;ARTIK HAYATTA AYNI EVDE YAŞAMAM!&lt;br /&gt;*Merak ediyorum, aşkı yaşayış biçiminizde bir değişiklik oldu mu?&lt;br /&gt;Valla uzun süredir hayatımda kimse yok. Bir değişiklik varsa bile, hayatıma biri girdiğinde anlayacağım. Ama bakış açımda değişiklikler var. Daha bir olgunlaşıyorsun..&lt;br /&gt;* “Kendimi o kadar kaptırmayacağım mı?” diyorsunuz?&lt;br /&gt;Bilemem, o kadar mantığıyla hareket eden biri değilim. Güçlü şeyler hissettiğim zaman her şey çok farklı gelişiyor. Belki birazcık daha temkinli olabilirim. Çünkü artık neyin ne sonuç vereceğini biliyorum. Sonuçta bugüne kadar bir sürü ilişki modeli deneyimlemiş oluyorsun. Tek bildiğim , hayatta aynı evde yaşamam mesela...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ONUR BAŞTÜRK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160470677932059?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160470677932059/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160470677932059' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160470677932059'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160470677932059'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/vatan-gazetesi-can-krklar.html' title='Vatan Gazetesi- Can Kırıkları'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160461093142929</id><published>2006-06-29T11:09:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T11:10:11.050-07:00</updated><title type='text'>Hürriyet Gazetesi- Can Kırıkları</title><content type='html'>Elini ayağını nereye koyacağını bilemez bazen insan. Yazıyla anlatmaya çalışmak çoğu zaman, onun deyişiyle ‘kapı deliğinden izlediğin manzarayla yetinmeye’ benziyor. Bu kez daha güçlü, kendinden emin ve sakin bir Şebnem Ferah var karşımızda. &lt;br /&gt;Ama bir şarkısında söylediği gibi hálá kalbi delgeçlerle delinmeye hazır. ‘Nasıl olsa alıştım ben uzak rüzgarlara, gel bir parça da sen kopar canımdan, ekmeğimden’ diyor. Albüm, salı günü Pasaj Müzik etiketi ile raflarda olacak. Pasaj Müzik’in nefis Boğaz manzaralı terasında yeni şarkıları eşliğinde bir röportaj yaptık. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu albümde gelebilecek her türlü darbeye karşı daha güçlü ve hazırsınız gibi bir his var...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Belli yaş dönemlerinde, belli tecrübelerden sonra bunlar bütün insanların yaşayabileceği şeyler. Şarkı yazarken karnımı açmayı seven bir tarafım olduğu için malzemem genelde kendim oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karnınızı bu kadar açmak sizi rahatsız ediyor mu? Şarkılarınızla tanımadığınız bir sürü insanla çok özel bir noktada buluşuyorsunuz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Dinleyicinin hakkımda bir takım çıkarımlara varacağını düşündüğüm şarkı sözleri yazmak benim için o kadar korkutucu değil. Dinleyicimle çok kemikleşmiş bir ilişki kurduğumu düşünüyorum. Artık onlara kendimi açmaktan korkamam. O zaman ihanet etmiş gibi hissederim kendimi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama olur ya, bazen insan en yakınına bile bazı şeyleri anlatmak istemez. Perdelediğiniz oluyor mu sizin de bazı şeyleri şarkı yazarken?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tabii ki olur ama kendimi durdurma noktam ‘Bunu söylemesem daha iyi olacak’ gibi bir şey değil. Geçen albümüm buna en iyi örnektir aslında. Kendimi hiç frenlemediğim, içimde olup biteni olduğu gibi yansıttığım bir albümdü o. Kendimi durdurmak isteseydim o albümde durdururdum. Ancak birilerine karşı sorumluluk duygusu sebebiyle bir şeyleri frenleyebilirim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan önceki albümlerde başkalarının sebep olduklarından çıkan sorunlar ağırlıktaydı. Ama bu albümde sizin içsel yolculuğunuz ön plana çıkıyor gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kabuğuna çekilmek ayrı bir şeydir, hem etrafı hem kendini algılamaya çalışabilmek, kendine olan dönüklüğünü dışarıya da gösterebilmek ayrı bir şeydir. Ben bu ikisini dengelemeye çalışıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir röportajınızda ‘Yalnızlığımla iyi geçinebiliyorum ama beni beklenmedik yalnızlıklar acıtıyor’ demiştiniz. Bu albümde ‘Kalabalıklar arasında yalnız kalmaktansa dünyanın bir ucunda tek başınayım’ diyorsunuz. Bu, tercih edilen bir yalnızlık mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Evet, bu benim karar verdiğim bir yalnızlık. Aslında bunun için dünyanın bir ucuna gitmeye gerek yok. Bunu kendi evinizde de yapabilirsiniz. İnsanın zaman zaman kendini ve hayatını değerlendirmesi için yalnızlığa ihtiyacı vardır. İstediğim zaman tek başına olmak beni daha iyi ve güçlü hissettiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gitgide daha mı sertleşiyor kabuğunuz? ‘Ben zaten düşmüşüm ve alışkınım uzak rüzgarlara, gel bir de sen vur’ gibi cümleler kurmuşsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- İnsan ilk kez kötü bir şey yaşıyorsa duvara tosluyor. O kötü şey bir daha olduğunda, acısının ne kadar zaman sonra gideceğini bilmek, ‘eyvah’ dedirtmemeye başlıyor. Beni hazırlıksız olduğum şeyler korkutuyor hep. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kirlenmeye karşı nasıl koruyorsunuz kendinizi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Ara sıra kendimi eve kapatmalarım, bir yerlerde tek başına tatil yapışlarım meşhurdur benim. Bu şekilde kendimi yeniliyorum. Sivri kalmasını istediğim şeyleri de koruyabiliyorum böylelikle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sezen Aksu, İspanya’da bir dergiye verdiği röportajda ‘Şarkıcılığımın ilk yıllarındaki masumiyeti kaybettiğimi düşünüyorum’ demişti. Siz koruyabiliyor musunuz o masumiyeti hálá? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Müzikal olarak bir kaybım olduğunu söyleyemem. Çünkü ben çalışkan bir müzisyenim. Ama çocukken yaşadığınız saflıkla, kaba bir tabirle feleğin çemberinden geçtikten, kabuk tuttuktan, çeşitli mekanizmalar geliştirdikten sonraki haliniz arasında dağlar kadar fark var. Belki gidip banka soymuyorsunuz ama o masumiyet ister istemez yitiriliyor. Öte yandan kuyu gibi olup da, herkesin içinize çamur atması da mümkün değil; çünkü aynı oranda da güçlü ve bilinçli oluyorsunuz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hoşçakal şarkısında diyorsunuz ki ‘Biraz su biraz yeşillik, her yer benim evimdir.’ Böyle bir kadın mı Şebnem Ferah? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu zamanla geldiğim nokta. Bütün bu içsel yolculuktan sonra her yerin benim evim olabileceğini, herkesle bir noktada iletişim kurabileceğimi gördüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzikal olarak nasıl bir albüm oldu ‘Can Kırıkları’? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sound’unu diğer albümlerime göre biraz daha sert bulabilir dinleyiciler. Enerjiyi biraz daha iyi hissedecekler sanırım. Çok daha iyi bir sound yakaladığımızı düşünüyorum. Ama bu alınmış bir karar değil. Hiçbir zaman şarkı yaparken bu şarkı da şöyle olsun demedim. Arkadaşlarıma dinletiyorum, onların katkıları çok büyük oluyor. Bir yolculuğa çıkıyoruz şarkılarla beraber. Her şeyi doğal akışına bırakmayı seviyorum. &lt;br /&gt;Tarkan Gözübüyük’le yine bir aradasınız bu albümde. Nasıl bir etkisi oldu onun bu albüme?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tarkan’la ilk iki albümde beraber çalışmıştık. Uzun zamandır onunla yeniden çalışmayı çok istiyordum. Tarkan sadece bir müzisyen olarak değil, insan olarak da etrafındaki insanların en güzel taraflarını ortaya çıkarmasını başaran biri. Bu yüzden benim için çok değerli. Tabii Tarkan’ın yanı sıra diğer bütün ekip arkadaşlarımın da varlığı çok önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yıllardır konserlerde de beraber çaldığınız arkadaşlarınız onlar değil mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Evet. On senedir birlikte çalışıyoruz. Buket Doran, Metin Türkcan, Ozan Tügen, Aykan İlkan’dan oluşuyor bu ekip. Artık aile gibi olduk. Beraber vakit geçirmekten çok hoşlanıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şarkılar ne kadar zamanda oluştu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yaklaşık bir sene sürdü sanıyorum. Şarkıların büyük bir bölümünü Amerika’da yazdım. Döndüğüm andan itibaren de stüdyodaydım. Hatta bazı şarkıları da stüdyo sırasında yaptım. Bir de şarkıları istediğim zaman, o duyguyu yakalayabildiğimde söyledim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CAN KIRIKLARI ASLINDA KARİN KARAKAŞLI’NIN KİTABI&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son albümümü çıkardığımda şirkete benim için bir zarf geldi ve içinden Can Kırıkları adında bir kitap çıktı. Yazarı, Karin Karakaşlı. Kitabı elime alır almaz, şarkıyı kafamda duymaya başladım. Bu albüm için ilk yaptığım şarkı o oldu. Hepimizin kalbi kırılır, acıları olur ama bunun bu kadar keskin ifade edilmesi çok hoşuma gitti. Albüm adı için kendisini arayıp haber verdim. Karin’in de bundan keyif alması beni daha da mutlu etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Suat KAVUKLUOĞLU skavukluoglu@hurriyet.com.tr&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160461093142929?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160461093142929/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160461093142929' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160461093142929'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160461093142929'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/hrriyet-gazetesi-can-krklar.html' title='Hürriyet Gazetesi- Can Kırıkları'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160452272041667</id><published>2006-06-29T11:07:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T11:08:42.806-07:00</updated><title type='text'>Zaman Gazetesi- Can Kırıkları</title><content type='html'>Rock müziğin ülkemizdeki önemli temsilcilerinden Şebnem Ferah, yeni albümü “Can Kırıkları” ile bir kez daha sevenlerinin karşısında. Adını bir öykü kitabından alan albüm, sanatçının önceki çalışmalarını aratmayacak zenginlikte parçalardan oluşuyor. &lt;br /&gt;Şebnem Ferah, neredeyse on yıl önce ilk albümü “Kadın”ı çıkardığında, rock müziğe bağlılık duyan pek çok kişi, talihin, Türkçe rock’ın yüzüne güldüğünü düşünmüştü. Doğrusu, “Yağmurlar” hitiyle, çok farklı bir tondan seslenen bir kadın vokal vardı karşımızda. Rock müziğin hem doğasına içkin olan o muhalefeti hem de herkeste rastlanamayan zarafetini taşıyordu. Şebnem Ferah, yıllar geçse de düzeyini hep korudu. Deneysel sayılabilecek çalışmalarına rağmen, ilk duruşundan taviz vermedi. Bu arada pek de azımsanmayacak bir dinleyici kitlesi oluşturdu: Onu ilk gençliğinde dinleyenler şimdi yirmili yaşlarının ortalarında. Şebnem Ferah, bir kuşağın belleğindeki rock simgesi olmaya doğru gidiyor. Bu yolculuktaki son durağı ise yeni albümü “Can Kırıkları”. Ferah’la, Parkorman’ın esintili bir yaz ikindisinde, Çaykovski’nin müziği eşliğinde son şarkılarını konuştuk. &lt;br /&gt;Şarkıcının ilk dört albümünü bilenler, “Can Kırıkları”nın tonunu ilk elde biraz sert bulabilir. Şebnem Ferah da bunu yadsımıyor. Bu, biraz sanatçının son dönemde yaşadıklarıyla; ama daha çok, yaptığı bestelere bakışı ve çalışma arkadaşlarıyla arasındaki uyumla ilişkili bir durum. Sanatçı, birlikte çalıştığı Ozan Tügen (klavye), Buket Doran (bas gitar), Metin Türkcan (gitar) ve Aykan İlkan (davul) ile bazen hiç konuşmadan anlaştıklarını söylüyor. Bu uyum, Şebnem Ferah’ın, yaptığı bestelerin ilk haline müdahale ederken sezgilerine kulak vermesiyle birleşince ortaya biraz sert tonda şakılar çıkmış. Yine de bu sertlik, içinde Ferah’ın sesine özgü o zarafeti de -örneğin, “Bir Kalp Kırıldığında” adlı şarkı- barındırıyor. Albümdeki bütün şarkı sözlerinde, daha önce de olduğu gibi, yine sanatçının kendi imzası var. Bu durum kaçınılmaz olarak, Şebnem Ferah şarkılarını, sözleri üzerinden okumayı daha yol gösterici hale getiriyor. Ferah bu saptamaya itiraz etmese de, kendisi için müziğin daha önde geldiğini söylüyor: “Şarkı sözlerinin müziğimde ayırt edici bir özellik olduğunu söylüyorlar. Sözlerin müziğe yakışacak derecede iyi olması gerektiğini düşünüyorum. Birileri benim albümümü dinleyecekse bu benim için kıymetlidir ve elimden geleni en iyi şekilde yapmak isterim. Sözler üzerine bu kadar eğilmemin sebebi bu. Ama söz yazarı olarak, bir şarkıcı kadar olduğundan başarılı bulmuyorum kendimi.” &lt;br /&gt;“Can Kırıkları” ismi edebiyata ilgi duyan müzikseverlere bir kitabı anımsatacaktır: Genç öykücü Karin Karakaşlı’nın (galiba) ikinci öykü kitabı bu ismi taşıyordu. Albüm de adını o kitaptan almış. Karin Karakaşlı, kitabını Şebnem Ferah’a göndermiş, Ferah da kitabı görür görmez adından çok etkilenmiş; “Kitabı elime alır almaz şarkı kafamda çalmaya başladı.” diyor. Şarkıcı, edebiyata olan ilgisinin yine de kısıtlı olduğunu söylüyor. Yazıya karşı bir eğiliminin ve yeteneğinin olduğuna inansa da -ki, buna biz de inanıyoruz- kimi metinlere gönderme yapacak ölçüde edebiyattan beslenemediğini itiraf ediyor. “Can Kırıkları”ndaki şarkılarda göndermelerden söz edilecekse, bunun, albümdeki öteki şarkılara yapılan göndermeler olduğu söylenebilir. Gözden kaçmayan bir başka özellik de önceki Şebnem Ferah albümlerinde olduğu gibi ‘su’ imgesinin yine baskın oluşu. ‘Okyanus’, ‘içinde yüzdüğüm bir deniz’, ‘biraz su’ gibi ifadeler, hem de en güzel şarkıların en dokunaklı yerlerinde karşımıza çıkıyor. Albümde, elbette rock müziğin ruhuna sinmiş muhalefet de uç veriyor. Fakat bunun, tıpkı önceki albümlerdeki gibi, varoluşa ilişkin bir muhalefet olduğunu belirtmek gerek. Peki, bu muhalif ses tonu bir gün politik bir düzleme kayar mı? Şebnem Ferah bu riske girmeyecek galiba; “Ben bir dinleyici olarak politik bir söylemi amaç edinmiş müzisyenleri zevkle dinleyemiyorum, çok değerli müzisyenler olsalar bile. Benim amacım müzikten başka bir şey değil. Başka şeyler araç olabilir ancak.” diyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cem Kuleli &lt;br /&gt;İstanbul&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160452272041667?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160452272041667/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160452272041667' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160452272041667'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160452272041667'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/zaman-gazetesi-can-krklar.html' title='Zaman Gazetesi- Can Kırıkları'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160440597227346</id><published>2006-06-29T11:05:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T11:06:46.903-07:00</updated><title type='text'>Sebnem Ferah Konserinde Dalıp Gittim</title><content type='html'>Şebnem Ferah konserinde dalıp gittim&lt;br /&gt;Zaman nasıl hızla geçiyor ve insan bu gerçeği nasıl da unutuyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;10 küsur yıl geçmiş üzerinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Banaysa dün gibi geliyor!&lt;br /&gt;Ortaköy'deyiz, Sis Bar'da. O yıllar, yani 90'ların başında zaten her gece ya orada ya Flatline'da ya da Kemancı'dayız...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sis Bar kalabalık. Çünkü rock'ın Bursalı prensesleri, Volvox o gece ilk kez çalacak...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aramızdan bazıları burun kıvırıyor; "hepsi kızlardan oluşan grup olur mu canım! Rock bu kadar yumuşaklık kaldırmaz" havasında olanlar var!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimileri, o sıralar aynı yerde "kapalı gişe" çalan Mercury adlı grubun o gece de çalmasını tercih ediyor. Ama bir yandan da "bakalım kızlar nasıl" merakı var, heyecan var!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Volvox deyip geçmemeli! Klavye ve vokalde özlem Tekin, gitar ve vokalde Şebnem Ferah!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahneye çıkıyorlar.&lt;br /&gt;İçerisi sıcak, tıklım tıkış, duvarlar bile terliyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özlem Tekin, şimdi inmayacaksınız tabii, hanım hanımcık! Sade bir bluz, kısa bir etekle bankadaki işinden sahneye ucu ucuna yetişmiş gibi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basçı Ebru Bank'in "serin" bakışları pek gizemli. Davulda Gül, sahneye arkadan itilmiş gibi tedirgin! Salon, bar gruplarında davul çalarak ünlenmiş erkek arkadaşlarıyla dolu, kolay değil!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya Şebnem?..&lt;br /&gt;Gitarını omzuna asarken hep aşk kırgını ifadesi taşıyan gözleriyle bizi şöyle bir süzüyor! Sonra grup arkadaşlarına da müthiş otoriter, müthiş güçlü bir bakış atıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve şarkı patlıyor!&lt;br /&gt;O dönem En Vogue adlı tanınmış bir grubun şarkısı Free Your Mind'ın sert bir rock yorumu işittiğimiz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aman Allahım!&lt;br /&gt;Bu nasıl söylemek, nasıl çalmak, nasıl bir sahne hakimiyeti!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl da içerden kopup gelen ve dinleyenin başını döndüren bir ses!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimiz öylece donup kalıyoruz!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalabalık bir arkadaş grubuyuz. Müzisyeni, müzik seveni, hepimiz o an karar veriyoruz: Her Volvox gecesinde Sis'te olacağız! Daha ileriki yıllarda bu ısrarımızı Kemancı'daki Volvox gecelerinde de sürdürüyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem zaman içinde arkadaşımız oluyor. O "katı" görüntüsünün ardında sımsıcak bir kalp sakladığını öğrenip seviniyor, onu daha da çok seviyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbirimizin kuşkusu kalmıyor; hepimiz eminiz ki bir gün bütün Türkiye bu kızı tanıyacak, dinleyecek!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen perşembe akşamı Kuruçeşme Arena'nın sahnesinde Şebnem Ferah'ı izlerken o günleri hatırladım. Hayatımın en hoş, en renkli dilimlerinden birini yani...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine eşsiz bir sahne hakimiyeti!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine büyük söylüyor; dinleyene çarparak, onu şöyle bir tutup sarsarak söylüyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ah... Yeni albümüne adını veren, o jilet kıvamındaki şarkı yok mu bir de!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gitarın insanı her türden sancıya usul usul hazırlayan akustik yankılarıyla başlayan şarkı hani!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can Kırıkları...&lt;br /&gt;"Bu kalabalığın içinde yapayalnız hissetmektense dünyanın bir ucunda tek başımayım / Kir göstermeyen renkleriniz sizin olsun / Korkmaktansa bulanıklığın tam içinde bir başımayım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra müzik dalga dalga yükseliyor, kabarıyor sanki..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Benim belki de gizli bir bildiğim var / elbette ağlarım / benim can kırıklarım var / Senin gördüğün yanağımdan süzülenler / Asıl içimde, içinde yüzdüğüm bir deniz var!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle bir "isyan" şarkısı ki, hem "beni yalnız bırakın" hem de aynı anda "anla beni, bunun için daha ne kadar geç kalacaksın!" der gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuliste sarıldık birbirimize...&lt;br /&gt;O eski güzel günleri andık.&lt;br /&gt;Mayın Tarlası'ndan Can Kırıkları'na; nasıl böyle güçlü, bu kadar yoğun dokulu şarkılar yazabilir insan!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu belki anlayabilirim diye, gözlerine baktım Şebnem'in.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine aynıydılar, yıllar önceki gibi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynı anda sıcak ve mesafeli, aynı anda neşeli ve kırgın!..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gece konserden eve dönerken yıkanıp aklanmış paklanmış gibiydim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yağmurda denize girip dalmış, sonra yağmur damlalarının su yüzeyinde oluşturduğu kabarcıklara bakmış gibiydim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle işte!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160440597227346?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160440597227346/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160440597227346' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160440597227346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160440597227346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/sebnem-ferah-konserinde-dalp-gittim.html' title='Sebnem Ferah Konserinde Dalıp Gittim'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160425337644551</id><published>2006-06-29T11:03:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T11:04:13.523-07:00</updated><title type='text'>Ferah'tan 'Can Kırıkları'</title><content type='html'>Ferah'tan 'Can Kırıkları' &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İSTANBUL - &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu, Türk rock'ında kadın vokal olduğunda akla gelen ilk isimlerden Şebnem Ferah. Ama sadece sesiyle değil kaleminin gücüyle de ayrı bir yerde duruyor. Müzik kariyerine 16 yaşında Volvox'u kurarak başlayan Ferah'ın ilk solo çalışması 'Kadın'ın üzerinden sekiz yıl geçti. 'Kadın'ı, 1999'da 'Artık Kısa Cümleler Kuruyorum'; 2001'de 'Perdeler' ve 2003'te de 'Kelimeler Yetse' adlı albümü izledi. Ferah iki yıl sonra 'Can Kırıkları' diyor bu kez. Pasaj Müzik etiketiyle piyasaya sürülen 'Can Kırıkları', önceki Ferah albümlerine göre daha sert bir sound'a sahip. Değişmeyense Ferah'ın kaleminden çıkan samimi hikâyeler. Prodüktör koltuğunda son birkaç yılda yayımlanan en iyi Türkçe rock albümlerinde imzası olan Tarkan Gözübüyük var. Adını Karin Karakaşlı'nın aynı adlı kitabından alan albümde Ferah'a klavyede Ozan Tügen, gitarda Metin Türkcan, basta Buket Doran ile davulda Aykan İlkan eşlik etti. Ferah'ın Rock'n Coke'ta ana sahnede konser vereceğini hatırlatalım. (Kültür Sanat)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160425337644551?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160425337644551/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160425337644551' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160425337644551'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160425337644551'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/ferahtan-can-krklar.html' title='Ferah&apos;tan &apos;Can Kırıkları&apos;'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160418150568495</id><published>2006-06-29T11:02:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T11:03:01.656-07:00</updated><title type='text'>Şebnem Yine İsyanlarda</title><content type='html'>Şebnem yine isyanlarda... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  &lt;br /&gt;Şebnem Ferah ile söyleşimiz sırasında ortalık can kırıklarıyla doldu. Görünmesin diye gözlüklerimizi taktık haliyle...  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah 'Can Kırıkları'nda yine hayata isyan ediyor. Çünkü başını yastığa koyan herkesin düşündüğü türde şeylerin şarkılarını söylüyor...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HIZIR TÜZEL &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; İSTANBUL - &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah'ı beş yıldır tanıyorum. Ne zaman bir albüm yapsa damlıyorum kendisine. Seviyorum yaptığı müziği, hayattaki duruşunu. Lakin, her gördüğümde daha bir duygusal, daha üzünçlü, daha romantik buluyorum kendisini. Yıllar geçtikçe dertlenme katsayısı artıyor gibi geliyor. &lt;br /&gt;Onun şarkılarını dinlerken gözlerindeki hüznün, şarkılarına çığlıklar şeklinde yansıdığını düşünüyorum. O da, 'İyi ki, bir şarkıcıyım iyi ki, böyle çığlık atabiliyorum' diyor. Gerçekten de öyle güzel çığlık atıyor ki, insanın ağzını sulandırıyor. Çünkü öylesine tatsız şeyler yaşıyoruz ki, öylesine bir tükenmişliğimiz var ki, bağır bağır bağırmak, çığlıklar atmak, isyanlar etmek geliyor insanın içinden. Sonuçta ortalık can kırıklarıyla doluyor. Şebnem Ferah da zaten Pasaj Müzik'ten çıkan albümünün ismini 'Can Kırıkları' koymuş. &lt;br /&gt;Neden böyle oldu, neden ortalık can kırıklarından geçilmiyor? &lt;br /&gt;Ben aslında bunun hep böyle olduğunu, ama insanın yaşı ilerledikçe tecrübelerini arka cebine koymaya başladıkça algılama mekanizmasının daha yoğun çalışmaya başladığını düşünüyorum. Yani geçmişe bakacak olursak, dünya hiçbir zaman çok da eğlenceli bir yer olmamış. Dünya hep çıkarlar için, çok büyük topluluklar için insanların öldürüldüğü bir dünya. En azından bugünden daha büyük katliamlar olmuş. Bütün bunların yer aldığı ama bir taraftan da mucizevi gibi görünen güzellikte bir yer üstünde yaşıyoruz. Nasıl algılayacağımız galiba yaşadıklarımızla değişiyor. &lt;br /&gt;Kırıkları doğal karşılıyorsunuz yani. &lt;br /&gt;Evet bu herkesin hayatı. Herkesin hayatı çok zor. Herkesin de koskocaman birer dünyası var, yani kimse kimseden bunları daha yoğun ya da zor atlatıyor denemez. Herkesin gerçekten elinde olmadan, istemeden içinden geçtiği tüneller var. O tünellerden geçtikten sonra belki, ilk gün ışığını gördüğümüzde mutlu oluyoruz. O ışık bizi yeniden şarj edebiliyor. Ama karanlığı tanımış oluyoruz. &lt;br /&gt;Albümünüzde denizden çok söz ediyorsunuz. İyi midir aranız denizle? &lt;br /&gt;Evet, sahil kasabasında büyüdüğüm için denizle aram iyidir. Benim babam denizi çok severdi. En mutlu zamanlarım belki denizde geçirdiğim zamanlardı. Bir kere o denizin her karışını tanımak isterim. Onu iyi becerebiliyor muyum, iyi dalıp çıkabiliyor muyum, her gün şaşırmaya devam ediyorum. Bir taraftan da güçlü bir yüzücü olduğumu söyleyebilirim. İyi miyim, kötü müyüm bilemiyorum ama güçlüyüm. En azından bundan yorulmuyorum. Yorulmam. Gerçekten dibinde ne var, her şeyini görmek isterim. Çıktığımda 'oh' diye nefes almak ne kadar güzeldir. Bütün bunları yaşamak isterim. Sinir uçlarımın ihtiyacı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya yüz ya da boğul... &lt;br /&gt;Bu hayat denizinde ya iyi yüzeceksin ya batıp gideceksin derler. İkisinin arası çok yorucu olurmuş. Yani yüzmeyi pek becerememek... Hayat boyu dalıp çıkarsın. Hep bir boğulma hali. &lt;br /&gt;Çok doğru, kesinlikle. Zaten belki de o yüzden hayatla özdeşleştirmişim denizi. Çünkü ben açıkçası farkında değildim bu mefhumu bu kadar çok kullandığımın. Sonra tümüne baktığım zaman farkına vardım. Belki de bazı gerekliliklerin içinde kendimizi sonradan buluyoruz ya hayatı yaşarken, yüzmek de öyle bir şey ya. Öğreneceksin ya da boğulacaksın, az biliyorsan debelenerek gelip gideceksin, nefessiz kalacaksın, tekrar nefes alacaksın, yönünü şaşıracaksın. Aslında hakikaten benzeştirilecek bir şey. Belki de o yüzden çok kullanıyorum, bilmiyorum ki. &lt;br /&gt;Boğulur gibi hissettiğinizde ne yapıyorsunuz? Çığlık atıyorsunuz gibi... &lt;br /&gt;Söylediğim lafı anlatabilmek istiyorum ben şarkı söylerken. O zaman gerçekten müzik benim için hakikaten amacına hizmet etmiş oluyor. Böyle bir şey benim hayatımda hop diye çekilip alınırsa ben ne yaparım cidden bilmiyorum. Müziği, benim özgürce yaklaşımımı, istediğim zaman çığlık atıp, istediğim zaman mırıldanabilme özgürlüğümü bana aslında yaşadığım hayat ve ona bakış açım sağlıyor. Onsuz ne yapardım bilmiyorum. &lt;br /&gt;Hüzün biraz da kanımızda var galiba, hüzünlü mü yetiştiriliyoruz? &lt;br /&gt;Geleneklerimizde var tabii. Aslında bu yaşayış biçiminin Türklere has olduğunu da düşünmüyorum. Geleneklerde de var, kahkaha atarken ağzını kapatma refleksi, çok gülerken kötü bir şey mi olacak gibi bir şekilde yaşantımıza yerleşmiş olan, nereden çıktığına akıl sır erdiremediğim gelenekler bizim üzerimizde böyle bir etki yaratmış olabilir. &lt;br /&gt;Aslında hüzün hakikaten dünyanın neresinde, her insanda, daha az ya da daha çok diyebilir miyiz, her ırktan, her gelenekten, her dinden insanın hücrelerinde olan bir şey bu, tersini düşünemiyorum. Ama bizim geleneklerimizde bunu abartabilme potansiyeli var. &lt;br /&gt;Pardon ama sizin albümler de biraz hüzünlü oluyor. &lt;br /&gt;Benim böyle bir iddiam, böyle bir müzik anlayışım yok. Hakikaten müzik yapmak istiyorum. Bir şekilde yer işgal edeceksem onu inandığım şekilde yapmalıyım, fikrini savunan biriyim sadece. Ama mesela albümde bir parça var, 'Kırmayalım birbirimizi' diyen. Aslında basit ama bana sorarsanız, bazı şeylerin derinliği de basitliğinde olabilir. Bugün bir arkadaşım, 'Bu parçayı dinledikten sonra telefona sarıldım ve dün kız arkadaşımı kırmıştım onu aradım' dedi. Yani bu bile insanın tüylerini diken diken ediyor. Bütün insanların başını yastığa koyduğunda böyle şeyler hayal edebildiğini biliyorum. Hepimiz kendi kendimize kaldığımızda bunları düşünürüz öyle değil mi? İnsani ilişkilerimizi, ailemizi, arkadaşımızı, o gün istemeden kırdığımız ya da bizi kıran birilerini. Birinin kalbini kırdığında canın acımaz mı, düşünmez misin yalnız kaldığında. Uykunuz kaçmaz mı? &lt;br /&gt;Uyku sorunum olduğu için kimsenin kalbini kırmıyor, rahat uyuyorum. &lt;br /&gt;Birilerinin kendini yalnız hissettiği anlarda kalbine üç dakikalık bir su serpme, bir paylaşım etkisi yaratabilirse şarkılarım o zaman çok mutlu olurum gerçekten. Çünkü benim de dinleyip 'Demek ki bunu herkes yaşıyor' dedirttiğim, rahatlattığım parçalarım var. Hepimiz insanız ve hepimiz aslında aynı duyguları sadece başka tecrübelerle yaşıyoruz. &lt;br /&gt;'Can kırıkları' isimli şarkınızda 'İçimde bir deniz var' diyorsunuz. Ben de buna inanırım. Gözyaşıyla denizin tadı aynı gelir bana. &lt;br /&gt;Bedenimizin dörtte üçü sıvı. Böyle teknik bir gerçek de var. Fakat bazı şeylerin özü birbirinin o kadar aynı ki. Yani terin, gözyaşının tadının benzemesi bana hep bir şeylerin özü gibi gelir. İnsan çalıştığı zaman terler, insan üzüldüğü zaman ağlar. Bunu kelimelere dökemem, ama bütün insanların ortak buluştuğu nokta var. Evet, gözyaşı ile terin tadı aynı. &lt;br /&gt;Bütün bunlar, aslında birbirimizi ayrı tutan noktaları saf dışı bırakıp, çok benzer olduğumuzu, ayrıştığımız noktaların kendi seçimimiz olduğunu ifade eden güzel ayrıntılar değil mi? O kadar saçma sapan şeylerle dolduruyoruz ki, kendimizi, kendi kendine dolu olan bir şeyi boşaltıp, içine canımız ne istiyorsa onu koyuyoruz. İşte deniz de, içine ne atarsan at, kendini yenileme potansiyeli olan bir şey. Belki sembol olarak onun için bu kadar ağırlıklı seçmiş olabilirim. Dünyanın yükünü taşıyor, bütün pislikleri içine atıyor ama duruyor dünya var olduğundan beri. Ve bir de hayatlar barındırıyor içinde.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160418150568495?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160418150568495/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160418150568495' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160418150568495'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160418150568495'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/ebnem-yine-isyanlarda.html' title='Şebnem Yine İsyanlarda'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160410294547046</id><published>2006-06-29T11:00:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T11:01:43.056-07:00</updated><title type='text'>"Kitabı gördüğüm anda şarkı kafamda çalmaya başladı"</title><content type='html'>"Kitabı gördüğüm anda şarkı kafamda çalmaya başladı"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah'ın yeni albümü "Can Kırıkları" adını Karin Karakaşlı'nın aynı adlı kitabından alıyor. Ferah "Kitap bana postayla geldi. İsminden çok etkilendim. Görür görmez şarkı kafamda çalmaya başlamıştı bile" diyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ELİF BERKÖZ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rock müzikte kadın vokaller arasında en çok bilinen isimlerden biri Şebnem Ferah. İki yıl aradan sonra beşinci albümü "Can Kırıkları" ile daha sert bir dönüş yaptı müziğe. Pasaj Müzik etiketli albüm adını Karin Karakaşlı'nın aynı adlı kitabından alıyor. Ferah kendine postayla hediye olarak gönderilen kitabı görür görmez şarkının kafasında çalmaya başladığını söylüyor. Rock'n Coke festivalinde "Perdeler" albümünde birlikte çalıştığı Apocalyptica'dan önce sahneye çıkacak olan sanatçı, "Genelde kendi içimden çıkan duyguları yazmaya çalışıyorum. Çünkü bu bana daha dürüst geliyor. Şarkılarınızla birilerinin duygularında yer işgal ediyorsunuz. En azından dürüst olmalıyız diye düşünüyorum" diyor. Ferah'la yeni albümü hakkında Pasaj Müzik'in Boğaz manzaralı çatı katında konuştuk.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Can Kırıkları" önceki albümlerinize göre daha sert olmuş.&lt;br /&gt;Albüme başlarken şöyle olsun, böyle olsun diye belirlemeler yapmıyorum. Bu belirlemeleri şarkıların kendileri yapıyor. Şarkılar içimden adeta hapşırık gibi çıkıyor. İnsan hapşırığını tutabilir mi? Tutamaz. Ben sadece benden bir şeyler çıkmaya başladıktan sonra onları bir albüm haline getirmeye karar veriyorum. Ben ve arkadaşlarım bünyemizden ne çıkıyorsa onu çaldık. Bunun sonucunda da bu albüm diğerlerine göre biraz daha sert oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarkıların bir kısmı Amerika'dayken ortaya çıkmış. Amerika'ya neden gitmiştiniz?&lt;br /&gt;Dört yıldır tatil yapmıyordum ve biraz değişikliğe ihtiyacım vardı. Los Angeles'a giderek kendime bir hediye vermek istedim. Orada tek başıma olunca konsantre olabildim. Ne kapı çalıyordu ne de telefon. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bitmemiş bir şarkının mahremiyeti önemlidir"&lt;br /&gt;Yıllardır birlikte çaldığınız isimler bu albümde de var: Klavyede Ozan Tügen, gitarlarda Metin Türkcan, bas gitarlarda Buket Doran ve davullarda Aykan İlkan. Şarkı yaptıktan sonra onlara dinletip onay aldığınız olur mu?&lt;br /&gt;Aklıma gelenleri kayıt cihazına kaydederim. Sonra günlerce evde çalışırım. Evde kaydettiğim bir şarkıyı ertesi gün dinlediğimde de beğeniyorsam üzerinde çalışmaya devam ederim. Ancak stüdyoya girdiğimde onlarla paylaşırım. O ana kadar bitmemiş bir şarkının mahremiyeti benim için değerlidir. Şarkıların iskeletini değiştirmezler ama müzikal olarak bana etkileri çok büyüktür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Mangal ve meze yapmakta başarılıyım"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evde zaman geçirmeyi seviyorum. Tek başına yaşıyorum. Film ve sevdiğim şarkıcıların konser kayıtlarını izlemeyi seviyorum. Küçük bahçemde dinlenmek ve çiçekleri seyretmek bana iyi geliyor.&lt;br /&gt;Zamanla görselliğe daha az önem verir oldum. Birilerinin hayatında yer edeceksem görüntüm bunun en ufak kısmını kaplamalı. &lt;br /&gt;Çok hareket ederek şarkı söylüyorum. Bu yüzden sahnede rahat kıyafetler giymek istiyorum. Kıyafetlerimi yurtdışındaki ikinci el mağazalardan alıyorum.&lt;br /&gt;Grup arkadaşlarım ailem gibi. Onlara yemek yapmak hoşuma gidiyor. Yemeklerime bayılırlar. Mangal ve meze yapmakta başarılıyım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Şarkılarınızla birilerinin duygularında, kulaklarında yer işgal ediyorsunuz. En azından dürüst olmalısınız"&lt;br /&gt;Önceki röportajlarınızdan birinde "Gece yastığa kafamı koyduğumda aklıma gelen şeyleri yazıyorum" demişsiniz. Şarkılarınızda, yaşadıklarınızı birebir mi anlatırsınız? Şarkılarınız aslında sizin hikayeleriniz mi?&lt;br /&gt;Bazen birebir olmuyor. Ancak genelde kendi içimden çıkan duyguları yazmaya çalışıyorum. Çünkü bu bana daha dürüst geliyor. Birilerinin kulaklarında, duygularında yer işgal ediyorsunuz. En azından dürüst olmalıyız diye düşünüyorum. Ama bu yaştan sonra birebir de yaşamanız gerekmiyor. Eğer sinir uçları açık biriyseniz yakınınızda olan bir şey sizi kendiniz yaşamışsınız gibi etkileyebiliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadıklarınızı anlattığınız, şarkı sözlerinizde samimi olduğunuz için biraz acıların kadını imajınız var. Bundan rahatsız mısınız?&lt;br /&gt;İçimden o duyguyu bağıra çağıra söylemek geliyorsa, söylerim. İnsan sorunlu olduğu duygularla ilgili bağırıp çağıramaz, hallettiği duygularla ilgili bağırır, çağırır, başkalarıyla paylaşır. Böyle düşünenlerin çıkması beni rahatsız etmiyor. Dinleyicilerim ne kadar hayat dolu olduğumu biliyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bağırıp çağırmak demişken sizin Türkiye'nin en güzel çığlık atan kadını olduğunuzu düşünenler var.&lt;br /&gt;Çok iyi çığlık atan şarkıcılar var. Beni dinleyicilerin gözünde bir adım ileri koyan bir şey varsa o benim o çığlığı gerçekten duygusunu vererek atabilmemden kaynaklanıyordur. Teknik olarak çığlık atabilmek farklı, söylediğin kelimeyi gerçekten yüreğinle söylemekle farklı. Bazen bir fısıltı da çok şey anlatabilir, yüreğinizde fışkıran bir çığlık da... Kendi acımı ve sevincimi haykırdığım için belki insanların içine biraz daha işliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; "Can Kırıkları şarkısını 15-20 dakikada bitirdim"&lt;br /&gt;"Can Kırıkları" aslında bir kitap adı. Nasıl oldu da albüm bu adı aldı?&lt;br /&gt;Kitap bana "Kelimeler Yetse" albümünü çıkardığım dönemde yazarı Karin Karakaşlı tarafından postayla gönderildi. Daha kitabın adına bakar bakmaz neredeyse şarkının kafamda çaldığını söyleyebilirim. İsminden o kadar etkilendim ki... Can kırıkları tanımlaması nasıl benim aklıma gelmez diye de hayıflandım açıkçası. Bu albüm için yaptığım ilk parça. Sözüyle ve müziğiyle birlikte 15-20 dakika içinde bitirdim. Karakaşlı'ya albüme bu ismi vereceğimi söylediğimde çok memnun oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Best of albüm yapmaya daha çok var yahu. Ben hâlâ henüz yapmadıklarımın peşindeyim"&lt;br /&gt;Birkaç yıllık şarkıcılar bile "best of" albüm çıkarıyor. Hayranlarınızın böyle bir isteği yok mu sizden?&lt;br /&gt;Var tabii. Belki konser kayıtlarını bir araya getirebiliriz. "Best of" albüm yapmaya daha çok var yahu. Ben hâlâ henüz yapmadıklarımın peşindeyim. Geçmiştekiler insanların hafızasında duruyor. Daha ileriki yıllarda onlara tekrar sunabilirim belki. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir röportajınızda Türkçe müzik dinlemem demişsiniz. Türkiye'de şarkıcı olup da Türk şarkılarını dinlememek mümkün mü?&lt;br /&gt;İyi ki sordunuz bu soruyu. Yanlış özetlenmiş ne yazık ki. Benim müzik arşivimin yüzde 75'ini yabancı albümler oluşturuyor. Türk müzik kanallarını kim çıkmış diye takip etmem. Beğenilerimi sadece Türkiye'de yapılan müzikler oluşturmuyor. Ama benim de sevdiğim müzisyenlerimiz var tabii. MFÖ, Bülent Ortaçgil, Sezen Aksu, Cem Karaca, Moğollar ve Erkin Koray. Aksu'nun bazı şarkılarını nerede duysam tüylerim diken diken olur. Yenilerden Mor ve Ötesi'ne bayılıyorum. Manga'nın albümünün çok enerjik olduğunu düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CNN Türk'teki Tori Amos röportajında sizi görünce şaşırdık. Siz mi istediniz röportajı yapmayı?&lt;br /&gt;Teklif kanaldan geldi. Ben aracı oldum sadece. Amos benim de çok beğendiğim, saygı duyduğum bir sanatçı. Soruları kendim hazırladım. Röportajın sonunda da nazar boncuklu bileklik hediye ettim. Çok hoşuna gitti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160410294547046?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160410294547046/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160410294547046' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160410294547046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160410294547046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/kitab-grdm-anda-ark-kafamda-almaya.html' title='&quot;Kitabı gördüğüm anda şarkı kafamda çalmaya başladı&quot;'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160403152689599</id><published>2006-06-29T10:59:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T11:00:31.693-07:00</updated><title type='text'>Ben Feci Bir Sebnemciyim...</title><content type='html'>Ben feci bir Şebnem'ciyim.. Bunu kendisine yıllar önce arkadaşları ile birlikte yemek yerken ve bendeniz henüz Türkiye için "ünsüzken" yanına yaklaşıp hayran hayran iletmiştim bu düşüncemi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onu ilk kez dinlediğim günü anımsıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tatsız, soluksuz bir günün akşamında, bir arkadaşımın arabasında dinlemiştim. Bursa'dan İstanbul'a dönüyorduk. Yağmur başlamıştı. Silecekler çalışırken sanki sadece araba camını değil kalbimin üzerindeki damlaları da alıp götürüyordu. Bir şarkıcıyı ilk dinlediğinizde bir an bile olsa durup kalıyorsanız o sizin için farklı olur ya artık diğerlerinden... Araba camındaki yağmur damlası o günden sonra hep Şebnem Ferah'ı anımsattı bana...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarkılarında adını hâlâ koyamadığım bir duygu eşlik etti bana. Kimi zaman hissedilen de aynılık, kimi zaman fena bir hüzün; kimi zaman da benden uzak bir öykünün filmini izlemek gibi bir yabancılık...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duru suların ardında&lt;br /&gt;Radyo programları yaptığım yıllarda Şebnem Ferah'tan bir şarkı çalmadan bitirdiğim program pek azdı. "Deli Kızım Uyan" acaba kaç bin kez dönmüştür kulaklarımda?.. Geçen yıl "Son Sigara"yı dinleyip duruyordum bilgisayarımda. Sözlerinden de anlaşılacağı gibi, dışında iyi bir kabuk olsa bile içine kapanmasını getirecek kadar derin yaşıyor o da "sıradan ve insanî acılarını". Mesela bu albümünde; "Gözlerimin Etrafındaki Çizgiler" şarkısında olduğu gibi... Ben galiba çok batılı görünen ama anlatiklarında, şarkılarında doğunun izlerini taşıyan Şebnem Ferah'ı dinlemeyi seviyorum. Onun o sakin tavrını, gülen gözlerini, kliplerindeki sıradışılığı... (Bir tek klibi hariç. Kimindi hatırlamıyorum şimdi ama R.E.M'in olabilir, işte o klibin neredeyse aynısıydı. Şebnem'in her şeyi kendisine özgün olmalıydı bence.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bir klibi var ki hepimiz daha çok sevmiştik onu. "Yağmurlar"ı hatırlıyor musunuz? "Gidiyorum gözüm yaşlı, hatıran var yüreğimde" diyordu duru suların ardında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni albümüyle ilgili önce posterini gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ah, nihayet çıktı" dedim sevinçle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siyah beyaz ve harika gözleriyle "kelimeler yetse" diye bakıyor... Albümünün adı bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi el yazısı ile yazdığı şarkı sözlerinden bir bölüm;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Çocukken sahip olduğum kırmızı ayakkabılar&lt;br /&gt;Onlar da senin gibi çok tatlıydılar&lt;br /&gt;Ama canımı yakardılar, acıtırdılar..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaaa... İşte böyle... Ben maalesef taraflıyım efendim. Bir şeyi çok sevdim mi isterim ki herkes sevsin... Herkes dinlesin...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuduğum kitaplar, gördüğüm resimler, dinlediğim şarkılar, ezberlediğim şiirler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyayı dünya yapan şeyler... Bugün onlardan birini, Şebnem Ferah'ı yazdım. Anlaşıldığı üzere hayranıyım. Boşverin, nasılsa ben de müzik yazarı değilim... Eleştirisini Şafak Karaman'a ve Tolga Akyıldız'a bırakıyorum. Ben şu anda bile Şebnem'i dinliyorum...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160403152689599?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160403152689599/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160403152689599' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160403152689599'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160403152689599'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/ben-feci-bir-sebnemciyim.html' title='Ben Feci Bir Sebnemciyim...'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160387140285436</id><published>2006-06-29T10:57:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T10:57:51.653-07:00</updated><title type='text'>Şarkım Pornografik Değil</title><content type='html'>"Şarkım Pornografik Değil" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarkıcı Şebnem Ferah "Ben Şarkımı Söylerken" deki bazı sözler yüzünden Kültür &lt;br /&gt;Bakanlığı'nın şarkıya yasak koyacağı haberleri için "Sözler ne rencide edici ne de &lt;br /&gt;kırmızı noktalı. Benim yazarken ki hislerim önemli,insanların ne düşündüğü değil" diyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Şarkım Kırmızı Noktalı Değil" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzik dünyasuna ilk olarak kurduğu "Volvox" grubuyla merhaba diyen Şebnem Ferah, son albümü &lt;br /&gt;"Kelimeler Yetse.." ile tekrar hayranlarının karşısında. Şarkı sözleriyle ilgili &lt;br /&gt;eleştirilere "Şarkım ne kırmızı noktalı, ne de pornografik sözler içeriyor" diye cevap &lt;br /&gt;veren Ferah, trafikte insanların birbirine küfür etmesinin kendi şarkılarının sözlerinden &lt;br /&gt;daha büyük bir ahlaksizlık olduğunu söylüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Son albümünüzden biraz bahseder misiniz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF : Bu albümde müzisyen arkadaşlarla içimizden geldigi gibi ve büyük bir aşkla çalıştık. &lt;br /&gt;Dolayısıyla biz albüm daha bitmeden çok beğenmiştik. Dinleyicilerimden aldığım yorumlar &lt;br /&gt;ve eleştiriler de olumlu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Önceki albümünüz "Artık Kısa Cümleler Kuruyorum"'dan sonra son albümünüzde &lt;br /&gt;"Kelimeler Yetse" dediniz.. Nedir bu kelime/cümle takıntısı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF : Evet, gerçekten kelimeler ve cümleler benim takıntım ve en büyük malzemem çünkü &lt;br /&gt;diğerlerinden farklı olarak albümlerimin tüm parçalarının sözlerini ben yazıyorum &lt;br /&gt;dolayısıyla kelimeler ve cümleler benim herşeyim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şarkı sözlerinden bahsetmişken son albümünüzdeki "Ben Şarkımı Söylerken" isimli parçanız &lt;br /&gt;için ortaya atılan pornografik öğeler taşıdığına dair söylentiler hakkında ne &lt;br /&gt;söyleyeceksiniz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF : Birincisi benim için şarkı yaparken önemli olan insanların ne düşündüğü değil &lt;br /&gt;benim hislerimi nasıl aktarabileceğim. Ben o şarkıyı evimin bir köşesine oturup bir anda &lt;br /&gt;sözlerini yazıp kaydetmişsem başkalarının daha sonra dinlerken bir anlam çıkartmaları çok &lt;br /&gt;saçma. Dünyaya baktığımız zaman artık insanlar şarkıların sözlerine değil müziklerle &lt;br /&gt;uğraşıyorlar bizse hala şarkılardaki sözlerden pornografik anlam çıkartıyoruz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu sözlerle bir farklılık yaptığınızı mı düşünüyorsunuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF : Farklılık , içtenlik de diyebilirim. Zaten piyasaya baktığımız zaman klişeleşmiş, &lt;br /&gt;alışılmış şarkı sözleri kulağımıza geliyor. Ben de sıradan olup bu şarkılardan &lt;br /&gt;söyleyebilirim fakat bir adım bile ileri gidemem. Çünkü ben müziğimi dünyayla &lt;br /&gt;yarıştırıyorum. Ayrıca benim pornografik şarkı sözümden daha önemli bir sey var ki, &lt;br /&gt;insanlar trafikte birbirlerine; hatta analarına küfür ediyorlar. Bu daha ayıp ve &lt;br /&gt;sorgulanması gereken bir durum bence. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kültür Bakanlığı'nın bu şarkıya yasak koyacağı konusunda ne düşünüyorsunuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF : Benim sözlerimde ne rencide edici ne de kırmızı noktalı bir şey var. Ben birilerine &lt;br /&gt;çomak sokmuyorum ki.Bence insanlar algıda seçicilik yapıyor. Herkes istediğini anlamakta &lt;br /&gt;özgür ben de istediğimi yazmakta ve söylemekte özgürüm. Beni kalıpların içine koyup &lt;br /&gt;sahtekar olmaya zorluyorlar fakat ben içimden geleni yapmak istiyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Diğer rockçılar gibi çılgın ve farklı yaşamıyorsunuz. Kişiliğiniz ile yaptığınız müziğin &lt;br /&gt;ters düştüğünü düşünmüyor musunuz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF : Ben normal hayatta gözlerden uzak ve yalın yaşıyorum. Sırf sıradışı yaşamak adına ya &lt;br /&gt;da tarz yapmak için vücuduma dövmeler yapmak istemiyorum. Evet benim duygusal bir tarafım &lt;br /&gt;var fakat bu duygusal tarafımı en güzel müziğimle dışa vuruyorum. Benim bir tarafım vardır. &lt;br /&gt;Mesela kendi halimde insanları rahatsız ve rencide etmeden yaşamayı isterim. Gece hayatını &lt;br /&gt;sevmem zaten çıksam da kırk yılda bir çıkarım. Hissetiklerim hep içimdedir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kendinize has bir tarzınız var. Modayla aranız nasıl? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF : Modayı takip etmeyi sevmiyorum. Sürekli moda diye de her şeyi almam. Sadece beğendiğim &lt;br /&gt;olursa birkaç birşeyler alırım. Zaten ilk etapta benim için moda değil rahatlık ön planda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bir kadın olarak deliler gibi sürekli aldığınız bir şeyiniz var mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF : Benim tüm kadınlar gibi çanta,ayakkabı takıntım yoktur. Daha çok kot ve bol pantolon &lt;br /&gt;meraklısıyım... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Çağnur Hatipoğlu - Milliyet Gazetesi/26 Temmuz 03)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160387140285436?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160387140285436/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160387140285436' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160387140285436'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160387140285436'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/arkm-pornografik-deil.html' title='Şarkım Pornografik Değil'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160380870444863</id><published>2006-06-29T10:55:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T10:56:48.870-07:00</updated><title type='text'>Beni Ancak Ben Mahvedebilirim</title><content type='html'>İki buçuk senedir ortalıkta yoktu. Acılar &lt;br /&gt;yaşadı, hatalarıyla barıştı, ferahlayıp &lt;br /&gt;döndü Şebnem Ferah. Fanta Kayseri &lt;br /&gt;konseri öncesi, “içine akıttığı” son albümü &lt;br /&gt;“Kelimeler Yetse” üzerine konuştuk. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.Diyelim ceza kanununu öyle bir şekle sokmuşlar ki, işlediğiniz bir suçun cezası bundan sonra asla müzik yapmamak... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ay çok fena olur, düşünemiyorum bile. Belki albüm yapmaktan vazgeçerim, ama müzikten asla; imkanı yok! Beynim öyle çalışıyor çünkü. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.Bir Şebnem Ferah şarkısını başka biri hakkıyla söyleyebilir mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zor soru.Elbette ki söyleyebilecek birileri vardır, ama ben hiçbir zaman sadece sesiyle şarkı söyleyen insanları sevmedim. Teknik anlamda iyi şarkıcı olmanın çok anlamı yok. Üç dakika terleyeceksin, başka bir şey olacaksın yani. Bu da kendi hayatını söylüyor olmaktan geçiyor. Birinin senin için yazdığı ısmarlama bir şarkıyı söylemiyorsun da, odanda kapanıp içini akıtıyorsun. Hayal gücü geniş biri olur, benim yaşadıklarımı anlar ve hakkıyla söyleyebilir belki. Türkiye`de dinlediğimizde tüylerimizi diken diken edecek az şeyin bulunmasının nedeni de bu. Herkes kapasitesinin çok altında yaşıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.Albümün adı “Kelimeler Yetse”. Kelimeler kifayetsiz de, şarkılar nasıl? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarken, stüdyoda, konserde; müzik her haliyle bana yetiyor. Zor olan kısmı içinde büyüttüklerini, onlara güçlü bir form bulduktan sonra başkalarıyla paylaşmak. Bunu yaparken çok şey beklemiyorum, hayatımı kolaylaştırıyor olması yeter. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.Bir şarkınızda 30 yaşında ve hayatın ortasında olmaktan bahsediyorsunuz. Hayatın ortasında manzara nasıl görünüyor? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun yaşla değil, tecrübeyle ilgisi var. Müziği sahne üzerinde yapmaya başladığım 18, 19 yaşımdan beri hep müzik düşündüm. Öyle ki bazı şeyleri yaşıtlarımdan daha geç öğrendim. Kadın olmayı da daha geç hissettim, bazı iletişim parametrelerini de geç öğrendim. Birdenbire büyüdüm ve kendimi ifade edebilmeyi de öğrendim aslında. Geçen zamana şöyle bir baktım, aynadaki halimden memnun oldum, kendimi sevdim, hatalarımı sevdim. Daha gençken mutlak mutluluğu arıyor insan. Bir şey var olunca herşey çok güzel olacak sanıyorsun. Yaş ilerledikçe önemli olanın güzel yaşamak olduğunu anlıyorsun. Çimene ayağını bastığında başka bir tür basıyorsun. &lt;br /&gt;.Albümün açılış cümlesi: “Biriyle fena halde konuşmaya ihtiyacım var”. Albüm bu ihtiyacı tıkadı mı biraz olsun? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekten çok ihtiyacım vardı. Üstelik hayatımda hiç kimseye kalbimi bu kadar açmadım. İçimden ne geliyorsa onu yazdım. Benim çok tatlı dostlarım var, ama galiba günlük hayat dertleşmelerini beceren bir insan değilim. Çok söz etmem kendimden. İnsan evladıyız, bir yerden patlıyor işte. Bu da benim akıtma biçimim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.Albüm sonrasında tam da bu yüzden bir takım ahlak tartışmaları, magazinel göndermeler yapıldı. Siz konuşuyorsunuz da insanlar mı dinlemeyi becermiyor? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben pat diye ünlü olmadım, adım adım gelişti herşey. Yaptığım şeyde müzik dışında insanları ilgilendiren bir yan olduğunu farketmem çok vaktimi aldı. Tamam, kendini o kadar açarsan konuşulur, ama aleyhime işleyeceğini zannetmiyorum. Müzik yapan insanlar ancak kendi kendilerini mahvedebilir. Ben etrafımın ve kendimin farkındayım; beni ancak ben mahvedebilirim. Bir insanın tüyleri diken diken dinlediği bir şarkı için gidip albüm satın alması çok özel bir ilişki. Bunu gazetelerde yazılmış iki satırla sağlayamazsınız da bozamazsınız da. Belki de çok safça düşünüyorumdur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.Bu, zaman içinde gayri ihtiyari bir otosansüre yol açabilir mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben zaten yıllardır otosansürle yaşadım. İlk üç albümüm boyunca, içimden geldiği halde kendimi tuttuğum çok oldu. Albüm çıkarmanın tam anlatamayacağım başka bir havası var, kemancı`da müzik yapmaya benzemiyor, kendini bir şekle sokuyorsun. İşte bu samimiyetsizliği farkettim ve bunu kırabilmek için uğraştım o kadar zaman. Benim içimde ateş yanıyor. İnsanlara bunu haber vermem lazım. Tam tersine, kendim için yeni bir dönem oluşturduğuma inanıyorum. İnsanlar bu yüzden küstüler bu sektöre. 70 milyonluk ülkede fırtınalar koparan bir albümün bir milyon satıyor olduğuna ben inanmıyorum. Bir yerlerde bir hata var. Ben bu hatanın bana ait kısmıyla ilgileniyorum, bir şeyler yapıyorum, her türlü sonucuna da katlanırım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;DAHA BURALARDAYIM; SADECE “KISA” BİR ARA... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.İki buçuk yıl boyunca hayranlarınız bir türlü canlı canlı dinleyemedi sizi. Uzun süre konsere çıkmayınca insan neye benziyor? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En önemli beslenme kaynağından eksik yaşıyorsun en başta. Sahne benim kendimi en mutlu hissettiğim, performansımı en beğendiğim ve en fazla doyduğum yer. Böyle bir araya ihtiyacım varmış. Üst üste çok fazla şey yaşadım. Dahası hiçbirini de yaşamamış gibi davrandım. İnsan yoruluyor bir yerden sonra, durmak ve kendini dinlemek istiyor. Bir de müziğimde enerjiye ihtiyacım vardı. “Perdeler”i yapıp bitirdikten sonra benim daha fazla beslenmem lazım, dedim kendi kendime. İki buçuk yıl şimdi bize uzun görünüyor, ben çok uzun yıllar sahnede olmak istediğim için, aslında gayet kısa bir ara bile sayılabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.İlk kavuşma Fanta turnesinin birinci ayağında İzmir`de vuku buldu. O güne dair nasıl şeyler yazılabilir bir günlüğe? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok güzel... Dinleyicilerimin kurduğu bir internet sitesi var ve kurucuları da İzmirli. Yani İzmir benim beklendiğim bir yerdi. İki buçuk yıl görmediğim arkadaşlarımla buluşmuşum gibi oldu biraz. Bana üç dakika sürmüş gibi geliyor, o kadar süperdi. Konserlerde zaten ben kendimi şarkı söylüyor gibi değil, yukarıdan aşağıda olup biteni seyrediyormuş gibi hissediyorum&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160380870444863?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160380870444863/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160380870444863' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160380870444863'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160380870444863'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/beni-ancak-ben-mahvedebilirim.html' title='Beni Ancak Ben Mahvedebilirim'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160373169918837</id><published>2006-06-29T10:54:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T10:55:31.886-07:00</updated><title type='text'>Söyleşi</title><content type='html'>Düşle : Şebnem Ferah bir marka oldu artık, Türk Rock’ı denildiğinde akla gelen ya da gelmesi gereken ilk isim.. Bu nedenle bir yük alıyor musunuz omuzlarınıza albümlerinizi hazırlarken..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah : Albümlerimi hazırlarken ya da müzikle ilgili herhangi bir aktivitenin içindeyken; dinleyicilerin beklentilerinin yüksek olduğunu bildiğim için bazen omuzlarımda bir yük varmış gibi hissettiğim oluyor. Ama bu kötü ya da taşımak istemediğim türden bir yük değil. Bir Şeyleri iyi yapmak istediğiniz zaman ilgilenmek gereken ayrıntılar nicelik olarak da, nitelik olarak da artıyor, fazlalaşıyor. Ama diğer taraftan ben bundan büyük bir zevk de alıyorum.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşle : Albümlerinizin değişkenini ne olarak görüyorsunuz..? Dinleyenler elbette sözlerde, müzik alt yapısında değişiklikler seziyorlar.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah : Kendi müziğimi yaptığım ve kendi sözlerimi yazdığım ve prodüktörlüğünü de kendim üstlendiğim için değişiklik yaratan şey “kendimi geliştirmek” olmak durumunda kalıyor.. Müzikal olarak da, şarkıcı olarak da.. Ama bunun yanı sıra birlikte çalıştığım müzisyen arkadaşlarımın etkileri de çok büyüktür. Hepimizden çıkan şeyin ilk önce bizi mutlu etmesi için dürüst ve objektif bir şekilde kendimizi her anlamda geliştirmeye çalışıyoruz. Bunlar da her albüme değişiklikler katıyor.. Ben şuna inanırım : Çalışırsanız ve yetilerinizi aktif tutarsanız, ne yapmak istediğinizi de kafanızda hayal edebiliyorsanız hayat her anlamda kendiniz için de , etrafınız için de, tatmin edici olabilmek yolunda kolaylaşabiliyor.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşle : Bu bağlamda Şebnem Ferah’ın kendini tekrarladığı konusu hiç açılmadı bile.. Özünü koruyan, ama hep farklı bir Şebnem Ferah görüyoruz. Yenilenişi söze ve müziğe yansıtırken, özünü koruyarak değişim nasıl gerçekleşiyor..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah : Az önce söylediklerim yine geçerli. Ben kendimi sadece müzikal açıdan değil, insan olarak da geliştirmeye çalışıyorum. Beraber müzik yaptığım arkadaşlarım da öyle. Bu da yaptığımız şeye yansıyor sanırım. Bu arada elbette stüdyoya kapandığımız zaman bir sürü detay için kafa patlatıyoruz müzikal olarak, ama işin özü bence kişisel gelişim. Buna hayatta değer verdiğimiz zaman sanki her şey kendiliğinden akması gerektiği gibi akar gibi geliyor bana.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşle : Genel olarak Türkiye’de yapılan müziğin ifade ettiği şey ne sizin için..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah : Hiçbir tür genellemelerde bulunmuyorum. Çok değerli , özenli, işini iyi yapan şarkıcılar var Türkiye’de. Onların kişisel başarılarını ve yeteneklerini büyük bir kalabalık içinde değerlendirmeye çalışmak gereksiz.. Çünkü dünyanın her yerinde, en gelişmiş ülkelerinde bilemüzik sektörü bütün uçları, iyileri, kötüleri, kısa vadeli başarıları, uzun vadeli başarıları.. hepsini bünyesinde barındırıyor.. Ben bu kalabalıkla değil, işini yıllardır büyük bir özen ve incelikle yapan müzisyen büyüklerimi öncelikli olarak algılamayı, becerebilirsem de onların tecrübelerinden kendime pay çıkarmayı seviyorum. Bunun dışında ülkemizde üretilen her şeyi takip ettiğimi pek söyleyemem zaten.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşle : Peki, Türkiye’de rock adına yapılanları ne denli başarılı görüyorsunuz..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah : Ülkemizde rock müzik yapmak, müzisyen olarak hayatınızı bu yolla kazanmak inanın çok kolay bir şey değil.. Bu yüzden saygı duyuyorum bütün arkadaşlarıma. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşle : Sizin yaptıklarınız müzikal açıdan yabancı, sözler açısından tanıdık. MTV’nin karmasında her şarkıyı alanlar da sizin müziğinizi dinliyor, tabanda bulunan her türlü rock-alternatif-yer altı dinleyicisi de.. sizce bunun sebebi ne..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah : Bunu hiç oturup düşünmedim. Ama yaptığım şeyi düzgün yapmaya çalışıyorum.. Ben de müzisyen arkadaşlarım da her şeyden önce güzel müzik yapmaya çalışıyoruz.. Yazdığım sözlere gelince; ben kafamı yastığa koyunca aklıma gelen, kafamı karıştıran şeyleri yazmayı seviyorum ve yazarken de içimden geldiği gibi yazıyorum. Galiba insanların kafalarını yastığa koyduklarında düşündükleri şeyler birbirinden çok farklı değil, hepimiz yaşayıp gidiyoruz sonuçta. Bunların toplamı da benim birilerine ulaşmamı sağlıyor sanırım. Ama inanın bunlar benim de şimdi düşünürken saptadığım şeyler. Önceden bir şeyler kurgulayıp belirli bir yerlere ulaşmanın işin bütün büyüsünü, samimiyetini yok ettiğini düşünüyorum çünkü.. &lt;br /&gt;Düşle : Sınıflandırmak pek hoş değil, ama siz dinleyicilerinizi nasıl görüyorsunuz peki; popülist mi, fanatik mi, rock dinleyicisi mi..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah : Evet sınıflandırmak pek hoş değil. Benim şimdiye kadar gözlemlediğim seçici oldukları. Yani kendi kriterlerine uygun ve özenli olduğuna inandıkları şeyleri seviyorlar. Ama bunun ötesinde bir şey söyleyemem. Zaten bu söylediklerim de daha çok hissettiğim şeyler. Somut verilerim yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşle : Sadece vokalden ve sözden öte sağlam bir müzikal altyapı var arka planda.. Müzik yaratısının odağı siz misiniz..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah : Söylediğim gibi albümlerimin prodüktörlüğünü kendim yapıyorum, bu da elbette odak noktası haline getiriyor beni.. Ama arkadaşlarımın yeteneklerini ve yaratıcılıklarını, daha doğrusu bünyelerinde teknik olarak da ruhen de barındırdıkları tüm değerleri görmezden gelemeyiz.. Benim işimin en önemli bölümlerinden biri şarkılarımı doğru hissetmelerini sağlamak , bunu hayal etmelerini sağlamak. Stüdyoya girip şarkıları düzenlemeye başladığımız zaman, sinema yönetmeni gibi kafamdakileri doğru aktarmaya çalışıyorum. Çok uzun ve derin arkadaşlıklarımız olduğu için de onlar da tüm duygularını ve müzikal birikimlerini koyuyorlar ortaya.. Her şeyden öte biz beraber müzik yapmayı, çalmayı çok seviyoruz. Bu da bir şekilde yansıyor diye düşünüyorum. Yani zorunluluktan değil, severek yapmanın olumlu bir tarafı olduğunu düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşle : Bir okuyucumuz yeni albümünüzle ilgili tanıtımın altına şöyle bir yorum bırakmış: “Şebnem Ferah albümün adıyla, bir şekilde edebiyatın ulaşmaya çalıştığı noktayı da söylüyor: Kelimeler Yetse.. Kelimelerin yettiği gün o artık kendini tüketmiştir demek.” Kelimeler yetse.. bu söylev sanki yürekte düğümlüyor anlatılmak istenenleri. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah : Çok doğru.. İnsan öyle bir şey ki, aklınıza gelen tüm araçlar -ki kelimeler de araç- duyguların yanında sönük kalıyor hep.. iki insanın birbirinin gözünün içine bakıp, hiç konuşmadan bir şeyler paylaşması bazen bütün kelimelerin, cümlelerin efendisi olmaz mı..? İşte işimi bu yüzden seviyorum zaten.. Duygularla ilgilenmek insana o kadar büyük bir yaşama alanı sağlıyor ki asla bitmeyecek, sonuçlandırılamayacak, hep ilgilenebileceğiniz bir dolu şey.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşle : Yine bir okuyucumuzun albümünüzle ilgili tanıtımın altına bıraktığı yorumdan alıntılıyorum: “Şu bilinmeli ki Şebnem Ferah, Türkiye’ye fazla geliyor.Albümlerindeki şarkılar teker teker incelenirse onun söz yazarı değil, adeta şair olduğu söyelenebilir.” Sözler ne kadar önemli sizin için..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah : Benim için sadece albüm yaparken değil, günlük hayatta da iletişimin, dolayısıyla kurduğumuz cümlelerin önemi çok. Albüm için çalışırken bir kat daha önemli elbette. Bu arada ben müziğin tek başına da bir çok duyguyu anlatabildiğine inananlardanım. Enstrümantal albümler dinlemeyi de çok severim. Müzik o kadar güçlü bir şey ki başlı başına; onun yanına basma kalıp sözler koymaya çalışmak, insanları oyalamak gibi geliyor bana. Müziğe; yanına koyduğunuzda cılız kalmayacak şeyler yakışır bence.. Ben de elimden geldiğince bunu yapmaya çalışıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşle : Edebiyat dergisi olarak sözlerin üzerine çok fazla düşüyoruz… Bu bakımdan neler okuyorsunuz ya da yaşadıklarınızın ötesinde yazınsal yaratılarınızdaki çağrışımları nerelerden alıyorsunuz..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah : Hayatı olduğu gibi kabullenerek yaşıyorum. Bu zaten o kadar büyük bir okul ki..! Duygularımı, düşüncelerimi, içimden gelen ve geçen her şeyi dinliyorum, notlar alıyorum. Kitap kurdu değilim, ama okuduğum şeyleri de gerçekten öğrenmeye, bütün gerçekliğiyle algılamaya çalışıyorum. Aynı kitabı 5 kez okuduğum olur. Hiç sıkılmam. Ama asıl malzemem sanırım kalbim, hayatım, öğrendiklerim ve öğrenmeye çalıştıklarım. Bir de konsantrasyon çok önemli. İstediğiniz kadar okuyun, film seyredin, her şeyi yapın ama konsantre olmayınca pek bir anlamı olmuyor sanırım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşle : “Kelimeler Yetse..” albümünde seslendiğiniz `bir’`i var sanki. Durumu magazinleştirmeyeceğim, `sanatın, aşkın kırgınlığıyla doğduğuna iyi bir örnek` bu albüm; peki `bir`’i imge mi yoksa realite mi..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah : Yazdığım her şeyde gerçeklik payı olmuştur, ama müzik yapıyorsanız hayal gücü de çok ciddi bir kaynaktır. Bu albümde daha çok dertleşir gibi bir anlatım olduğunu düşünüyorum, ama hayal gücümü kullandığım zamanlar da çok.. Her türlü duyguyu kendi hissettiğim gibi anlatmaya çalıştım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşle : “Kelimeler Yetse..” henüz tazeliğini koruyor, uzun bir müddette koruyacak gibi.. Yine de sormalı, yeni albüm şekillenmeye başladı mı..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah : Yeni bir şeyler karalamaya başladım ama yeni bir albüm için düşünmeden önce şiddetle dinlenmem ve biraz kendime zaman ayırmam lazım. Çünkü albüm çıktığı günden beri hayatımın en yoğun dönemini geçiriyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşle : Konser haberlerinizi afişlerden, sizinle ilgili haberleri de tesadüflerden öğreniyoruz genellikle. Şebnem Ferah’ın neden bir internet sitesi yok..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah : Benim hazırlattığım resmi bir sitem yok. Ama beni dinleyen arkadaşlarımızın hazırladığı, uzun yıllardır da var olan bir site var. Oradan her türlü etkinlik haberini almak mümkün. Birkaç site daha hazırlanmış hatta.. Ama bunun dışında konserler en çok afişleme ve basın yoluyla duyuruluyor. Şehir etkinliklerinin yer aldığı sitelerde de hep duyuruluyor.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OKURLARIMIZDAN GELEN SORULAR &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ercüment Adalıoğlu : Hala aşık olabiliyor mu..? (Hiç olmadım ki demesine izin vermeyin.) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah : Olabileceğimi düşünüyorum. Aşk insanın kararlarının ötesinde bir şey çünkü.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Semra Eroğlu : Erkan Oğur’u dinler miymiş..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah : Çok saygı duyduğum, sevdiğim, çok değerli olduğunu düşündüğüm müzisyenlerden bir tanesi.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ebru Ekmen : Onun için özel olan şarkısının adı ne..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah : Bütün şarkılarım benim için özel. Ayırım yapamıyorum.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ali Osman Ünal : Son parçalarında tabiri caizse, dişiliğin çok daha fazla ön plana çıktığını ve daha fazla temponun arttığının farkına varmış bulunuyorum. Bunun nedenini sorabiliriz.. Ayrıca adı, Türkiye’nin gizli kabilesi adlı bir sitede, gizli Yahudiler başlığı altında yer alıyor bununla ilgili yorumlarını öğrenmek isterim, gerçekliği söz konusu mu..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah : Kastettiğiniz şey şarkı sözlerimdeki bazı keskin cümleler ise, bunları dişilik değil, daha çok insani duygularla yazdım. Yani bir erkek de benzer yoğunluklar yaşayabilir diye düşünüyorum.. Gizli Yahudiler konusunu hayatımda ilk kez duyduğumu söyleyebilirim..!!! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adem Bayraklı : Yanlış bilmiyorsam Volvox’un yaptığı kayıtlar hala mevcut kendisinde; zor biliyorum ama bir şekilde paylaşıma sunmayı düşünüyor mu..? yoksa o’da “gençtik yaptık bir şeyler ancak o eskide kaldı..” diyenlerden mi..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah : Volvox döneminde profesyonel koşullarda tek parçalık bir kayıt yaptık ama paylaşmak için değil kendimiz için.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ercüment Adalıoğlu : En son okuduğu üç kitabı ve en son aldığı üç albümü merak ediyorum. Çok absürd ise hiç sormayalım da derim. Fakat en azından kimleri okuyor ya da etkilendiği yazarlar kim bilmek isterdim.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah : Şu anda “12. Gezegen” adlı kitabı okuyorum. Zecharia Sitchin’in kitabı. Son aldığım albüm ise Sertab Erener’in yurt dışı için çıkardığı albüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah : O kadar güzel Sorular hazırlamışsınız ki, keşke sohbet edebilseydik. Umarım bu yolla da olsa tatminkar olur. Çok teşekkür ederim. Başka bir zaman görüşmek üzere.. Kendinize iyi bakın.. sevgiler.. Şebnem. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşle : Bizde Düşle Edebiyat dergisi olarak, röportajın gerçekleşmesine yardımcı olan Buket Doran’a ve sorularımıza vakit ayırıp, yanıt veren Şebnem Ferah’a çok teşekkür ediyoruz..&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160373169918837?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160373169918837/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160373169918837' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160373169918837'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160373169918837'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/sylei.html' title='Söyleşi'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160355398373070</id><published>2006-06-29T10:51:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T10:52:40.213-07:00</updated><title type='text'>Aşkın Hesabı Kitabı Olmaz</title><content type='html'>Aşkın Hesabı Kitabı Olmaz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakikaten bu kez değil kelimeler, o bildik çığlığı da yetmemiş.. Yine de içindeki volkanı patlatıp tüm duygularını kusmuş Şebnem Ferah. Hem de baştan sona, yeni albümünün her şarkısında. Peki kime ya da neye..? İsim zikretmese de, hala çok üzülse de, mesaj aslında "dölünü etrafa saçan" tüm erkeklere gidiyor..! "Galiba işin doğası böyle..!é diyen Ferah, Yavuz'la olan ilişkisi hakkında ilk kez konuştu... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nedendir bilinmez, kendi şarkılarını yapan kadın şarkıcılar hep daha cesaretli, daha dobra oluyor. Bunun en yakın örneği Nazan Öncel'in "Demir Leblebi" albümü. Yıllarca içini kemiren bir trajediyi, yani ensest ilişkiyi en açık ve sert haliyle şarkı sözlerine dökmüştü Öncel. Sıra, dördüncü albümü "Kelimeler Yetse.."yi çıkaran Şebnem Ferah'ta.. Ancak onun trajedisi daha farklı, daha bildik, herkesi bir yerinden yakalayacak türden bir "keskin bıçak"; Aşk acısı. Ama öyle böyle bir acı değil, hele bu iki sözcüğe sığacak kadar kapsamı dar, hiç değil. Bunu albümü dinleyince daha iyi anlıyor, hatta öylesine kahroluyorsunuz ki, neredeyse Şebnem Ferah'ı bir yerde görseniz birlikte oturup ağlayacak raddeye geliyorsunuz. Çünkü şarkılar yanardağ gibi patlamış, dinleyenin içindeki volkanı dahareketlendirecek gibi görünüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca şarkıların hemen hepsinin, tek bir adama yazıldığı hemen belli oluyor;ona olan isyan, gelgitli aşk, hissedilen her türlü sevgi(babam - oğlum - sevgilim - dostum) ve tabii imkansızlık da: "Mayın tarlasında bir adam sevmişim aşk sanıp da / Soyunup korkusuzca çırılçıplak kalmışım / Aşk filmlerinde olur ya işte öyle sevmişim sonunda / Bedenim sağlam bulunmuş yüreğim paramparça.." &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah röportaj boyunca isim zikretmedi, biz söylediğimizde de rahatsız oldu. Malum, albüm çıkar çıkmaz birtakım çevreler tüm şarkıların Universal'in eski genel müdürü Süha Yavuz'la yaşadığı ilişkiye "ithafen" yazıldığı yorumlarını yapıyordu. Biz de bu yorumlara kayıtsı kalamayıp sorduk; "Ben Şarkımı Söylerken" hitinde geçen "küçük kaygan delik"in anlamını da.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Daha ilk şarkıda diyorsunuz ya "biriyle fena halde dertleşmeye ihtiyacım var.." Bu albüm baştan sona öyle. Neden..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz tercih biraz da kendiliğinden gelişti. Ama bilinçli değildi, çünkü öylesi samimi gelmiyor bana. Zaten ilk şarkıyla son şarkı arası bir "yol" gibi. Bu yolda kimi zaman aşk var, kimi zaman hayatla ilgili olan dertler. Sanırım bu kez kişisel yolculuğumu daha içten anlattım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Sadece şarkı sözlerinizde değil, söyleyiş tarzınız bile kimi yerlerde öyle yürek parçalayıcı ki.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişisel olarak, sadece sesiyle şarkı söyleyen insanları çok uzun süre dinleyemiyorum. Şarkıcının bedeniyle şarkı söylemesi, terlemesi lazım. Eğer çığlık atması gerekiyorsa, onu da yapsın. Zaten şarkı söylemek o kadar refleks bir şey ki.. Demek ki çok dolmuşum.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Bir patlama oldu sanırım.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle oldu. Bunun demek ki bir zamanı varmış. Hayatımda bir şeyler olmalıymış. Acı çektiğimi ifade ediyorsam, acı çekerek bunu söylemem gerekiyormuş. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Tıpkı Nazan Öncel'in "Demir Leblebi"si gibi dobra ve cesaretli bir albüm. Kadın şarkıcılar daha mı cesur..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun cinsiyetle belki dolaylı olarak ilgisi var. Önemli olan olayları nasıl algıladığın ve hissettiğin. Diğer albümlerde böyle sözler yazmamış olabilirm. Ama hayat benim önüme böyle şeyler getirdi ve duygularımı bu şekilde açığa çıkardı. Bundan sonra yapacağım her albümün daha keskin olacağı ya da olmayacağı manasına gelmez bu. Benim zaten kendi halinde, gitarı elinde müzik yapan, bazı şeyleri inişli çıkışlı yaşayan bir kadın olduğum belli. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Öyle bir şey ki, albümü baştan sona dinleyince insan ölüp bitiyor. "Tanrım, ne kadar büyük bir şey yaşamış böyle" diye düşünüyor.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımın bir döneminde yaşadığım ve belki bir daha o kadar yoğun yaşamayacağım bir şeydi. Yaşamımda çok ciddi bir yeri olduğunun her zaman bilincindeydim. Zaten bunun bilincinde olmasam, belki bazı şeyleri daha hafif karşılayabilirdim. Ama bunun bir de öncesi var. En önemlisi, ailemde arka arkaya gelen ölümler. Önce kız kardeşim, sonra babam. Bu acıların sonrasına denk geldiği için ona çok değer vermiş de olabilirim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Peki bunca yoğunluktan sonra şimdi ne hissediyorsunuz..? Kendinizi daha bir korumaya almış olabilir misiniz..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimde tespit ettiğim ilk şey, daha eğlenceli biri haline geldiğim. Önceden "Aman tanrım" diyerek tepki verdiğim bir şey karşısında artık paniklemiyorum, önümü görebiliyorum. Üstelik zamanın çok kıymetli olduğunu farkettim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Geçmişi hala unutamadınız mı..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok değer verdiğin bir şeyi kaybettiğin zaman üzülürsün, "A, bu da gitti" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyemezsin. En azından ben öyle değilim. Çünkü eşyayla bile böyle duygusal ilişki kuruyorum. Yapım böyle. Nasıl olur da birine çok değer verirken, onu baba, oğul, arkadaş, sevgili yerine koyarken, ilişki bittiğinde "Zaten çok da umrumda değildi" diye bir kenara çekilebilirim..? Bu sahtekarca olur. Ama bu demek değildir ki, ben hala oradayım, geçmişte kaldım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Şarkı sözlerinizde acının yanı sıra bir de dobralık var.. Mesela herkesin takıldığı "küçük kaygan delik" tanımlaması. Orda sanki, hem sizi aldatan adamı hem de diğer kadını aşağılıyor gibisiniz.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözleri yorumlayarak dinleyicilerin hayalgücünü daraltmak istemiyorum. Sadece şunu söylemek istiyorum. Kimseye hakaret ya da herhangi birini aşağılayan rencide eden tavrım hakikaten yok. Asla şahısları hedef almadım. Bu şarkı biraz da kadın - erkek ilişkilerini sorguluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Peki bunu konuşalım o zaman.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelleme yapamam, ama işin doğasına baktığımızda her şey ortada. Doğada kadın, en iyi spermi alıp döllenmek için var. Erkek ise her yere soyunu bırakmak için uğraşıyor. Dolayısıyla doğada böyle bir şey varsa, insanları da sorgulayamayız. Bu yüzden kadın terkedilince bunu çok ağır yaşar. Çünkü kadının psikolojisi şöyledir, yine doğayla açıklayayım, en iyi dölü bulmuştum diye düşünür. Hayatımın adamı buydu. Ama erkek öyle değil, dölümü buraya bırakayım, şuraya da, diye hareket ediyor. Bu meseleyi böyle oturttum. Ama tabii genelleme yapamam, erkekler gibi davranan kadınlar da var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--"Bu sözü dikkat çekmek için yazdı" diyenler de var.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle düşünülürse gerçekten üzülürüm. Aptal biri değilim, böyle bir şey yazıp başımı belaya sokmayayım diyebilirdim. Daha sıradan bir dille ifade edebilirdim, ama dürüst davrandım. Çünkü orada anlatmaya çalıştığım şey, az önce de dediğim gibi, erkeklerin sürekli her karşılaştıkları kadına "İşte bu sefer hayatımın kadınını buldum, şimdiye kadar boşa zaman harcamışım, artık tamamdır" diye yaklaşmaları.. Bana sorarsanız, mesele kendi hayatının olmaması.. Eğer kendine ait bir hayatın yoksa, daha çok hayat ararsın sen, kendi hayatını bulmak için..! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu anlatmaya çalıştım.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Albümdeki tüm şarkıların sanki tek bir kişiye yazılmış, hatta mesaj niteliği taşıdığı izlenimine ne diyorsunuz..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi albüm kişisel değil ki..? Mesela Kayahan'ın herhangi bir şarkısı. O şarkıyı kime yazdığını bilmiyorsun. Ama benimkini bildiğini zannediyorsun. Memleket olarak bunları konuşmaya çok meraklıyız ve ben yeri geldiğinde bunları konuşmayayım diye kendimi eve kapatmış biriyim. Ve bunu yeniden yapmayacağımın da hiç bir garantisi yok. Sonuçta ben şarkılarımı yazdım. Anlatacağımı anlattım. Gerisi sizin yorumunuz. Benim de bir alanım, cumhuriyetim var. Kiminle ne yaşadıysam beni ve onu ilgilendirir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Şimdiye kadar isim kullanmadım ama, Süha Yavuz'la ikinizin çok farklı dünyalara sahip olduğunuz konuşulmuştu. Zıtlıktan doğan bir tutku mu bu..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun hesabı kitabı olmaz. Baştan beri biliyorum ki ben duygularıyla yaşayan bir insanım. Bir de gönül bu... Ne zaman, nereye ne şekilde odaklanacağın belli olmuyor. Önceden bu kadar bilinen bir mesele değildi bu, sonraki ilişkisinin ardından medyatik oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Peki unutmayı nasıl başardınız..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiçbir şey unutulmaz, hayat devam eder. Unutmak ne demek ki zaten, sadece o fikirden uzaklaşırsın.. Benim dopdolu bir hayatım vardı, yeniden o hayata döndüm. Zaten onu durdurmuş falan değildim. Bir taraftan devam ediyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Her Albümüm Pahalıydı" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Bir önceki albüm "Perdeler"in çok pahalıya, toplam 125 bin dolara mal olduğu, universal'in o zamanki patronu Süha Yavuz tarafından size torpil geçildiği iddiaları çok konuşuldu. Hep sessiz kaldınız. Gerçekten böyle şeyler var mı..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuda savunmaya bile geçmem. Çünkü her albümümün prodüksiyonu pahalıdır, hep beş - altı ay stüdyoda kalmışımdır. Bu da öyle oldu. Nedeni de belli; her şey canlı çalınır, kreatif süreç uzundur. Karşı tarafın da bir problemi yoksa bu böyle devam eder. Adımın bu şekilde geçmesine üzüldüm tabii. Hiç beklemediğim bir durumdu. En ufak bir şey beklersin, acaba olabilir mi dersin, şüphelenirsin.. Tüm olup biteni gazeteden okurken böyle düşündüm. Ayrıca dünyadaki en kötü şey iftira. Bazı şeyler netleşmeden konuşmamalı. Zaten yanlış bir şeyin içinde olsaydım, Universal'den bir albüm daha yapmazdım. O dönemde bundan ne kadar uzak tuttuysam kendimi, bugün de uzak tutma kararındayım. Benimle ilgili birileri fikir yürütebilir, beni tanıdığını zannederek.. Ama tam içimi bilemezler, onu sadece ben bilebilirim. Kendime göre gayet köşeli bir yaşam biçimim var. Ve onun içine bazı şeylerin girmesi serbesttir, bazı şeyler de asla giremez..! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onur Baştürk - Aktüel&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160355398373070?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160355398373070/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160355398373070' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160355398373070'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160355398373070'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/akn-hesab-kitab-olmaz.html' title='Aşkın Hesabı Kitabı Olmaz'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160326995407370</id><published>2006-06-29T10:47:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T10:47:50.176-07:00</updated><title type='text'>Tek Takıntısı Nutella Olan Star..!</title><content type='html'>Tek Takintisi Nutella Olan Star..!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 Ağustos günü Şebnem Ferah konserinin provalarını izlemek üzere Rumelihisarı''ndayız. Önce grup arkadaşları &lt;br /&gt;çıkıyor sahneye sound check için. Yarım saat sonra Şebnem konser alanına geliyor. Heyecanlı olduğu her &lt;br /&gt;halinden belli. Sanki insan rock şarkıcısı olunca daha rahat, daha korkusuz olmalı diye düşünürken, Şebnem &lt;br /&gt;Ferah''ın gizleyemediği bir heyecanla boş koltuklara ve sahneye bakışını izliyoruz. Onun tabiriyle kalbi "Donk donk" &lt;br /&gt;atmış sabah uyandığında, bir şey olacak diye korkmuş. "Bir ayda 17 konser verdim, ilk kez böyle oluyor" diyor. &lt;br /&gt;Orkestra çalışmalarını yaparken biz de kafasını biraz dağıtmak adına sohbete başlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Pop müzik dinleyenler bile senin müziğinden çok etkileniyorlar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Çok sevdiğim bir şeyi yapıyorum ve bunu da dürüst olarak yaptığım için, başka müzik türlerini dinleyenleri &lt;br /&gt;de etkiliyor. Yani, iyi şeyler dinlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Son albümünde olduğu gibi daha sert bir sound''a ne zaman karar verdin..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Bu bir karar değil, yaptığım şarkılar böyle, yaşam böyle, tüm geçmişim böyle. Ben bu müziği seviyorum &lt;br /&gt;ve çok eskiden beri yapıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yaşıtların oje derdindeyken seni gitar almaa iten şey neydi peki..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: O zamanlarda bile koca koca gitar amfileri ve gitarlarla uğraşıyordum, tamamen ilgi alanı. İyi ki de öyle yapmışım. &lt;br /&gt;Balıklama daldım o yaşta, çok seviyordum, galiba ondan. Müzik benim için başka bir şey. Ben sadece işimi &lt;br /&gt;yapmıyorum müzik yaparken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şarkıların bir çok şarkıya göre o kadar sahici ki, senin aşkı bile şarkı yazabilmek için yaşadığını düşünüyorum bazen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: (gülüyor)O kadar da değil, hayatın doğal bir süreci. İçimden geldiği gibi yazıyorum. Ben yaşadım, ben söylüyorum, &lt;br /&gt;ben kendi gitarımla çalıyorum belki de bu yüzden sahici geliyordur. Doğal olarak bir fark yaratıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yazdığın şarkıları sonradan dinlerken yaşadıklarını hatırlayıp üzülür müsün..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Yazdıktan ve kaydettikten sonra onlar herkes için olduğu gibi benim için de şarkı oluyor. Artık onların birer &lt;br /&gt;simyası oluyor. Hepsi birer kimlik kazanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Konsere çıkacaksın az sonra, özel isteklerin yok mu kulise..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Diyet kolam var yeter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sahnede neden siyahı seçiyorsun..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Siyahı hem kendime hem de formata yakıştırıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konuşmalarımız sırasında dönüp dönüp shaneye bakmasından heycanını yatıştırmak adına sound check''e başlaması &lt;br /&gt;gerektiğini anlıyoruz ve o nezaketinden bizden izin istemese de konuşmaya ara veriyoruz. Saheney inen Şebnem ilk &lt;br /&gt;önce Alanis Morissette''in "Your House"u eşliğinde mikrofon ayarlarına bakıyor. Aralarda da saçlarını yeni kestiren &lt;br /&gt;davulcu Aykan''la dalga geçiyor. Zaten şarkı söylemediği anlarda sürekli arkadaşlarına sataşıyor. Provalar sırasında &lt;br /&gt;kendisine su getiren klavyeci Ozan için "Gördüğünüz gibi hurilerim var benim" diyor. Prova sonrasında fotoğraf çekimi &lt;br /&gt;yaparken "Şimdi de rockçı pozları vermeliyim artık konser zamanı yaklaştı" diyor ve konsere kadar olacakları sıralıyor. &lt;br /&gt;"Bir saat içinde gözlerimin etrafı siyaha boyanacak, sonra bakışlarım sertleşecek, ardından dişlerim uzayacak ve &lt;br /&gt;pazularım çıkacak ve rock''çı Şebnem olacağım" diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslına bakılırsa bu şirin haliyle konserlerdeki Şebnem arasında çok büyük fark var tabii, ama bu asla imaj uğruna &lt;br /&gt;yapılan bir şey değil, içinden geldiği gibi bir değişime uğruyor Şebnem. Çekimlerden sonra kulisinde dinlenmeye &lt;br /&gt;çekiliyor; konsere iki saat var ve konser anında müzikal ya da görsel bir sürprizle karşılaşmamak için her şeyi &lt;br /&gt;kontrol edip, konuşmamak ve konsere kanalize olmak için tek başına olmayı tercih ediyor. O sırada orkestra kaldığı &lt;br /&gt;yerden şamataya devam ediyor. Albüm kayıtlarında ve konserlerde aynı kadro olduğu için herkes birbiriyle iş &lt;br /&gt;arkadaşlığının çok ötesine geçmiş. Orkestra elemanlarından en çok yorulanı şüphesiz Buket Doran oluyor. Çünkü &lt;br /&gt;Buket bir yandan Şebnem''in menajerlik işleriyle diğer yandan da bas gitarının telleriyle uğraşıyor. Ona Şebnem''i &lt;br /&gt;sorduğumuzda ise "Nutella''dan başka bir takıntısı olmayan bir star"''la çalışmanın zevklerinden bahsediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında konser alanında yalnız değiliz, Şebnem''in sıkı fanları da provaları izlemek için oradalar. Kimi elinde telefon &lt;br /&gt;bir arkadaşıyla konuşuyor; "Yemin ederim o, bak duyuyor musun..?", kimi Şebnem''le dertleşiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve Sahne..!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nihayet "Korkarak Yaşıyorsan"la Şebnem sahnede. Artık siyahlar içinde ve elinde gitarıyla tam bir rocker olmuş. &lt;br /&gt;Bu işin kıyafetle ya da makyajla alakası olmadığını onu sahnede izlerken bir kez daha anlıyoruz. Yaptığı uzun &lt;br /&gt;konuşmaları hal hatır sormalarının yanında söylediği şarkılarla su gibi akıp giden zamanı durduramıyoruz ve "Ben &lt;br /&gt;Şarkımı Söylerken"le konser sona eriyor. İki yıldan beri verdiği ilk İstanbul konseri olduğu için Hisar''ı çimenlere &lt;br /&gt;kadar dolduran 1500 civarındaki dinleyici orayı terketmeye hiç de niyetli değil. Bis yapmak için sahneye döndüğünde &lt;br /&gt;"Artık Kısa Cümleler Kuruyorum"umun son şarkı olduğu anlaşılıyor ve başka bir hüzün kaplıyor herkesin içini. &lt;br /&gt;Konser bitimi ekipçe Kemancı''ya doğru yola çıkılıyor ama bizim bu doyurucu konserin üzerine b bir yerde başka &lt;br /&gt;şarkılar dinlemeye hiç niyetimiz yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oben Budak - Aktüel(20-26 Ağustos 03)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160326995407370?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160326995407370/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160326995407370' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160326995407370'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160326995407370'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/tek-taknts-nutella-olan-star.html' title='Tek Takıntısı Nutella Olan Star..!'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160320427211053</id><published>2006-06-29T10:46:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T10:46:44.373-07:00</updated><title type='text'>Hazır Cevaplar</title><content type='html'>HazirCevap (lar)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hayatınızda en çok utandığınız an..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Düştüğüm zaman hem çok gülerim hem de çok utanırım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Savaş deyince aklınıza ne geliyor..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Ölüm, silahlar, silah üretip satıp mutluluk duyanlar... Peter Gabriel''in "Passion" albümü..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hangi yardım kuruluşunda gönüllü olarak çalışmak istersiniz..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Sanırım yaşlı ve kimsesi olmayan insanlara yardım edebilirim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-İstanbul''un en sevdiğiniz semti..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: İstanbul''da olduğumu en çok Beyoğlu''nda hissederim. Bir de köprüden geçerken Ortaköy''ü &lt;br /&gt;severim. Ortaköy ve Beşiktaş arasındaki caddeye bayılırım. Ağaçlı ağaçlı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hobileriniz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Evimdeki konsol, masa vb. ahşap eşyaları zımparalar sonra da boyarım. Bahçemle ilgilenirim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Buzdolabınızda olmazsa olmazlar..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Su, kola, domates suyu ve meyve bulundururum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Dünya mutfaklarından hangisi favoriniz..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: İtalyan mutfağı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Moda sizin için ne ifade ediyor..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Benim hayatımda belirleyici hiç bir yönü yok. Giysilerimi kendi estetik anlayışıma göre kombine &lt;br /&gt;etmeyi severim. Çoğu zaman da bir kot bir tişört giyerim. Yurtdışına gittiğimde ikinci el satan mağazalardan &lt;br /&gt;alışveriş yaparım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Giyim zevkiniz nasıl..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Rahat, eğlenceli, içimden geldiği gibi, tezatlıklar da barındırabilen..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Asla giymem dediğiniz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Çok kadınsı kıyafetleri hem kendime yakıştırmıyorum, hem de rahat edemiyorum. Dergi sayfasından &lt;br /&gt;fırlamış gibi tamamen uyumlu bir kıyafetim olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Evlilik sizin için ne ifade eder..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Çok düşündüğüm bir şey değil, çok anlam yüklediğim bir şey de değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-İdeal tatil..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Ruh halime ve geçirdiğim döneme bağlı. Çok çalışmış ve yorulmuşsam kafa dinleyeceğim sakin bir tatil.. &lt;br /&gt;Bir de yeni ülkeleri keşfetmek..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bir erkekte aradığınız özellikler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Algılarının mümkün olduğunca açık, eğlenceli, kolay iletişim kurulabilir ve çalışkan olması önemli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-En son izlediğiniz film, aldığınız kitap ve albüm hangileri..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: En son okuduğum kitap; "Cam Kırıkları". En son aldığım albüm "Audioslave". Film ise sinemada oynarken &lt;br /&gt;kaçırdığım bir film: "Being John Malkovich".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sizi en çok etkileyen film hangisiydi..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: "Leon", mükemmel bir filmdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-En çok beğendiğiniz oyuncular..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Gary OLdman, Jack Nicholson, Anthony Hopkins, Haluk Bilginer, Şener Şen, Nurgül Yeşilçay.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-En çok etkilendiğiniz sahne..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: "Piano" filminde oyuncunun kesik parmağıyla piyano çalması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-En sevdiğiniz müzik aleti..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Gitar, keman.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Müzikle ilgilenmeseydiniz, ne işle uğraşırdınız..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Sanırım öğretmen olabilirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Türkiye''de rock müzik..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Türkiye''de çok başarılı, çok değerli müzisyenler var ama müzik sektörü sosyal ve ekonomik bir dejenerasyon geçiriyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160320427211053?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160320427211053/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160320427211053' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160320427211053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160320427211053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/hazr-cevaplar.html' title='Hazır Cevaplar'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160310005711731</id><published>2006-06-29T10:44:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T10:45:00.243-07:00</updated><title type='text'>Müzikal Tavrım Çok Net</title><content type='html'>Müzikal Tavrim Çok Net..!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bir koç burcu olarak kendini nasıl tanımlarsın..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Burçlarla aslında hiç bir ilgim yok. Koç burcu olmaya dair ortak özellikleri zaten bilmiyorum. &lt;br /&gt;Ortak özellik taşıyor muyum onu bile bilmiyorum bu nedenle :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Artık Kısa Cümleler Kuruyorum" adlı albümünde biraz daha sanki pop müziğe yakın olduğuna dair&lt;br /&gt;eleştiri aldın..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Aslında o albüm benim en sert albümlerimden bir tanesidir. İnsanların "pop" diye algıladığı şey &lt;br /&gt;çok değişti herhalde. Benim müzikal tavrım ve tercihlerim son derece nettir. İnsanlar bunu anlamakta &lt;br /&gt;zorluk çekiyorsa yapabileceğim bir şey yok. Bir pop şarkıcısı düşünün yanına da beni koyun, ortak &lt;br /&gt;bir nokta bulursanız bana da söyleyin :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Her albüm çıkışında kendinde değişiklik yapıyorsun..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Tamamen bir tesadüf aslında. Ben albüm yapıp, konser vermediğim dönemlerde çok dışarıda &lt;br /&gt;gözükmediğim için, albümden önce saçımı değiştirmiş oluyorum ama o sırada görenlere sanki imaj &lt;br /&gt;çalışması gibi görülüyor. Mesela bir buçuk yıldır benim saçım böyle ama, belki de insanlar albüm için &lt;br /&gt;yaptığımı zannediyor. Sıkılınca saçıyla oynayan herkes gibi bende saçımla oynuyorum ama, bunun &lt;br /&gt;dış görüntüyü değiştirmekle ilgisi yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Türkiye''de kimleri dinliyorsun..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Türkiye''de rock yapan insanların çoğu benim arkadaşım olduğu için onların nasıl müzikler yaptığını &lt;br /&gt;zaten hep takip ediyorum ve sempatiyle yaklaşıyorum. İnsanların beğenisine sunulmuş şeyler hakkında &lt;br /&gt;konuşmayı prensip olarak doğru bulmuyorum zaten. Hepimiz kendimizi eğiterek bu işi yapıyoruz. Rock &lt;br /&gt;müzik yapmaya çalışanlar her ne yapıyorlarsa, bilerek, isteyerk ve bilinçle yaptıkları için öyle bir eleştiri &lt;br /&gt;hakkı görmüyorum kendimde. Her zaman %90 sempatiyle yaklaşmayı tercih ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hayranlarınla ilgili en ilginç anın ne..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Bugün :) Beni dinleyen insanlarla kurmaya gayret ettiğim ilişki, sanatçı-hayran ilişkisinden çok, &lt;br /&gt;arkadaşlık ilişkisine dayanıyor. Tavırlarım alışagelmiş star tavırlarına paralel değil, dinleyicilerim de.. &lt;br /&gt;Ben öyle olmadığım için aramızda uzak ve süslü püslü bir ilişki yok. Onun için ilginç şeyler değil çok &lt;br /&gt;güzel şeyler yaşarım genelde. Ben samimi olmayı tercih ettiğim için, onlar da samimi, dolayısıyla &lt;br /&gt;ortaya arkadaşlık çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bir yerde sahne alıyor musun..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Şimdi önceliği olan konserler var. Konser vermeyi çok özledim. Kışa doğru uygun bir yer olursa &lt;br /&gt;belki canlı müzik yapabileceğim öyle bir ihtimali de değerlendirebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Şimdi başka neler yapıyorsun..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Turneden döneli bir ay oldu, albüm çıktıktan sonra tanıtımlar başlamıştı ama turne nedeniyle ara &lt;br /&gt;vermiştik, şimdi ona devam ediyorum. Provalarımız var çünkü konserler devam edecek. Yurt dışıyla &lt;br /&gt;ilgili bazı gelişmeler var, onun için yoğun bir çalışma temposu içerisindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sabah kalkar kalkmaz yaptığın özel bir şey var mı..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Özel yaaptığım bir şey yok, evimin bahçesinde oturup kendime gelmeyi seviyorum. Geceleri genelde &lt;br /&gt;çalıştığım için geç saatlerde yatıyorum bu aralar. Ama günü kaybetmek istemediğim için çok geç &lt;br /&gt;kalkanlardan değilim. Bahçede kendime geliyorum ve günlük işlerimi yapmaya başlıyorum. Bu aralar &lt;br /&gt;zamanım sürekli çalışmakla geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bu albüm için kendini fazla açtığına dair eleştiriler oldu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Kendi sözünü, kendi müziğini yapan biriyim, neden bahsedebilirim ki tabii ki kendimden bahsedeceğim. &lt;br /&gt;İlk günden dediğim gibi; müzik yapıyorsanız samimi olmak zorundasınız. Yazdıklarınız gözlem bile olsa, çok &lt;br /&gt;gerçekçi ve dürüst olmalı bana göre. Beni dinleyen insanlarla samimi bir ilişki kurmaya çalıştığım için, bunun &lt;br /&gt;ilk ayağının benim samimi olmam gerektiğine inanıyorum. Ayrıca, insanların birbirine kalplerini açmasında &lt;br /&gt;sorun görmüyorum. İnsanlar birbirlerine kendilerini açmadıkları için göstermelik ve sahte ilişkiler söz konusu. &lt;br /&gt;Tabii ki anı yazmış değilim, öyle olsa otobiyografi kitabı yazardım. Ben hislerimi paylaşıyorum insanlarla, bu &lt;br /&gt;da bence çok önemli bir şey. Eğer algıları açık bir insan olarak yaşamaya gayret ederseniz ki benim ahlaktaki &lt;br /&gt;anlayışım budur; herkesin hisleri çok kıymetli. Ben sadece iç dünyamı yansıttım, keşke herkes böyle yapsa, &lt;br /&gt;o zaman hiç bir şeyin altında bir şeyler aranmaz, her şey zaten açık ve net olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Belki çok nettin o yüzden..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Evet öyle bir farkı var bu albümün. Diğer albümlerimde daha masalsı bir dil kullanıyordum, burada biraz &lt;br /&gt;daha net ifadeler var. Bazı şeyler bir araya geldi, o benim söz yazmak konusundaki değişimim ve kendimce &lt;br /&gt;gelişimim. Anlatmak istediğim şeyi, daha net ifade edebilmek benim için bir başarı. Ama insanlar birbirine &lt;br /&gt;benzer o kadar çok şey dinliyorlar ki, çok hafif değişik bir şey gördüklerinde algılamakta zorluk çekiyorlar. &lt;br /&gt;Bende bilirim insanların eleştirmeyeceği bir şey yapmayı ama ben insanlara servis sunmuyorum, duygularımı &lt;br /&gt;sunuyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Şarkı yapmak için illa aşık olmak gerekiyor mu mesela..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Aşk çok ortada varolan bir duygu olduğu için, herkesin ilk anlamda algıladığı bir konu. Herkes yastığa &lt;br /&gt;başını koyduğunda aşkıyla ilgili şeyler düşünür. İlişkiler sadece aşk değil, tüm insan ilişkileri hayatta çok önemli, &lt;br /&gt;ben de böyle şeylere önem verdiğimden olsa gerek ki aşk ana tema.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Son zamanlarda aşık oldun mu..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Hayır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Aşk acın var gibi aslında şarkılarında. Geçti mi..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Belli olmuyor mu..? :) Duygulara dair her şey çok zor geçiyor, iz bırakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Unutamadığın bir aşkın var mı..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Hiç bir şeyi unutmazsın ki :) Hafızan doğru çalıştığı sürece, unutmazsın. "Ben her şeyi unuturum" diyen &lt;br /&gt;varsa, o anlık bir kızgınlık içinde söylenen bir şey olur. Ama duyguların etkileri elbette ki zaman içinde yok olur. &lt;br /&gt;Zaman gerçekten bir çok şeyi halletmeye yardımcı oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Nereden alışveriş yapıyorsun..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Genelde yurtdışından alıyorum. İkinci el mağazalara bayılıyorum. Burada da beğendiğim bir şey olunca &lt;br /&gt;alıyorum ama moda şekliyle değil de kendi tarzıma uydurmayı seviyorum. Tezatlardan hoşlanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kendi kendine kaldığında neler yaparsın..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Bahçemle uğraşıyorum, ahşap boyuyorum, elektronik aletleri kurcalıyorum. Sinemaya çok düşkünüm. &lt;br /&gt;Vaktimin çoğunu zaten evimde geçiriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trendy Dergisi / Ağustos&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160310005711731?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160310005711731/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160310005711731' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160310005711731'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160310005711731'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/mzikal-tavrm-ok-net_29.html' title='Müzikal Tavrım Çok Net'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160308323278197</id><published>2006-06-29T10:43:00.001-07:00</published><updated>2006-06-29T10:44:43.446-07:00</updated><title type='text'>Müzikal Tavrım Çok Net</title><content type='html'>Müzikal Tavrim Çok Net..!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bir koç burcu olarak kendini nasıl tanımlarsın..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Burçlarla aslında hiç bir ilgim yok. Koç burcu olmaya dair ortak özellikleri zaten bilmiyorum. &lt;br /&gt;Ortak özellik taşıyor muyum onu bile bilmiyorum bu nedenle :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-"Artık Kısa Cümleler Kuruyorum" adlı albümünde biraz daha sanki pop müziğe yakın olduğuna dair&lt;br /&gt;eleştiri aldın..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Aslında o albüm benim en sert albümlerimden bir tanesidir. İnsanların "pop" diye algıladığı şey &lt;br /&gt;çok değişti herhalde. Benim müzikal tavrım ve tercihlerim son derece nettir. İnsanlar bunu anlamakta &lt;br /&gt;zorluk çekiyorsa yapabileceğim bir şey yok. Bir pop şarkıcısı düşünün yanına da beni koyun, ortak &lt;br /&gt;bir nokta bulursanız bana da söyleyin :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Her albüm çıkışında kendinde değişiklik yapıyorsun..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Tamamen bir tesadüf aslında. Ben albüm yapıp, konser vermediğim dönemlerde çok dışarıda &lt;br /&gt;gözükmediğim için, albümden önce saçımı değiştirmiş oluyorum ama o sırada görenlere sanki imaj &lt;br /&gt;çalışması gibi görülüyor. Mesela bir buçuk yıldır benim saçım böyle ama, belki de insanlar albüm için &lt;br /&gt;yaptığımı zannediyor. Sıkılınca saçıyla oynayan herkes gibi bende saçımla oynuyorum ama, bunun &lt;br /&gt;dış görüntüyü değiştirmekle ilgisi yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Türkiye''de kimleri dinliyorsun..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Türkiye''de rock yapan insanların çoğu benim arkadaşım olduğu için onların nasıl müzikler yaptığını &lt;br /&gt;zaten hep takip ediyorum ve sempatiyle yaklaşıyorum. İnsanların beğenisine sunulmuş şeyler hakkında &lt;br /&gt;konuşmayı prensip olarak doğru bulmuyorum zaten. Hepimiz kendimizi eğiterek bu işi yapıyoruz. Rock &lt;br /&gt;müzik yapmaya çalışanlar her ne yapıyorlarsa, bilerek, isteyerk ve bilinçle yaptıkları için öyle bir eleştiri &lt;br /&gt;hakkı görmüyorum kendimde. Her zaman %90 sempatiyle yaklaşmayı tercih ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Hayranlarınla ilgili en ilginç anın ne..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Bugün :) Beni dinleyen insanlarla kurmaya gayret ettiğim ilişki, sanatçı-hayran ilişkisinden çok, &lt;br /&gt;arkadaşlık ilişkisine dayanıyor. Tavırlarım alışagelmiş star tavırlarına paralel değil, dinleyicilerim de.. &lt;br /&gt;Ben öyle olmadığım için aramızda uzak ve süslü püslü bir ilişki yok. Onun için ilginç şeyler değil çok &lt;br /&gt;güzel şeyler yaşarım genelde. Ben samimi olmayı tercih ettiğim için, onlar da samimi, dolayısıyla &lt;br /&gt;ortaya arkadaşlık çıkıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bir yerde sahne alıyor musun..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Şimdi önceliği olan konserler var. Konser vermeyi çok özledim. Kışa doğru uygun bir yer olursa &lt;br /&gt;belki canlı müzik yapabileceğim öyle bir ihtimali de değerlendirebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Şimdi başka neler yapıyorsun..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Turneden döneli bir ay oldu, albüm çıktıktan sonra tanıtımlar başlamıştı ama turne nedeniyle ara &lt;br /&gt;vermiştik, şimdi ona devam ediyorum. Provalarımız var çünkü konserler devam edecek. Yurt dışıyla &lt;br /&gt;ilgili bazı gelişmeler var, onun için yoğun bir çalışma temposu içerisindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sabah kalkar kalkmaz yaptığın özel bir şey var mı..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Özel yaaptığım bir şey yok, evimin bahçesinde oturup kendime gelmeyi seviyorum. Geceleri genelde &lt;br /&gt;çalıştığım için geç saatlerde yatıyorum bu aralar. Ama günü kaybetmek istemediğim için çok geç &lt;br /&gt;kalkanlardan değilim. Bahçede kendime geliyorum ve günlük işlerimi yapmaya başlıyorum. Bu aralar &lt;br /&gt;zamanım sürekli çalışmakla geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bu albüm için kendini fazla açtığına dair eleştiriler oldu..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Kendi sözünü, kendi müziğini yapan biriyim, neden bahsedebilirim ki tabii ki kendimden bahsedeceğim. &lt;br /&gt;İlk günden dediğim gibi; müzik yapıyorsanız samimi olmak zorundasınız. Yazdıklarınız gözlem bile olsa, çok &lt;br /&gt;gerçekçi ve dürüst olmalı bana göre. Beni dinleyen insanlarla samimi bir ilişki kurmaya çalıştığım için, bunun &lt;br /&gt;ilk ayağının benim samimi olmam gerektiğine inanıyorum. Ayrıca, insanların birbirine kalplerini açmasında &lt;br /&gt;sorun görmüyorum. İnsanlar birbirlerine kendilerini açmadıkları için göstermelik ve sahte ilişkiler söz konusu. &lt;br /&gt;Tabii ki anı yazmış değilim, öyle olsa otobiyografi kitabı yazardım. Ben hislerimi paylaşıyorum insanlarla, bu &lt;br /&gt;da bence çok önemli bir şey. Eğer algıları açık bir insan olarak yaşamaya gayret ederseniz ki benim ahlaktaki &lt;br /&gt;anlayışım budur; herkesin hisleri çok kıymetli. Ben sadece iç dünyamı yansıttım, keşke herkes böyle yapsa, &lt;br /&gt;o zaman hiç bir şeyin altında bir şeyler aranmaz, her şey zaten açık ve net olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Belki çok nettin o yüzden..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Evet öyle bir farkı var bu albümün. Diğer albümlerimde daha masalsı bir dil kullanıyordum, burada biraz &lt;br /&gt;daha net ifadeler var. Bazı şeyler bir araya geldi, o benim söz yazmak konusundaki değişimim ve kendimce &lt;br /&gt;gelişimim. Anlatmak istediğim şeyi, daha net ifade edebilmek benim için bir başarı. Ama insanlar birbirine &lt;br /&gt;benzer o kadar çok şey dinliyorlar ki, çok hafif değişik bir şey gördüklerinde algılamakta zorluk çekiyorlar. &lt;br /&gt;Bende bilirim insanların eleştirmeyeceği bir şey yapmayı ama ben insanlara servis sunmuyorum, duygularımı &lt;br /&gt;sunuyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Şarkı yapmak için illa aşık olmak gerekiyor mu mesela..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Aşk çok ortada varolan bir duygu olduğu için, herkesin ilk anlamda algıladığı bir konu. Herkes yastığa &lt;br /&gt;başını koyduğunda aşkıyla ilgili şeyler düşünür. İlişkiler sadece aşk değil, tüm insan ilişkileri hayatta çok önemli, &lt;br /&gt;ben de böyle şeylere önem verdiğimden olsa gerek ki aşk ana tema.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Son zamanlarda aşık oldun mu..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Hayır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Aşk acın var gibi aslında şarkılarında. Geçti mi..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Belli olmuyor mu..? :) Duygulara dair her şey çok zor geçiyor, iz bırakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Unutamadığın bir aşkın var mı..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Hiç bir şeyi unutmazsın ki :) Hafızan doğru çalıştığı sürece, unutmazsın. "Ben her şeyi unuturum" diyen &lt;br /&gt;varsa, o anlık bir kızgınlık içinde söylenen bir şey olur. Ama duyguların etkileri elbette ki zaman içinde yok olur. &lt;br /&gt;Zaman gerçekten bir çok şeyi halletmeye yardımcı oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Nereden alışveriş yapıyorsun..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Genelde yurtdışından alıyorum. İkinci el mağazalara bayılıyorum. Burada da beğendiğim bir şey olunca &lt;br /&gt;alıyorum ama moda şekliyle değil de kendi tarzıma uydurmayı seviyorum. Tezatlardan hoşlanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Kendi kendine kaldığında neler yaparsın..?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF: Bahçemle uğraşıyorum, ahşap boyuyorum, elektronik aletleri kurcalıyorum. Sinemaya çok düşkünüm. &lt;br /&gt;Vaktimin çoğunu zaten evimde geçiriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trendy Dergisi / Ağustos&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160308323278197?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160308323278197/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160308323278197' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160308323278197'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160308323278197'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/mzikal-tavrm-ok-net.html' title='Müzikal Tavrım Çok Net'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160301815139815</id><published>2006-06-29T10:43:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T10:43:38.366-07:00</updated><title type='text'>Sabah Gazetesi- 2003</title><content type='html'>Kelimeler Yetse.." adlı yeni albümündeki müstehcen şarkılarıyla konuşulan Şebnem Ferah,cüretkar sözlerin hayat felsefesini yansıttığını söylüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yıl aradan sonra yeni albümüyle hayranlarının karşısına çıkan Şebnem Ferah,artık daha sivri dilli,daha sert. Seksi şarkıcı yaşadığı acı günlerin ardından ayağa kalkmayı başardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--Geriye baktığımda hiç durmadan çalıştığımı gördüm. &lt;br /&gt;--Kapasitemin altında yaşadığımı hissettim ve değiştim. &lt;br /&gt;--Şarkı sözlerim ilk dinleyişte biraz "köşeli" gelebilir. &lt;br /&gt;--Albümü en çok kendimi tatmin etmek için yaptım. &lt;br /&gt;--Teomanla çok yakınız.Bazı şeyleri içimizden geldiği gibi planlamadan yaparız. &lt;br /&gt;--Hayranlarımla aramda "şarkıcı-hayran" ilişkisi yok. &lt;br /&gt;Artık Kendimi Tamir Ettim..! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kelimeler Yetse.." adlı son albümünde yazdığı müstehcen şarkı sözleriyle konuşulan Şebnem Ferah,artık kendini çok iyi hissettiğini ve bunu da şarkılarına yansıttığını söylüyor. O şimdi Daha cüretkar..! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki yıl aradan sonra hayranlarıyla buluşan şarkıcı,bundan sonra daha açık ve net olacağını itiraf ediyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Albüm hazırlığınız biraz uzun sürdü galiba,sizi pek göremez olmuştuk. Önceki albümün üstünden 1.5 yıl geçti. Aslında benim için çok uzun bir zaman değil. Ama o dönemi biraz fazla sessiz geçirdim galiba,sanki çok uzun bir zaman geçmiş gibi geliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapasitemin Altında Yaşıyordum &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bu sessizliğin nedeni çok mu özel..? &lt;br /&gt;Kendimi biraz yorgun hissettim,yenilenmek istedim. Şöyle bir geriye baktığımda çok uzun zamandır hiç durmadan çalıştığımı gördüm. Yakından takip edenler bilecektir, bu arada ailevi açıdan üst üste çok kayıp yaşadım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Depremde babanızı kaybettiniz,değil mi..? &lt;br /&gt;Evet,1999 depreminde babamı kaybettim. Ondan on bir ay önce de ablamı kaybetmiştim. Bir şeyler üst üste gelip de,insan her şey yolundaymış gibi davranınca,sonrasında patlamalar yaşıyorsunuz.Zannediyorum bende de öyle bir dönem geldi,dinlenmek,durmak istedim. Zorunlu hissettiğim için herhangi bir şey yapmak istemedim. Sonra da açıkçası kapasitemin altında yaşadığımı fark ettim. Uzun zamandır daha iyi sözler yazabileceğimi,daha net,keskin bir tavır koyabileceğimi hissediyor ama bunu bir türlü hayata geçiremiyordum. Bu dönem işte bunları hayata geçirmemi sağladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Albümde de bu dönemin etkisi hissediliyor. Sözler çok daha net ve keskin,hatta bazılarının deyişiyle "müstehcen".. &lt;br /&gt;İlk dinleyişte biraz köşeli gelebilecek sözler var. Ama ben hep samimi,dürüst olmayı tercih ettim. Eğer kaygı duyulacaksa,bu ancak estetik anlamda olmalı diye düşündüm. "o ne der,doğru mu , yanlış mı, ayıplanır mı..?" gibi şeyleri düşünmek gerekir. Bir gün geldi ve yaşadıklarım beni böyle bir noktaya getirdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi kendimi tamir ettim &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sizden bu tarz sözler bekleyen bir kitle de vardı galiba. &lt;br /&gt;Evet bu beklentiyi ben de hissediyordum. İlk albümü çıkardığımda "Rock dediğin daha keskin,daha sert olur." diyenler oldu. Ben de onlara içimden "Haklısınız böyle bir durum var ama zaman verin,yaşayayım" diyordum. Çünkü ilk albümü çıkardığımda 24 yaşındaydım;o sözlerin 22,23 yaşındaki bir genç kız tarafından yazıldığını düşünün,şimdi 31 yaşındayım. Tabii ki araya çok yaşanmışlıklar,tecrübeler giriyor. Sonuçta ben albümü beklentileri karşılamak için yapmıyorum,en çok kendimi tatmin etmek için yapıyorum. Bunu insanlarla paylaşmak da çok hoşuma gidiyor. Benim yapmaya çalıştığım şeyin özeti budur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Aynı zamanda daha önceki albümlerde daha düşük tempolu parçalar ağırlıktaydı. Bu albümde tam tersi bir durum söz konusu.. &lt;br /&gt;Çok doğru. Benim önceki albümlerimde hep iki - üç tane çok enerjik şarkı olurdu,gerisi hep daha yavaş tempolu parçalardan oluşurdu. Bunda ise tam tersine. Bu da zannediyorum,benim geçirdiğim değişimle ve yaşadığım dönemle ilgili. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Albüm bir anlamda "terapi" gibi olmuş size.. &lt;br /&gt;(gülüyor) Evet, galiba kendi kendimi tamir ettim bu albümle. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzik Yapmak İçin Müzisyen Olmak Gerekir &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bazı insanlar sizin kendinizi tekrarladığınızı düşünüyor. Hatta aynı şeyi Teoman için de söylüyorlar. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda..? &lt;br /&gt;-Açıkçası kendime bir eleştiri getireceksem, "Perdeler" albümümde kendi kendime böyle bir şey söyledim, " Biraz tekrar oldu bu" dedim. Sonrasında tabii, yaparken değil asla. &lt;br /&gt;Ama kendi sözünü,müziğini yapan insanlar da rastlanabilir bir şey bu. Çünkü tutarlılık ana konsepttir, o kimi zaman sizin önünüzü açar, ama bir o kadar da kısıtlar. Ben kendini güzel şarkılar yapmaya odaklamış,kendini yenilemeye çalışan biriyim. Çünkü kapasitemin altında bir şey yaptığımı hissedersem rahat uyuyamıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Teoman'la birlikte bir reklam filminde yer alıyorsunuz. Ortak bir projeniz var mı..? &lt;br /&gt;Yakın zamanda ortak bir projemiz yok ama reklamlardaki bir gençlik festivalinin reklamı. Bu festival kapsamında ben, Teoman , Mor Ve Ötesi , Cenk ve Erdem bir turneye çıkacağız ve arka arkaya 17 ilde konser vereceğiz. Şu anda beraber yapacağımız şey bu. Ama beraber sahne veya albüm çalışması gibi projemiz yok. Biz uzun yıllardır arkadaş olduğumuz için böyle şeyleri içimizden geldiği zaman yaparız yani planlamayız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sizin sürekli temas içinde olduğunuz kemikleşmiş bir hayran kitleniz var,değil mi..? &lt;br /&gt;Beni dinleyen insanlarla aramdaki ilişki asla şarkıcı ve hayran ilişkisi değil, arkadaş ilişkisi. Arkadaşlar http://www.seboistnet.com adresli bir internet sitesi kurdular, sitede çok sağlam eleştiriler getiriyorlar. Oradaki forumları sürekli takip ediyorum, hemen hemen her akşam mutlaka girip bakarım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Geçmişte Volvox gibi çok güzel kızlardan oluşan bir rock grubunun üyesi olarak,şimdi "Venüs" gibi güzel kızlardan kurulu gruplar hakkında ne düşünüyorsunuz..? &lt;br /&gt;Volvox'un zaman içinde yerleşik bir grup olmasının nedeni o grubu müzisyen olduğumuz , müzik yapmak istediğimiz için kurmamızdı. Ben hayatım boyunca proje bazındaki şeylere biraz önyargılı durmuşumdur. Biz her birimiz için okul dönemi denecek kadar uzun bir zamanı sahne üstünde geçirdik. Müzik yapmak için müzisyen olmak gerekir. Ama arkadaşlarımızı dinlemediğim için bilmiyorum,belki de güzel müzik yapıyorlardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah Gazetesi - Eylem Bilgiç&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160301815139815?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160301815139815/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160301815139815' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160301815139815'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160301815139815'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/sabah-gazetesi-2003.html' title='Sabah Gazetesi- 2003'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160295589555226</id><published>2006-06-29T10:41:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T10:42:36.066-07:00</updated><title type='text'>Kral Dergisi</title><content type='html'>Kral Dergisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzik dünyasına Şebnem FERAH ın son albümü "Kelimeler Yetse..." bomba gibi düştü. Eski sevgilisine yazdığı iddia edilen şarkı sözlerini samimiyetine bağlayan FERAH, "kim ne der diye düşünseydim, sahtekar olurdum" diyor ve yaşadığı acılardan sonra tek kelime etmediğini, şimdi kendisinin yerine şarkılarının konuştuğunu anlatıyor.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem FERAH'ın geçen hafta piyasaya çıkan dördüncü albümü "Kelimeler Yetse...", güçlü altyapılara ve öne çıkan gitar sololara rağmen, pop müzik dinleyicisine de en az rock dinleyicisi kadar keyif alacağı bir çalışma. Albümde yer alan 10 şarkının söz ve müziğini Şebnem FERAH, düzenlemelerini ise FERAH ile beraber Ozan TÜGEN, Buket DORAN, Metin TÜRKCAN ve Aykan İLKAN yapmış. Tam bir ekip çalışması. Aşkı, aldatmayı, aldatılmayı, insan olmayı ve 30 yaş dönemini birde Şebnem FERAH' tan dinleyin ama önce Şebnem FERAH ile tüm konular üzerine yaptığımız röportajı okuyun.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Bu albüm eski sevgiliye ithaf edilen bir çalışma mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---İçinde art niyet barındıran ve birisine haddini bildirmek için yapılmış bir albüm değil. Sonuçta çok değer verdiği birini kaybettiği için üzülen bir kadının şarkıları. Bu çok normal ve insani bir durum. Birini çok sevip, ona çok bağlanıp, beklenmedik bir şekilde hayatından çıktığı zaman üzülen ve bunun üzüntüsünü taşıyan bir çok erkek de var. Ben zaten hayatımda art arda kayıplar yaşadım. &lt;br /&gt;Önce kız kardeşimi, depremde de babamı kaybettim. Sonrasında birini sevmişim ve onu da kaybetmişim, tamam bu ölüm kadar çok büyük bir konu olmayabilir. Ama o da ağır bir duygu. Sanıyorum bir çeşit patlama yaşadım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-O halde yaşadığınız patlama sadece aşka bağlı değil... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---Hayır, zaten bu sadece bir aşk albümü değil. İlk şarkıdan son şarkıya kadar 30'lu yaşlarında bir kadının hikayesi. Zaten albüm "Ben sizinle dertleşmek istiyorum"diye başlıyor. Bunun içinde aşk da var, geçmişte yaşadığım acılar da var, kendi ayakları üzerinde durmak isteyen birinin mücadelesi de var. Yani içinde bir insan var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Sarf ettiğiniz köşeleri keskin sözcüklerin dinleyiciden tepki alabilme ihtimalini düşündünüz mü? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---Ben kafası çalışmayan birisi değilim. Tabii ki bazı şeyleri tahmin ediyorum ama "ya bir şey derlerse, ya üstüme gelirlerse" duygusuyla da şarkı yapamam. O zaman sahtekar hissederim kendimi. Benim başka bir kaynağım yok ki, hayatı özümseyerek yaşamaya gayret ediyorum. Böyle yaşıyorsam, bunu yaşıyorsam, böyle şarkılar yaparak insanlara ulaşabileceğimi düşünüyorum. İnsanlar kaptırmış kendilerini ticari parça yapma derdindeler. Kendi yeteneklerimizi öne çıkarmaya çalışsak, kendi tecrübelerimizi anlatsak, dinleyici daha mutlu olacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Ekip olarak bu mantıkla mı hareket ettiniz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---Evet, çünkü Buket DORAN, Ozan TÜGEN, Metin TÜRKCAN, ve Aykan İLKAN ile yıllardır beraber çalışıyoruz. Bizimkisi artık aile ilişkisi. Beraber vakit geçiriyoruz, birbirimizin hayatını biliyoruz, birbirimizi anlıyoruz ve ortak zevklerimiz bir. Onlar da son derece titiz çalışıyorlar. Stüdyo da altı ay geçirdik. Hepsi çok iyi müzisyenler. Biz amatör ruhlu bir grup gibi müzik yapmıyoruz. Açıkçası bu benim değil, bizim albümümüz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Albümün biraz sert olduğu konuşuluyor. Sizce neden sert bulunmuş olabilir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---Bence önceki iki albümü kastediyorlar. Bu albümün saundu biraz daha sert ama bütün albümde sertlik değil de, sözleri ve tavrıyla ilgili köşeli bir durum var. Bu da yaşamakla ilgili bir durum. Bana artık hiçbir şey sert gelmiyor. Hayatını dolu dolu yaşayan ve tecrübe biriktiren bir kadın bu albümde kendisinden çok şey bulacak. Kayıplar içimizi acıtsa da geçici, unutmaya kodlanmışız. Aşkın acısı biraz daha ağır basıyor. Benim böyle bir dönemimi yansıtan bir albüm. Kendi hayal dünyamı ve gerçekliğimi yansıtmaya çalıştım. Müzikal anlamda hayal dünyamdan faydalandığımı söyleyebiliriz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Şarkılar aynı ruh hali içinde, yani aşkın gel-git lerini yaşarken yazılmış izlenimi veriyor... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---Aynen öyle oldu. Son bir seneyi tamamen evimde geçirdim, gitar bile çalmadım. Kendimi bahçe ve ahşap boyama işlerine verdim. Çok da faydasını gördüm. İnsanın bazen kendi hayatını yeniden keşfetmesi gerekiyor. Benim gibi yalnız yaşamaya alışkın biri sonra biriyle hayat paylaşmaya başladığı zaman, geri dönüp tekrar yalnızlığa alışması ilk başlarda zor oluyor. Ben evimdeki bibloyla bile manevi ilişki kuran biriyim. Yeni bir şey aldığımda eskisine üzülürüm. Değer verdiğim birinden ayrıldığımda zorluğu oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Onun için mi "Perdeler" albümünüzden sonra sessizliğe gömüldünüz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---Evet ama arkasından da bir toparlanma süreci yaşadım ve deli gibi gitar çalmaya başladım. Şarkılar arka arkaya sanki bir gün önceden karar vermişim gibi ortaya çıktı. Bu albümün diğerlerine göre daha fazla sevilmesinin sebebi bu galiba. "Deli Kızım Uyan"da beş dakika içinde ortaya çıkmıştı. Öyle şarkılar dinleyiciye daha yakın geliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben kendimi bildim bileli gitar çalan ve doğru düzgün şarkı söylemeye çalışan bir kızım. İnsan niye şarkı yazar, duygularını açığa vurmak için. Ben öyle sustum ki, ifade etme yolum şarkı oldu. Ancak benim yüreğim titrerse, başkalarınınkini de titretebilirim. İnternet sitesinde bir yazı vardı; "Şebo'ya kim ne yapmışsa, iyi yapmış. Bir sonraki albümde de böyle bir şey bekliyoruz..." diye. Öyle bir şey yaşadım ki, fışkırdı demek ki... Acı ama gerçek! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İpek Durkal&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160295589555226?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160295589555226/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160295589555226' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160295589555226'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160295589555226'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/kral-dergisi.html' title='Kral Dergisi'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160282620988902</id><published>2006-06-29T10:40:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T10:40:26.423-07:00</updated><title type='text'>Hürriyet Gazetesi</title><content type='html'>Şebnem Ferah, iki yıllık suskunluktan sonra ilk kez Hürriyet'e konuştu. Universal Müzik'in yöneticilerinden Süha Yavuz'dan ayrıldıktan sonra kabuğuna çekilen Ferah, son albümü Kelimeler Yetse'de yer alan tüm şarkılarının biten aşkını yansıttığını itiraf etti. Aşk acısını ve isyanını şarkı sözlerine döken Şebnem Ferah, yaşadıklarını Hürriyet'le paylaştı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kelimeler Yetse albümünü anlatır mısınız? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Her açıdan içime çok sinen bir çalışma oldu. Kendimi daha net ve özgürce ifade ettim. Albümde gerçekten çok samimi, dürüst, içten bir anlatım var. Özgür bir albüm, ama kimseyi rencide edecek, ahlaksızlık barındıran bir tarafı da yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KIRMIZI NOKTALIK DEĞİL &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klip şarkınızda geçen Küçük kaygan deliği, yeni ve büyük bir dünya mı sandın dizesinin tepki çekeceğini düşündünüz mü? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Bu parçayı yaptıktan sonra dinlediğimde ben de biraz tuhaf oldum. Ancak sonrasında iki türlü baktım. Bir, çok büyütülecek bir şey değil. Çünkü her kadının, her erkeğin hayatında başka kelimelerle, başka şekillerle de olsa geçen bir şey. Bence bu açıdan kırmızı noktalık, ahlaki ya da RTÜK'lük hiçbir boyutu yok. Ama çekilmeye çalışıldığı taraf doğru bir taraf değil. Belki duygularımı biraz köşeli bir biçimde ifade etmiş olabilirim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KENDİMİ İFADE ETTİM &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de yaşadığınız bir şeyi böyle tasvir ettiniz? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Evet, kendimce bir şeyi tasvir etmişim. Pişman mıyım? Hayır değilim. Yaptığım şeyin arkasındayım. İnsanların bu söze nereden baktığı önemli. Riski de var. Çünkü bizim insanlarımız farklı bir pencereden bakıp altında bir şey aramaya çok meraklı. Ahlaktan konuşunca çok ahlaklı biri, ama kendini dürüstçe ifade ettiğin zaman kırmızı noktalı oluyorsun. Kendime göre benim de değer yargılarım var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BUNLAR AŞK ACILARI &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm şarkı sözlerinde bir kadının isyanı ve acısı var. Bunlar uzun bir beraberlikten sonra ayrıldığınız Süha Yavuz için mi yazıldı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Şarkılarda birine değer vermiş, çok sevmiş bir kadın var. Bunun farkındayım. Ama inanın konuşacak olsaydım, zamanında konuşurdum. Ben bütün bunları kendi başıma yaşamayı tercih ettim. Hayatım boyunca da öyle yaşamaya gayret edeceğim. Yazarken isim yazacak mısınız bilmiyorum, ama evet bunlar yaşadığım o aşkın şarkıları. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki şu an hayatınızda biri var mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Kalbimin boş ve dolu olmasını istemiyorum. Aşık olmak çok güzel bir duygu. Birisine seni seviyorum demek, hayatı paylaşmak, değer vermek çok güzel. Ben bunların özlemini çekmiyor değilim. Ama bunun için özel bir çaba sarf etmiyorum. Ancak bundan sonra karşıma biri çıkarsa her şeyi dolu dolu yaşar mıyım bilmiyorum, göreceğiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160282620988902?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160282620988902/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160282620988902' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160282620988902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160282620988902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/hrriyet-gazetesi.html' title='Hürriyet Gazetesi'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160276032867807</id><published>2006-06-29T10:38:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T10:39:20.456-07:00</updated><title type='text'>Sansürsüz - Aslı Onat</title><content type='html'>Aslı Onat - Sansürsüz&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah: "Yaşadıklarımı ya da gözlemlediklerimi dinlenebilir kılmaya çalıştığım için albüm yapıyorum". &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah, "Perdeler"den iki yıl sonra çıkardığı "Kelimeler Yetse..."de dinleyenleriyle dertleşiyor &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen haftasonu, Şebnem Ferah ile 1999 yılında çıkardığı "Artık Kısa Cümleler Kuruyorum" adlı albümü için yapılmış bir söyleşi, TV'de yeniden yayınlandı. 1999, Ferah için çok zor geçen bir yıldı. Şebnem Ferah, babasını depremde kaybetmesinin acısının üstesinden gelmeye çalışan, neredeyse hiç gülümsemeden yalnızca müziğe dair konuşan bir şarkıcı / müzisyen portresi çiziyordu programda. Geçen hafta yeni ve dördüncü stüdyo albümü "Kelimeler Yetse..."yi konuşmak için yüzyüze görüştüğümüzde ise, gülücükler dağıtan bir görüntü; mutlu, huzurlu bir ruh hali sergiliyordu. Hep böyle olmasını, hiç üzülmemesini diliyoruz... Yeni albümünün heyecanıyla dolup taşan Ferah'ın, İstanbul dışındaki sevenlerini de fazla bekletmeden, 5-28 Haziran tarihleri arasında yurt çapında düzenlenecek Fanta Gençlik Festivali'nde dinleyenleriyle buluşacağını da söyleyelim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kelimeler Yetse"deki parçalarınızın çoğu mutsuz bir aşkın; giden bir sevgilinin ardından yazılmış gibi görünüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında albümde bir aşk öyküsünden çok hayatın neresinde olduğunu anlamaya, hissetmeye ve dertleşmeye çalışan bir kadın portresi var. Bu kadın kimi zaman aşkı sorguluyor, kimi zaman içinde bulunduğu koşullarla savaşmak durumunda ve ikilemler içinde kalıyor. Sevdiği birini kaybetmiş ama hayat devam etmek durumunda. Beni derinden yaralayarak iz bırakan acılardan anlatabileceklerimi aktarıyorum şarkılarıma. Ağırlıklı olarak aşk şarkılarının çıkması tesadüf. Aslında 'aşk şarkısı' tabirini de pek sevmiyorum. Onlar 'birine' söylediğim şarkılar değil çünkü. Kendimi, duygularımı ifade ettiğim şarkılar... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gene de "Lütfen bu kez dürüst olur musun?" ya da "İçine girdiğin küçük kaygan deliği yeni bir dünya sandın," derken karşınızdakiyle hesaplaşma halindesiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şarkıları yazarken samimi olmak aklınızdan geçenleri direkt olarak aktarmanızla ilgili. Kendime sansür uygulayamam. Yaşadıklarımı ya da gözlemlediklerimi dinlenebilir kılmaya çalıştığım için albüm yapıyorum. 'Bu albümdeki sözler çok daha keskin' gibi yorumlar duyuyorum. Sonuçta bunlar benim duygularımdı ve onları dürüstçe söylemek durumundaydım. İlk albümümü çıkardığım günden beri samimi olmaya çalışıyorum. Duygularımı olduğu gibi yazmasaydım, kendimi sahtekar hissedecektim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Altyapınızdaki rock'tan hiç taviz vermiyorsunuz. &lt;br /&gt;Gitar, bas ve davul eşliğinde canlı şarkı söylemeyi seviyorum. Kendime melodik açıdan farklı ya da sözel açıdan bir yenilik getirebildiğimde iyi hissediyorum. Başka arayışlara girme ihtiyacı duymuyorum. İnsan iyi yaptığı işi yapmalı düşüncesindeyim. Sevdiğim işi yapmalıyım ki başarılı olabileyim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Piyasanın vur patlasın çal oynasın tavrı göz önüne alındığında bu kadar yoğun sözler yazmanız kendiniz için engel oluşturuyor mu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oluşturacaktır. Çünkü "Kelimeler Yetse...", söz anlamında en keskin albümüm. Ülke olarak en büyük problemimiz ekonomi değil. Biz ekonomik krizi zaten yıllardır yaşıyoruz; milletçe hep sıkıntı çektik. En büyük erozyonu kültürel ve ahlâki anlamda yaşıyoruz. Üretken değiliz; kısa günün kârını hesaplayıp duruyoruz. Müzik, müzisyenlerin yapması gereken bir iş. Ben ve benim gibi samimi olmaya gayret eden şarkıcıların karşısına her zaman engeller çıkacak. Sektör zaten o kadar daraldı ki bu fark edilmezse Türkiye'de müzik dinleyicisi kalmayacak. Ne kadar küskün oldukları düşük albüm satışlarından da anlaşılıyor zaten. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Perdeler"in bir yorumunu da Finlandiyalı çello dörtlüsü Apocalyptica ile kaydetmiştiniz. Böyle bir ortaklık tekrar söz konusu olabilir mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Apocalyptica bazı eleman değişiklikleri yaşadı. Max ayrıldı mesela ki o, grubun direğiydi. Henüz ortada netleşmiş bir proje yok ama erken organize olabilirsek onlarla tekrar çalışmayı çok isterim. Son derece profesyonel ve birlikte çalışması çok zevkli bir grup Apocalyptica. Kalkıp ta Finlandiya'ya gittiğiniz zaman aslında insanların birbirlerinden o kadar da uzak olmadıklarını görüyorsunuz. Aslında anlayış ve hayata yaklaşım açısından ortak bir azınlığa üyesiniz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir aralar kendi plak şirketinizi kurmayı düşünüyordunuz; bir gelişme var mı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ofis tuttuk, oraya bir de stüdyo kuruyoruz. Şirket kurmak çok kolay bir iş, önemli olan sonrası. İleride hem kendim, hem de müzikal anlamda yardımcı olabileceğim arkadaşlarım için bir tür yaratıcılık merkezi gibi faaliyet gösterecek bir mekân olarak tasarlıyorum bu stüdyoyu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160276032867807?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160276032867807/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160276032867807' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160276032867807'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160276032867807'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/sansrsz-asl-onat.html' title='Sansürsüz - Aslı Onat'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160269821819797</id><published>2006-06-29T10:37:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T10:38:18.326-07:00</updated><title type='text'>Haftalık Dergisi</title><content type='html'>Haftalık Dergisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçtiğimiz hafta dördüncü albümü "Kelimeler Yetse..."yi yayınlayan Şebnem Ferah,albüm sonrası ilk röportajını Haftalık'a verdi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah son birkaç yıldır bu ülkede ayrılık acısı yaşayan kadınların sesi oluyor şarkılarıyla. Hemen her kadının yaşayabileceği tatsız durumlar onun başından da geçiyor. Her defasında ayakta kalma mesajı veriyor insanlara. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Perdeler" albümünden sonra alışık olmadığımız bir sessizliğe gömüldün.Neler yaprın? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımda son yıllarda üst üste ve beklenmedik tecrübeler yaşamıştım. Malesef "Perdeler" albümünü tam çıkardığım szamanlarda bütün bu deneyimlerin beni çok yorduğunu farkettim. İçim çok doluydu.Bu dönemde biraz dinlendim.Bol bol film seyrettim.18-19 yaşlarında genç bir kızken dinleyipte beni heycanlandıran ne kadar eski albüm varsa hepsini teker teker ders çalışır gibi dinledim.Çünkü heyecanımı,sevgimi yeniden ve daha da güçlendirmek istiyordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkış parçalarında hayatının dönüm noktalarını ifade eden sözler var.Bu tesadüf mü yoksa tercih mi? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tesadüf.Ama tabikii hayatının dönüm noktalarını dile getirmeye çalıştığın şarkılar belki daha güçlü bir yoğunluk barındırdığı için kendiliğinden diğer parçalara göre daha güçlü oluyor.Ben şarkı söylerken sadece sesimle değil,bütün benliğim ve bedenimle şarkı söylemeyi tercih edenlerdenim.Böyle olunca bünyende derin izler bırakmışsa,onları anlattığın şarkılar daha güçlü oluyor sanırım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albümdeki şarkılar belli birine mi yazıldı? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albümdeki şarkıları birini düşünerek değil,en çok kendimi düşünerek yazdım.Ben böyle sorular için biraz utangacım.Her şeyin şarkılarda yeterince belli olduğunu düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşık olduğun zamanlarda yaratıcılığın körükleniyor mu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Acı çektiğim zamanlarda çok daha iyi konsantre oluyorum.Yaratıcılık denen şey büyük ihanetlerde bulunmazsan insanı kolay kolay terketmez ama ben acıların insanı olgunlaştırdığına inanıyorum.O zaman herkesin acılarını daha kolay algılıyorsun.Bu da bence müzikte önemli bir şey. Çünkü sadece içinden gelen şeyi yaparak ve inandığın gibi çalışarak başarılı olma ihtimalin güçleniyor. &lt;br /&gt;İlk albümünde daha güçlü bir kadın portresi çizmiştin.Oysa ki sonraki albümlerinde ayrılık sonrası büyük üzüntü yaşayan kadın kimliği var... &lt;br /&gt;İlk albümümün şarkılarını yazarken 22-23 yaşlarındaydım.Pek bir şey yaşamamışken güçlü olmak kolaydı. Ama hayatı yaşadıkça güçlü kalmak daha zor. Bence ikinci,üçüncü ve son albümümdeki tavrım daha güçlü bir kadın ait,çünkü güç dediğimiz şey sadece içimizde.İçinden gelen her şeyi,güçsüz olduğunu itiraf edebilmekte güçlü bir tavır bence. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzik yapmayı bırakmana ne sebep olabilir? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzik yapmayı bırakmama hiç bir şey sebep olamaz.Ama zorunluluk gibi hissettiğim gün albüm yapmayı bırakacağım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160269821819797?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160269821819797/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160269821819797' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160269821819797'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160269821819797'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/haftalk-dergisi.html' title='Haftalık Dergisi'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160264218806797</id><published>2006-06-29T10:36:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T10:37:22.273-07:00</updated><title type='text'>Şebonun Dönüşü - Can Dündarı</title><content type='html'>Şebo'nun dönüşü&lt;br /&gt;                         &lt;br /&gt; 'Deli kız' ilk kez 15 yaşında sahneye çıktı. Şimdi 30'ların olgunluğunu yaşıyor. "45'ime geldiğimde yine müzik yapacağım ama giderek yalınlaşacağım" diyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;CAN DÜNDAR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;    Kaldığı otelin lobisinde buluştuğumuzda başında rengarenk bir kukuleta, yüzünde muzip bir gülücük vardı. Türkiye'nin rock yıldızı olduğuna inanmakta zorlanırdınız. 1997 başında onu bir müzik şirketinin bürosunda ilk kez gördüğümde de aynı şaşkınlığı yaşamıştım. Yine başında gündelik bir bere vardı. Tanıyamadım. Oysa ilk klibi Yağmurlar çıkmış, şarkı dillerde gezer olmuştu. &lt;br /&gt;    Sonraki aylar boyunca Kadın dışında albüm dinlemeyecek, nerede bir Şebnem Ferah konseri yakalarsam gidip izleyecektim.&lt;br /&gt;    Adı televolelerde hiç gezinmedi ama kısa zamanda rock denince akla gelen isim oldu.&lt;br /&gt;    Kemancı'da, Saklıkent'te, ODTÜ'de defalarca izledim onu…&lt;br /&gt;    Ve her çıkan albümünde Kadın'ın tadını aradım.&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;    Siyah deriler içinde&lt;br /&gt;    'Kukuletalı muzip kız', söyleşimizden üç saat sonra Saklıkent'in sahnesindeydi ve üç saat önceki çocuksu halinden eser yoktu. Dümdüz saçları asice dalgalandırılmış, vücudu adeta siyah ikinci bir deri ile kaplanmış, elindeki gitarla bir Suzy Quatro görüntüsüne bürünmüştü.&lt;br /&gt;    Baş, orta ve serçe parmaklarını havada dalgalandıran, cep telefonlarıyla fotoğraf çekip, ses kaydı yapan gençlerin "Şebo sen bizim her şeyimizsin" tezahüratı ve kırmızı-mor ışıkların huzmesi altında elektro gitarının tellerine vurdu Şebnem; gitarın uğultusuna çığlığıyla eşlik etti:&lt;br /&gt;    "Çocukken sahip olduğum kırmızı rugan ayakkabılar/ onlar da senin gibi çok tatlıydılar/ama canımı yakardılar, acıtırdılar."&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;    Kırmızı rugan ayakkabılar&lt;br /&gt;    'Kırmızı rugan ayakkabılı kız', bir tatil kasabasında doğmuştu.&lt;br /&gt;    Ailesi Yalova'ya Üsküp'ten gelmişti. Tam bir sokak çocuğuydu, 'deli kız'… Dersleri de iyiydi ama, okul dönüşü önlüğü atıp top peşine koşanlardandı. Öğretmen olan babası bağlama, mandolin, piyano çalar, arada annesiyle düet yapıp Rumeli türküleri söylerlerdi. &lt;br /&gt;    Küçük Şebnem'i müzisyenliğe sevk eden, biraz da ailedeki müzik sevgisi oldu.&lt;br /&gt;    İlkokulu bitirince Bursa kolejine yatılı kaydoldu. 13 kızla bir arada kaldığı yatakhanesinde tek mutluluğu müzik dinlemekti. Ablası evde Abba dinlerdi. Okulda volkmeninin kulaklığında ise Bon Jovi gibi popüler rockçılar vardı. Artık kararını vermişti:&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;    Şarkı söylemek istiyordu.&lt;br /&gt;    Lise 1'de Yalova'daki bir akrabasına bisikletini verdi, gitarını aldı. Şimdi deli gibi gitar çalıyor ve İngilizce şarkı sözleri yazıyordu. &lt;br /&gt;    Yatılı okuldan izinli olduğu Çarşambaları akustik gitar dersleri alıyor ve hafta sonları Yalova'daki odasında klasik gitarı ve küçük keyboard'uyla Scorpions'un Still Loving You'su gibi balatları çalmaya çalışıyordu. O yıllarda bir Londra gezisinde Soho'da bir müzik mağazasından Seth Riggs'in CD ve kitaplarını aldı. Riggs, Madonna'dan, Pavarotti'ye kadar pek çok müzisyen yetiştirmişti. Onun CD'lerinden gırtlağını nasıl kullanması gerektiğini öğrendi. Hâlâ her konser öncesi Seth Riggs'in CD'leri ile etüd yapmadan sahneye çıkmıyor.&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;    Volvox dönemi&lt;br /&gt;    Lise 2'de Bursa'daki bir stüdyoda kiralık enstrümanlarla ilk grubunu kurdu: &lt;br /&gt;    Pegasus. &lt;br /&gt;    1987'de Bursa'da düzenlenen bir rock festivalinde ilk kez sahneye çıkıp şarkı söyledi. "Mükemmel bir histi."&lt;br /&gt;    Henüz 15 yaşındaydı.&lt;br /&gt;    Bir süre sonra Pegasus dağıldı. Şebnem, birlikte müzik yapacağı grupla arkadaş olmanın önemini keşfetmişti. O yüzden yeni grup için en yakınlarını topladı. Gitarcı Duygu, davulcu Gül, basçı Ebru bir de keyboard'cu bulup birleştiler. Bu, Türkiye'nin kadınlardan kurulu ilk rock grubuydu. &lt;br /&gt;    Aradıkları ismi biyoloji dersinde buldular:&lt;br /&gt;    Volvox (Latince 'ütün Sesler')&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;        Mutsuz sözler&lt;br /&gt;    "Hafta sonları eve gittiğimde odama kapanıyor, yemek bile yemeden çalışıyordum. Kafamda bir şeyler çalıyor, içimden sesler geliyordu. Onları mırıldanarak teybe kaydediyordum. Notist değildim henüz, teyptekileri arkadaşlarımın anlayabileceği şifrelere döküyordum. Sonra gitarımla çalıp, üzerine İngilizce söz yazıyordum. Karanlık, mutsuz sözlerdi çoğu… Ya içimden öyle geliyordu, ya da dinlediğim yabancı parçalardan kulağıma yapışmış klişelerdi. Rock raconu öyleydi yani…"&lt;br /&gt;    "Yarınlar kadar yakın içimde fırtına&lt;br /&gt;    Bu dalgasız deniz durgun aldatır inanma&lt;br /&gt;    Yaslanıp gururumun kambur sırtına&lt;br /&gt;    Kendime rağmen durmam basar giderim"&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;    ODTÜ öğrencisi&lt;br /&gt;    80'lerin sonunda ODTÜ Ekonomi'yi kazanıp ablasıyla birlikte "Çok mutlu zamanlarım geçti" dediği Ankara'ya yerleşti.&lt;br /&gt;    Artık yatılı okulun ancak volkmenle müzik dinleyebildiği kısıtlı ortamından kurtulmuş, teybinin sesini dilediği kadar açıp, gönlünce gitar çalabileceği bir mekâna ve sosyal faaliyeti yüksek bir okula kavuşmuştu. &lt;br /&gt;    Bu arada amatör gruplarda şarkıcılık yapan konservatuarlı Özlem Tekin'le tanışmış, onu da Volvox'a katmıştı.&lt;br /&gt;    Ama grubun diğer üyeleri İstanbul'daki üniversitelere gitmişti. Volvox 1,5 yıl hiçbir yerde çalamamış, dağılmaya yüz tutmuştu. Şebnem için karar vakti gelmişti:&lt;br /&gt;    Ekonomist olmak istemiyordu, oysa 'şarkıcılıkta yol katetmeye müsait olduğunun farkında'ydı.&lt;br /&gt;    "Hayır, sen hiç korkma/yarın senin yanında/yeniden koş yollarda/durma, durma!"&lt;br /&gt;    Kararını verdi. İkinci sınıfın sonunda ODTÜ'yü bırakıp, Ankara'ya 'emekliliğinde dönmek üzere' veda etti ve İstanbul'a, müziğin kollarına koştu.&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;    Kemancı dönemi&lt;br /&gt;    İstanbul barlarında rock furyası yeni başlamıştı. 18 yaşlarında dört kız, Sıraselviler'de Kemancı'da, Ortaköy'de Sis Bar'da, arada Ankara'da şimdiki Manhattan'da, A-Bar'da haftanın beş günü sabaha kadar çalıyorlardı. Yorgunluktan perişan, ama mutlulardı. Müzik yapıp kiralarını ödeyebiliyorlar, bir yandan da sahne performansını, disiplinini, 'dinleyiciyi ısıtmayı' öğreniyorlardı. &lt;br /&gt;    Ancak, iki yıl sonra bu tempodan yoruldular. Volvox, sekiz yaşına gelmişti. Sahnede aynı (cover) şarkıları söylemekten ne kendilerini yenileyebiliyor ne beste yapıp söz yazabiliyorlardı.&lt;br /&gt;    1994'te dağıldılar. Özlem Tekin ayrılıp bir albüm yaptı. Şebnem de 'artık kendi şarkısını söylemek istiyor'du. &lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;    Sezen devrede&lt;br /&gt;    Beklenen fırsat tam bu aşamada kapıyı çaldı.&lt;br /&gt;    Hazırladıkları İngilizce sözlü bir demo, TRT'de Kokteyl programında yayınlandı. O klipte gitar çalıp vokal yapan Şebnem, Sezen Aksu'nun dikkatini çekti. Sezen "Bulun bu kızı bana" dedi. Kız bulundu. Sezen'in albümünde vokalistlik yaptı. Lâkin o, rock yapmak istiyordu. İyi de nasıl?&lt;br /&gt;    Şebnem'in de okuduğu 'Lanet' gibi fotokopiyle çoğaltılan fanzinler aracılığıyla yeraltında üreyen bir rock kültürü varsa da, Türkçe rock bugünkü kadar popüler değildi. &lt;br /&gt;    O dönem iki gelişme rockçıların önünü açtı:&lt;br /&gt;    Biri Metallica'nın İstanbul'daki stadyum konserinde gördüğü muhteşem ilgiydi. Metallica'yı bile şaşırtan bu ilgi büyük bir potansiyelin işaretini verdi.&lt;br /&gt;    İkinci gelişme ise Batılı dev müzik firmalarının Türkiye pazarına girmesiydi.&lt;br /&gt;    Şebnem, tam bu gelişmelerin ortasında, hem de donanımını tamamlamış, çevre edinmiş olarak, çantasında bestelerle hazırdı.&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;    İlk albüm&lt;br /&gt;    Raks'ta Sezen Aksu ve Onno Tunç'a Deli Kızım Uyan'ı dinletti.&lt;br /&gt;    Bir gün odasına kapanıp yatağına oturmuş ve bu şarkıyı üç dakika içinde hem bestelemiş hem de sözünü yazmıştı. Gitarla en ilkel halinde çaldı:&lt;br /&gt;    "Deli kızım uyan/Söylenenler yalan/&lt;br /&gt;    Deli kızım uyan/bir tek sensin duyan."&lt;br /&gt;    Harikaydı. Sezen, Şebnem'i karşısına oturtup söz yazarken teknik anlamda nelere dikkat etmesi gerektiğini anlattı, birkaç müdahale yaptı; işte tamamdı. Hazır olan 4-5 şarkıya hiç dokunmadan albüme giriştiler.&lt;br /&gt;    "Benim müzikal anlamda aldığım ilk kıymetli hediyedir. Buna prestij albümü olarak bakıyorlardı. Ben iyi şarkı söylediğimi biliyordum.Yaptığım şeye inanıyor, güveniyordum. Ama satılır mı satılmaz mı, belli olmazdı. Yoktu hiç örneği. Benden biraz önce Özlem çıkmıştı ama benimki başka bir kulvardı. Hiç daha önce böyle bir şey yapılmamıştı, dolayısıyla maddi bir risk alıyorlardı."&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;    Boşuna yaşanmamış&lt;br /&gt;    Çocukken harçlıklarından, sonraları konserden kalan zamanlarından kısıp çalıştıkları stüdyo emirlerindeydi artık…&lt;br /&gt;    İskender, Hakan, Demir, büyük bir şevk ve enerjiyle işe koyuldular. Beş ay gece gündüz çalıştılar. "Teknik anlamda da çok başarılı bir albüm oldu. İlk kez davul ve bas sesi duydu Türkiye…"&lt;br /&gt;    Sonuç, inanılmazdı:&lt;br /&gt;    Kadın, 400 bin sattı.&lt;br /&gt;    24 yaşında, hem de taviz vermeden hedefine ulaşmıştı Şebnem... Artık yolu açıktı. Altı yıl sonra dördüncü albümüne Deli Kızım Uyan'ın ikinci bölümünü şu sözlerle yazacaktı:&lt;br /&gt;    "Çok parçalandım/ parçalandıkça çoğaldım diye inanmazsam/&lt;br /&gt;    Nasıl yaşarım, nasıl yaşarım?&lt;br /&gt;    Hiçbir şey boşuna yaşanmamıştır diye inanmazsam/&lt;br /&gt;    Nasıl yaşarım, nasıl yaşarım?"&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olgunluğa dair&lt;br /&gt;    "Acılardan öğrendim müziğe verdim"&lt;br /&gt;    Ablandan 11 ay sonra depremde babanı kaybettin. Uzun bir aradan sonra döndüğünde, sözlerin çok daha olgunlaşmış bir kadının sözleriydi.&lt;br /&gt;    Deprem sonrası bomboş geldi her şey... Hiçbir şey yapmak gelmedi içimden… Babam, hayatımın çok önemli bir karakteriydi. Depremde onunla birlikte mahallem de gitti. 'Ben hangi sokakta top oynuyordum' diye gidip bakmak istesem artık yok öyle bir şey. Böyle şeyler yaşadığında tabii müziğine de yansıyor bu... Bir süre sessiz durdum. 'Ne oluyor' diye anlamaya çalıştım. Ama müzik bunu atlatmama yardımcı oldu. Sonra onu bir şekilde üretime çevirebildim. Hatta, garip bir denge ama, müziğime, insanlığıma çok şey kattığını düşünüyorum. Acı, insana kısa zamanda çok şey öğretiyor. &lt;br /&gt;    "Sevgilim ve dostum; babam, oğlum…/ arkadaşım, aşkım; her şeyimdin sen" diyen sözlerle döndün. O deli kız, hızla büyümüştü sanki…&lt;br /&gt;    Çok hızlı olgunlaşıyor insan… Ve yalınlaşıyor. Ablamın hastalığı çok uzun sürdü. Evde kahkaha attığım zaman kendimi kötü hissederdim. Böyle bir gençlik dönemi yaşadığın zaman sorumluluk duygun o kadar ağır basıyor ki, içinden deli doluluk gelse de yapamıyorsun; bir tarafın hep nahoş bir şey düşünüyor. Ben yeni yeni 'Ya Şebocum gül biraz' diyorum kendi kendime. &lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessizliğe dair&lt;br /&gt;    Savaşta rockçılar neredeydi?&lt;br /&gt;    Rock, doğası itibarıyla dünyaya kafa tutan, protest, muhalif bir müzik… Paul Simon ırkçılığa karşı, Bruce Springsteen teröre karşı albüm yapıyor. Bizde niye mesela savaş karşıtı bir çalışma çıkmıyor?&lt;br /&gt;    Aslında çok hissediyorum bunu… Kendimi eğitmeye çalışıyorum. Böyle sosyal meselelerle ilgili bir tavır içinde bulunmak ve bunu estetik bir şekilde sunabilmek de hakikaten çok zaman ve çok iyi donanım isteyen bir şey. &lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;    Bir deprem albümü yapabilirdin mesela… Niye olmuyor bu..?&lt;br /&gt;    Bence olmalı… Ama Türkiye'de zaten profesyonel şirketlerle kontratlı rock müzik yapmak o kadar yeni ki, herkes ayağını yorganına göre uzatmaya çalışıyor.&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;    Batılı müzik şirketleri bu türden çıkışlara sıcak bakmıyor olabilir, ama bir toplu konser de düzenlenemez mi?&lt;br /&gt;    Zaten biz bu toplu tepki konularında özürlüyüzdür; sadece rock grupları için söylenecek birşey değil. &lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;    Ama sanatçılar toplumun sinir uçlarıdır. İlk refleksin onlardan gelmesini bekliyor insan…&lt;br /&gt;    Bu konuda sonuna kadar haklısın… Savaş, deprem gibi durumlarda birilerinden müzikal bir tepki bekliyorsa insanlar, bu, ilk rockçılardan gelmelidir.&lt;br /&gt;    &lt;br /&gt;    Oysa tepki bir yana, tersine belli markaların amblemi altında görüyoruz sizleri… Bu, işin özünden taviz vermenizi gerektirmiyor mu?&lt;br /&gt;    O işi neden yaptığına bağlı. Benim kendi koşullarımla kendi sahnemi Erzurum'a götürme imkanım yok. Yaş ilerledikçe bazı şeyleri heyecanla değil, daha planlayarak yaparken buluyorsun kendini… 'Estetik olarak ben bunu da güzel anlatabilirim, boyumu aşmaz' diye hissettiğim gün, böyle şeyler yapma düşüncesi beni çok heyecanlandırıyor. Biraz daha zamanı var.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160264218806797?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160264218806797/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160264218806797' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160264218806797'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160264218806797'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/ebonun-dn-can-dndar.html' title='Şebonun Dönüşü - Can Dündarı'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160255066044454</id><published>2006-06-29T10:35:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T10:35:50.756-07:00</updated><title type='text'>Milliyet Gazetesi Röportajı</title><content type='html'>Derdini şarkılarda anlatıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah 2,5 yıllık bir aradan sonra "Kelimeler Yetse..." adlı albümüyle karşımızda. Şarkılarında aşklarını, ayrılıklarını anlatıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     ASLI ÇAKIR&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Beş yaşından beri müzikle ilgilenen, genç kızlık yıllarını barlarda haftanın beş gecesi sahneye çıkarak geçiren, Volvox grubuyla ünlenen, ilk solo albümü "Kadın" ile büyük başarı yakalayan Şebnem Ferah yeni albümünü geçtiğimiz günlerde çıkardı. "Kelimeler Yetse..." yine içten, yine özenli bir rock albümü. Ayrılık acısını bolca hissettiğimiz parçalar çoğunlukta olsa da bu albümde Şebnem Ferah’ı daha ritimli, daha olumlu görüyoruz. Evine röportaja gittiğimizde bizi poğaçalar, tatlılar ve gülücüklerle karşılayan Ferah, müzik konuşmaya başladığı zaman heyecanlanıyor. Anlatırken anladığımız kadarıyla olmaya bayıldığı iki yer var: Sahne ve evi. Yıllardır sahnede olduğu için bu konudaki performansı tartışılmaz olan Ferah’ın ikinci mekanı evi; dev ekran televizyonu, DVD’leri, müzik CD’leri, süsleri, püsleri ile çok güzel. &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Bu albüm ne kadar zamanda ortaya çıktı?&lt;br /&gt;     Kayıt aşaması altı ay sürdü. Ondan önceki yedi-sekiz ay sözler, besteler ile uğraştım.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Altı ay uzun değil mi stüdyo için? &lt;br /&gt;     Evet uzun. Titiz ve özenli çalışmaya da düşkün biriyimdir. Bir yandan da albümün prodüktörüyüm. İşin genel estetik yapısını biçimlendirmek daha farklı bir şey.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;2,5-3 senede bir çıkıyor albümleriniz...&lt;br /&gt;     Alışkın olduğumuz iki şarkıcı tipi var. Birinde parçalar toparlanır, repertuvar oluşturulur ve stüdyoya girilir. Onlar her sene albüm yapabilirler. Ben kendi sözümü, müziğimi söylemekten daha çok keyif aldığım için önce bir şeyler üretmem gerekiyor. &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Bu üretim aşaması da bazı dönemlere denk geliyordur ama...&lt;br /&gt;     Günlük hayatta üretemediğimiz şeyler daha çok negatif zamanlarda çıkar ya... &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Niye bu böyle olur? Eğlenceli şeyleri de anlatsanız ya. Hep aşk acısı, hep sorun... &lt;br /&gt;     Öyle zamanlarda kendimi yalnız kalmaya programlıyorum. Arkadaşımı karşıma alıp "Şuna üzüldüm" diye anlatan biri de değilim. Ama o duygular çıkmak istiyor. Sonuçta şarkıcıyım, başka şarkılar söylemeyi de severim ama bunu tercih ediyorum.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Gerçekten başka hangi şarkıları söylüyorsunuz. Evde şöyle bir "Kara Üzüm Habbesi"ni söyleyerek oynuyor musunuz?&lt;br /&gt;     Hayır. Zaten Türkçe müzik dinlemem. &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Tipiniz de pek öyle "kara üzüm habbelik" değil zaten...&lt;br /&gt;     Yok. Henüz öyle bir noktaya gelmedim.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Herkes çıkıp istediği gibi müzik yapabilir. Ama sektördeki patronlar güzel oğlan ve kızları itekleyerek, onlar daha ne yaptıklarının farkında bile değilken şarkı söyletiyorlar. Bu sizi sinirlendirmiyor mu?&lt;br /&gt;     Gerçekten müzik yapmak istiyorlarsa kimse bunun önünde duramaz. Benim bir önyargım yok. Ancak topluma bu tek doğruymuş, en güzeliymiş, gibi itilirse orada benim gibiler için problem başlıyor. Ben beş yaşından beri müzik yapıyorum. Bu benim her şeyim, hayatım, çok seviyorum. Bunun için bana iyi davranın demiyorum ama ayırımı fark etmeniz lazım. Dinleyici kitlesi genç. Sürekli başka türlü bir kültüre maruz kalıyorlar ve dünyayı da bundan ibaret sanıyorlar. Gençlerin önlerine her şeyden eşit olarak konması lazım.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Peki siz bunları gördükçe kendi şirketinizi kurmak istemiyor musunuz?&lt;br /&gt;     İleride olabilir. Şimdi bir ofis tuttuk. Alt katı stüdyo olacak üst katında da arkadaşlarla konserlerimizi planlayacağız... &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;     Aşk acısı albüme yaradı&lt;br /&gt;İlk albümde "Vazgeçtim Dünyadan" derken ikinci albümünüze denk gelen depremde babanızı kaybettiniz. Sonraki albümünüz "Perdeler" için verdiğiniz röportajlarda "Hayatı anlama sürecindeyim" diyordunuz. Neler oluyor? Sözlerinize baktığımız zaman yine isyan, sorun acı da olsa "Dur bir düşün", "Bir de şöyle bak" diyen daha olumlu bir tavrınız var...&lt;br /&gt;     Böyle şeyleri herkes yaşıyor. Başınıza geldikten sonra eğer hayatı her şeye rağmen özümseyerek yaşayacağım diyenlerdenseniz öyle şeyleri bile olumlu bir hale sokmayı becerebiliyorsunuz. Babamdan 11 ay önce de kız kardeşimi kaybetmiştim. Tokat gibi geldi. Zamanla öyle bir noktaya geliyorsunuz ki bazı şeyler canınızı daha az yakıyor. Tavırlarınız daha olumlu oluyor. Ayrıca bazı şeyleri daha cesur söyleme yeteneğine daha yeni yeni sahip oluyorum. Yaşın, senelerin, yaşananların etkisi oluyor tabii. &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Esas olarak bolca aşk acısı var sözlerinizde. Hatta bir şarkınızda sevgilim, dostum, aşkım, babam, oğlum dediğiniz adamdan ayrıldığınızı ve özlediğinizi anlatıyorsunuz. Son bir-iki yılda ne oldu hayatınızda? Yaşadınız mı böyle bir "babam, sevgilim, oğlum aşkı" ve sonra da acısını?&lt;br /&gt;     Aşk acısı yaşadım evet. Sözünü ettiğiniz babam, oğlum, arkadaşım gibi tanımlamaları yakıştırdığım biri gibi hissettiğim için bu sözleri söyledim o kişiye. İnsan hayatında değer verdiği birini kaybettiği zaman tabii ki üzülür. Kafayı yemedim ama yaşadığım şeyleri her hücremde hissederim.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Aşkı hep böyle mi yaşıyorsunuz peki?&lt;br /&gt;     Bir kere hayatıma her dakika aşk sokan biri değilim. Bağlanan biriyimdir. Her şeyi olduğu gibi aşkı da dibine kadar yaşamayı seviyorum. Bunlar da öyle bir dönemin şarkıları. Başkası olunca belki daha temkinli olacağım ve babam, oğlum demeyeceğim belki bilmiyorum... &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Acılı ya da acısız bu aşkın albüme yararı oldu sonuçta...&lt;br /&gt;     Evet oldu. &lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Tatlı bir anne olacağımı düşünüyorum"&lt;br /&gt;Pek medyatik biri değilsiniz. Bunu nasıl sağlıyorsunuz? Yani bir yere gittiğinizde burnunuza dayanan o mikrofonlardan nasıl kurtuluyorsunuz? &lt;br /&gt;     Dayanmaması için elimden geleni yapıyorum. Kalabalık bir yere giderken baştaki kokteyle gitmiyorum. Göz önünde bir hayatım da yok. Canım istediği zaman eşofmanımla Gima’dan alışverişimi yapıyorum.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Müzikten başka hayalleriniz yok mu? Mesela çocuk sahibi olmak falan istemiyor musunuz?&lt;br /&gt;     Teyze olana kadar çocuk çok sevmezdim. Ama şimdi garip bir duygu hissediyorum. Galiba yaşla da ilgisi var. Kadınların bünyesinde sanırım çocuk sahibi olma güdüsü oluyor. Bir çocuğum olsa onu yoğurabileceğimi, onunla çok iyi vakit geçireceğimi, tatlı bir anne olacağımı düşünüyorum. Ama önce karşınıza öyle biri çıkmalı ki bu güdüleri harekete geçirsin. "Ben bu adamdan çocuk sahibi olmak istiyorum" diyesiniz.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Aşkın Nur Yengi yaşlandıkça kadınlaştığını ve güzelleştiğini söyler. 31 yaşındasınız, size de oluyor mu bu?&lt;br /&gt;     Ben hiçbir zaman öyle kadın kadın biri olmadım. Bazı şeyleri geç farkettim zaten. Hep müzikle ilgileniyordum.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;Bu gece Eurovision var. Sertab Erener ve şarkısı hakkında neler diyeceksiniz?&lt;br /&gt;     Çıkan tartışmaları çok saçma buldum. Türkiye’nin en iyi seslerinden biri kendince bu işin bu sene böyle yapılmasına karar vermiş. Ona destek olmak lazım. Ayrıca diğer parçaları dinledim. Hepsi birbirinden berbat.&lt;br /&gt;     &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pırasalı börek yapıyor, her şeyi tamir ediyor&lt;br /&gt;     Dinledikleri: MFÖ’nün şarkılarını, Sezen Aksu’nun sözlerini, Sertab’ın yorumunu beğeniyor.&lt;br /&gt;     Geceleri: Son iki-üç yıldır akşamlarını evde geçiriyor. Film seyrediyor. Arkadaşlarıyla buluşuyor, kutu oyun oynuyor, sohbet ediyor.&lt;br /&gt;     Mutfağı: İyi yemek yapıyor. Pırasalı böreği biliniyor. Kendisi patates, köfte ve yaprak sarma seviyor. &lt;br /&gt;     Hobileri: Evle uğraşmaya bayılıyor. Sandalyeleri zımparalıyor, boyuyor. Evde her şeyi önce kendisi tamir etmeye çalışıyor. Elektronik aletlerle arası iyi. &lt;br /&gt;     Saçı: Değişiklik yapmak istediği zaman hemen saçının rengiyle oynuyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160255066044454?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160255066044454/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160255066044454' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160255066044454'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160255066044454'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/milliyet-gazetesi-rportaj.html' title='Milliyet Gazetesi Röportajı'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160248024888430</id><published>2006-06-29T10:33:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T10:34:44.446-07:00</updated><title type='text'>Radikal Gazetesi- Röportaj</title><content type='html'>Şebnem Ferah son albümü 'kelimeler yetse...'de, gerçekten yaşamış olduğu bir aşk acısını anlatıyor. Ferah, 'Hayat, her gün o acıyla yaşama izni vermiyor insana. Sonuçta bir şeyler birikiyor ve patlıyor' diyor &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HIZIR TÜZEL &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İSTANBUL - Bir aşk yorgunu olarak gördüm Şebnem Ferah'ı. Üzülmüş, acı çekmiş. Sonra bağırıp, çağırıp boşaltmış içini. Yorgun ama keyifli. Üniversal Müzik tarafından çıkarılan 'kelimeler yetse...' isimli albümü dinleyince insan bunu fark ediyor zaten. Rock'çı dediğin ne yapar ki, hayatı protesto eder, kalıplara karşı çıkar, üzüntüsünü müzikle dile getirir. Ben böyle biliyorum. Şebnem de öyle yapıyor. Sorun yok yani... Şebo'yu daha fazla anlatmak için bendeki kelimeler yetmiyor. Yetseydi, söyleşiye yer kalmayacaktı zaten. &lt;br /&gt;Şebnem hanım, bu son albümde 'kelimeler yetse...' diyorsunuz. Gerçekten de hayatta bazı şeyleri ifade etmek için kelimeler neden yetmez? &lt;br /&gt;Kelimeler düşünceleri anlatırken yeterli olabiliyor. Bir konuda fikriniz varsa bunu ifade etmek için kelimeleri kullanmak iyi bir yöntem tabii. Yazmak, okumak, konuşmak için kelimeler yetiyor. Ama bazı duyguları anlatırken bir bakışın yerini kelimeler dolduramıyor. İnsan hiç konuşmaz susar, sadece karşısındakine bakar ve karşısındaki de onun ne demek istediğini anlar. Mesela çok üzülüp ağlarsınız, karşınızdaki sizin ne kadar üzüldüğünüzü anlar. Bir bakışın, bir gülümsemenin yerini bazen hiçbir kelime anlatamaz. Galiba böyle şeylere çok kafa yoruyorum. Kendi duygularımı, insanların duygularını anlamaya gayret ediyorum. Benim için önemli olan bunlar. &lt;br /&gt;Kelimeler yetseydi daha farklı bir dünyada yaşıyor olurduk herhalde. Savaşlar filan çıkmazdı diye düşünüyorum. Ne dersiniz, haklı mıyım? &lt;br /&gt;Herhalde. İnsanların sadece kelimelerle anlaşamadığı durumlar da oluyor çünkü. Bu insani şeylerin eksikliğinden kaynaklanıyor. &lt;br /&gt;İletişim çağında yaşıyoruz diyorlar ama iletişim için kelimeler yetmiyor. Başka şeyler de önemli. Ve o başka şeyler, hayatlarımızdan giderek eksiliyor. İnsanların sahip oldukları en büyük lütuf duygudur ve bunu ifade edebilme yeteneğidir. Bunu kullanmadığımız sürece gerçekten eksik ve zavallı kalıyoruz. Kimse sevdiği işi yapmıyor, hayattan zevk almıyor, sevdiği adamla birlikte olmuyor, hesapçı oluyor, giderek kendini köreltiyor. Kapasitesini kullanarak çok sevdiği şeyleri yapabilecekken, bütün bunların uzağında zaman geçirip gidiyor. Oysa, hissettiğin şeyi karşındakine aktarabilmek hayatı çok kolaylaştırıyor. Benim açımdan hayat işte o zaman güzel oluyor. &lt;br /&gt;O zamanlar kendimi dolu dolu yaşıyor gibi hissediyorum. İçimde bir kelebek dolaşıyor. &lt;br /&gt;Dikkat ettim de, şarkılarınızda bol miktarda hüzün ve acı mevcut. Gerçekten çok acı çektiniz mi, çok mu üzdüler sizi? &lt;br /&gt;Hayat öyküm biraz acıklıdır zaten. Bunlardan söz etmek istemiyorum artık. Bunlar farkında ol ya da olma insanı yürekten etkiliyor. İçinde birtakım şeyler kırılıyor. Acı geçmiyor ama hayat devam ediyor. Zaten hayat her gün o acıyla yaşama izni vermiyor insana. Sonuçta bir şeyler birikiyor birikiyor. Bir de hayatınıza anlam verdiğini düşündüğünüz biri hayatınızdan &lt;br /&gt;aniden çıkıverince bir patlama yaşıyor insan. &lt;br /&gt;Evet, belli ki bayağı bir patlama yaşamışsınız. Albümde belli oluyor bu... &lt;br /&gt;Ben evde sehpanın üzerinde duran bir obje ile de duygusal bir bağ kuran bir insanım. Kolay kolay bir şeylerimi atamam, vazgeçemem. Bağlanan, değer veren biriyim. Birini seveceğim ve o benim hayatımdan hiç beklemediğim bir anda çıkacak. Bu beni çok üzüyor. Bu da, benim o yüreğimdeki kırık noktaları acıtıyor. O acı duygular canlanıyor ve dışarı çıkmak istiyor. Ben de müzisyen olduğum için bunu müzikle dışarı çıkartıyorum. Bu tabii yorumuma, sözlerime de yansıyor. &lt;br /&gt;Geçen gün televizyonda bir söyleşinizi izlerken öğrendim Türçe müzik yapıp da nefret edilmeyen bir MFÖ bir de siz varmışsınız. Doğru mu bu? &lt;br /&gt;Benden nefret edilip edilmediğini bilmiyorum. Belki nefret edenler de vardır ama duygularını dile getirmiyorlardır. Ben dinleyicilerimle arkadaş gibi olmayı seviyorum. İnsan nasıl evinde gitarını alıp, arkadaşlarını toplayıp çalar, söyler aynen öyle işte. Albüm çıkardıktan sonra iki tane yol var biri şan, şöhret, para beklentisi. Diğeri ise kendimi daha yakın bulduğum bir fikir, samimi olmak. Açıkçası benim hayatımda hiçbir şey değişmedi. Her türlü insani ihtiyaçlarımı eskiden karşıladığım gibi karşılayıp o şekilde yaşıyorum. Bunun nedeni de sanırım, zannediyorum müzik yaptığım için albüm yapmam. Albüm çıkarmak için şarkıları bir araya toplamıyorum. Kendi kendime bir şeyler yaşayan, onları birileri için dinlenir kılmaya çalışan, bunu yaparken de içten olmaya gayret eden biriyim... &lt;br /&gt;Pardon ama bu alışmadığımız bir şey neden böyle yapıyorsunuz? &lt;br /&gt;Çevremizde o kadar çok negatif şey var ki, sanıyorum insanlar bunu fark ediyor. Yani bir şeylerin özenerek, emek harcanarak yapıldığını fark ediyorlar. Onları kısa günün kârı mantığıyla sömürmediğimi anlıyorlar. Müziği gerçekten sevdiği için, yapan birini gördükleri zaman artık bunu fark ediyorlar. Belki bunun için yaptığım müziği dinlemeseler bile beni ayrı bir yere koyuyorlar sanıyorum. Sonuç olarak bu düşüncelerimde haklıysam ne mutlu bana. &lt;br /&gt;Şimdi siz albüm filan olmadığı zaman ortalarda görünmüyorsunuz. O aralar nerede saklanıyorsunuz? &lt;br /&gt;Saklanmıyorum, evimde normal bir şekilde yaşıyorum. Ben bir iş yaptığım zaman bunu insanlarla paylaşmayı seviyorum. Bunun ötesindeki şeyleri insanlarla paylaşıp, laçka bir ilişki kurmak istemiyorum. Birilerine bir şeyler söylemek istiyorsanız telefon açarsınız, ya da bir yerde oturup konuşursunuz. Bunun için gazeteleri, televizyonu kullanmak bana görgüsüzce geliyor. Benim öyle bir tavrım yok. Dolayısıyla müziğimi yaparım, konserimi &lt;br /&gt;veririm, albümümü çıkartırım. Öyle ortalarda dolaşmanın bir âlemi yok. &lt;br /&gt;Anladığım kadarıyla sizin gibi davranınca da işler yolunda gidebiliyor yani değil mi? İlle de, televolelere çıkmak gerekmiyor sonuçta. &lt;br /&gt;Tabii gayet de güzel olabiliyor. Bazı insanlar öbür şekilde bir yaşamın doğru olduğuna inanabilirler. Onların doğrusu bu olabilir. Fakat bu benim tanıdığım bir alan değil. Ben kendimi rahat ifade ediyorsam öyle olmaktan yanayım. Eskiden nasıl barda çalıyor, işim bitince gitarımı alıp evime gidiyorsam şimdi de aynı mantıktayım. Bu tavrımı değiştirmek için de bir neden görmüyorum. &lt;br /&gt;Müzikten iyi anladığımı söyleyemem ama sizin bu son albümünüzü dinledim. Şarkı sözleri, yorumlar filan çok düzeyli geldi bana. 'Neden bu kadar uğraşıyor, piyasadakiler gibi abuk sabuk şarkılar yapmıyorsunuz, öylesi daha kolay değil mi?' diye sorsam saçmalık olur mu? &lt;br /&gt;Maalesef o tür şarkılar yapamıyorum. Ben bu işi, müzik yapmayı çok seviyorum. Çok değer veriyorum. Bir konsere gittiğim ve o müziği beğendiğim &lt;br /&gt;zaman çok mutlu oluyorum. Benim başka türlü şeylerle pek bir alakam yok. Gece başımı yastığa koyduğumda içimin rahat olması gerekiyor. En ciddi kontrol mekanizmam bu. Bazı şeyler alıp başını gidiyor gibi görünse de öyle değil. Artık dinleyici birtakım şeylerin farkına vardı. Albüm satışları bunu gösteriyor zaten. Bazı şeylerin altyapısını oluşturmadan, beyni yıkanmış gibi dışarıdan görüp aynısını yaptık ya, bu değişti artık. Ben şimdi kendi sevdiğim, değer verdiğim müziği yapmazsam çatlarım. İstediğim kadar çok para kazanayım, istediğim kadar ünlü olayım hiç fark etmez. Bazıları zaten bu işi müzik yapmak için değil başka amaçlarla yapıyor. Ünlü olup başka açılarda hayatlarını sürdürmek istiyorlar. İçinde gerçekten yetenek barındıran insanların bütün bu kalitesizlikten gözü korktu. Dışarıdan o kadar çirkin görünüyor ki, gerçek yetenekler bundan dolayı küsüyor. &lt;br /&gt;Siz nasıl küsmeyip, devam ettiniz peki? &lt;br /&gt;Beni on beş yaşındayken gitar alıp, şarkı söylemeye iten neden bir heyecandı. O zamanlar üç tane şan dersi alan hop diye albüm çıkarmıyordu. Gerçekten müzikten heyecan duyanlar kendilerini ifade edecek bir platform buldukları zaman bunu ortaya çıkarırlar. Diğerlerinin gerçekten müzik yaptıklarına inanmıyorum. Daha farklı bir şey yapıyorlar. &lt;br /&gt;Sizin için 'Türkiye'nin en güzel çığlık atan kadını' diyorlar. &lt;br /&gt;'Kelimeler yetse...' isimli son albümünüzde de bol bol çığlık atıyorsunuz. Günlük yaşamda da sık sık çığlık atar mısınız? &lt;br /&gt;Bu aslında melodi anlayışımla ilgili. Bazı duygular var. Onları ifade ederken bir söz yetmeyebiliyor. Bağırarak söylemek istiyorsam bağırıyorum. Sesimi kullanabileceğim kapasitede kullanmayı seviyorum. Bazı duygular &lt;br /&gt;içimde öylesine hamurlaşıyor ki, bazen çığlık çığlığa söylüyorum, bazı şeyleri kısık kısık söylüyorum. Aslında açıkçası ben sadece sesimle şarkı söylemiyorum... &lt;br /&gt;Özür dilerim ama bunu anlayamadım... &lt;br /&gt;Bütün bedenimi kullanarak şarkı söylüyorum. Böyle söylemeyi ve böyle söyleyenleri seviyorum. Ama günlük yaşamda öyle çığlık attığım filan olmuyor. Biraz soğukkanlı bir insanımdır. Öyle olur olmadık şeylere çığlık atmam. Vardır öyle kadınlar. Ben öyle değilim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem'e ne kelimeler ne de müzik yetiyor &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şebnem Ferah iki yıl aradan sonra 'kelimeler yetse...' adlı dördüncü albümüyle karşımızda. Albümde yer alan 10 parçanın hepsinin söz ve müziği Ferah'a ait&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İSTANBUL - Şebnem Ferah iki yıllık suskunluğunu, 'kelimeler yetse...' adını verdiği yeni albümüyle bozdu. Universal Music etiketiyle piyasaya sürülen 'kelimeler yetse...' Ferah'ın, 2001'de çıkan 'Perdeler'in ardından dördüncü albümü. Üyeleri arasında Özlem Tekin'in de yer aldığı Volvox grubundan sonra, müzikteki yolculuğunu solo olarak sürdüren Ferah, 'Kadın' adlı ilk albümünü 1996 yılında yayımlamıştı. &lt;br /&gt;O gün bugündür çizgisinden ödün vermeyen, seslendirdiği parçaların hemen hepsinin söz ve müziğinin altına kendi imzasını atan Şebnem Ferah'ın, hayatla arasındaki 'didişme', 'kelimeler yetse...' adlı bu albümle devam ediyor. &lt;br /&gt;Ferah albümüne, gözlerden ırak geçirdiği iki yıl boyunca yaşadıklarından ve gözlemlediklerinden edindiği deneyimlerini, dinleyicisi ile paylaşıyor. Albüm ayrıca Şebnem Ferah'ın, şarkıcılık performansının yanında şarkı sözü yazarlığı açısından da, kendisini yenilemeye ve geliştirmeye gayret gösterdiğinin bir kanıtı olarak nitelendiriliyor. &lt;br /&gt;Albümde yer alan 10 parçanın hepsinin söz ve müziğine imza atan Ferah'a eşlik eden müzisyenler ise Ozan Tügen (klavye), Buket Doran (bas gitar), Metin Türkcan (gitar) ve Aykan İlkan (davul). Tügen, Doran, Türkcan ve İlkan kayıtlardan önce parçaların düzenlemelerine de imza atan isimler. Şebnem Ferah'ın bu albümü özel fiyatla dinleyiciye ulaşıyor. Albümün CD formatındaki fiyatı 8 milyon 500 bin lira olarak belirlendi. ,&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160248024888430?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160248024888430/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160248024888430' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160248024888430'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160248024888430'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/radikal-gazetesi-rportaj.html' title='Radikal Gazetesi- Röportaj'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160240427554388</id><published>2006-06-29T10:32:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T10:33:24.423-07:00</updated><title type='text'>Kelimeler Yetse Albüm Kriteri</title><content type='html'>KELİMELER YETSE...  ŞEBNEM FERAH &lt;br /&gt;Universal Müzik &lt;br /&gt;Bir arkadaşınızın sevgilisinden ayrılıp size olup biteni anlattığında tüyleriniz diken diken olur, eliniz ayağınız titrer ya, Şebnem Ferah bu etkiyi müziğiyle yaratıyor. &lt;br /&gt;   &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;"Kelimeler Yetse...", o kadar içten, o kadar yalın ve o kadar damardan sözlere sahip ki, en duygusuz adam bile etkileniyor. Benzer duygular yaşadıysanız kendi hayatınıza flashback yapıp dalıp gidiyorsunuz. Fakat albümün müzikal potansiyeli de o kadar zengin ki, sadece sözleriyle ile anılacak bir albüm olmaktan kurtuluyor. Kim ne derse desin, yabancıların ayrılık hikayelerinden çok daha "bizden" bir hikayesi var bu albümün. "Kelimeler Yetse...", klasikleşecek parçalarla dolu gerçek bir Türk Rock başyapıtı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;doğu&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160240427554388?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160240427554388/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160240427554388' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160240427554388'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160240427554388'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/kelimeler-yetse-albm-kriteri.html' title='Kelimeler Yetse Albüm Kriteri'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160233551257747</id><published>2006-06-29T10:31:00.001-07:00</published><updated>2006-06-29T10:32:15.720-07:00</updated><title type='text'>Blue Jean Dergisi - 2003</title><content type='html'>Blue Jean Dergisi - Kelimeler Yetse&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Kelimeler Yetse Otobiyografi Değil" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabul, Şebnem Ferah ve son albümü "Kelimeler Yetse" konusunda çok geç kaldık. Ama Şebnem, Teoman, Mor ve Ötesi ve Cenk &amp; Erdem ile Türkiye'yi turlamaya başladığından bir türlü röportaj fırsatı bulamamıştık. Sonunda muradımıza erdik. Kelimeler yettiğince Şebnem karşınızda.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan iki buçuk yıl önce Boğaziçi Üniversitesi'ndeki bir konserindeyim. Şebnem Ferah seyircilere "Valla siz varken çok iyi hissediyorum. Hepiniz süpersiniz" diyor. Ben de alkolün ve nefis performansın etkisiyle hem de orta sıradan "Sen de süpersin" diye bağırıyorum var gücümle "Efendim..?" diye sesin olduğu yere dönünce harala gürele de sesimi zaten duyuramıyorum sonra. Devran döndü, şimdi Şebnem'in karşısındayım. Bu komik fan'lık anısını ona anlatamadım gerçi ama olsun,buraya yazabilmek de bir şeydir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Öncelikle hayat nasıl gidiyor diye sorayım..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF : Gayet iyi gidiyor. Konserler çok iyi geçti, iki yıldır konsere çıkmıyordum, o yüzden çok özlemişim. Albümle ilgili de çok güzel şeyler duyuyorum. Genelde ikinci ve üçüncü albümde, her ne kadar ben elimden gelenin en iyisini yapmaya çalıştıysam da "En iyisi ilk albüm" deniyordu, ilk kez bu albümde onu aştık, yani öyle şeyler söylüyorlar. O yüzden her şey yolunda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Yeni bitirdiğiniz Fanta Turnesiyle ilgili neler söyleyeceksin..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF : Çok profesyonel bir turneydi., 22-23 günde 17 şehir dolaştık ve görd Erzurum'da konser vermekle İstanbul'da konser vermek arasında hiçbir fark yok. Hele Doğu'da böyle şeylere özlem duyduklarından olacak, daha bile yoğun geçtiğini söyleyebilirim. Aynı zamanda çok başarılı, sıcak, problemsiz geçti ve hayatım boyunca unutamayacağım turnelerden birisi oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Konserlerinde de rahatlıkla görülen bir şey, Şebnem Ferah'ın hayranlarıyla ilişkisi vardır. Bunu nasıl sağlıyorsun..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF : Bu konuyla ilgili zaman zaman ben de düşünüyorum. İlk albümü yapmamdan itibaren biraz farkında olarak bir seçim yaptım. Ya yüzünü tüm kitleye dönüp popüler olmak için her şeyi yapabileceğin bir tavır sergileyebilirsin, yani geçen albümünü sevenleri kaybetmeyi göze alabilirsin ama bir milyonluk yeni bir kitleye ulaşabilirsin ya da ilk albümünde seni dinlemeyi seçen insanlarla birlikte büyümeyi tercih edebilirsin. Zannediyorum ben bunu daha sıcak buldum. Yaptığım müzik, tavrım, müzikal geçmişim çok net, bunları değiştirmek içimden gelmedi hiç. Hal böyle olunca aramızda sıcak bir ilişki oluştu. Şarkıcı ve hayran gibi değil, hakikaten arkadaş gibi. Onların fikirlerini önemsiyorum, onların beni kısıtlamasına müsaade etmem ama birlikte büyüdüğümüz için zaten böyle bir şey olmuyor. Ben evimde gitar çalarken nasıl bir sıcaklık yaşıyorsam konserde de onu insanlara yaşatmak istiyorum, bunun gerçek" olduğuna inanıyorum, yani şovlar, ışık gösterileri gibi şeylerden hoşlanmama rağmen esas olanın müziğimle dinleyici arasındaki ilişki olduğuna inanıyorum ve onu elimden geldiğince arkadaşlığa çevirmek istiyorum çünkü hakikaten çok keyifli bir şey. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sözlerde doğrudan bir anlatımı tercih etmenin, dinleyenlere de bir dostlarının anlattıklarını dinledikleri hissi verdiğinden söz edilebilir mi..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF : Evet, özellikle son albümde böyle bir şey var, önceki albümlerde bazı şarkılarda daha masalsı, daha benzeştirerek anlattığım sözler vardı. Az önce anlattıklarım ve iki yıllık özlem araya girince böyle oldu sanırım çünkü şöyle bakıyorum, bir arkadaşına derdini anlatırken çok süslü kelimeler seçmezsin, oturup dertleşirsin işte.. Demek ki o ilişki içime işlemiş benim. Bir de bunun şu tarafı da var, Türkçe'nin yaptığım müziğin ritmine ters düşen bir yapısının olması sebebiyle bayağı kafa yordum. Pop müzikte belki insanlar biraz daha alışık ama rock müzikte anlatacağınız şeye dair estetik bir yol bulamıyorsanız çok sakil gelebiliyor. O açıdan teknikten de estetikten de ödün vermemek adına kendimi geliştirdiğimi düşünüyorum. Ama her albümde böyle doğrudan bir anlatım olacak diye bir şey yok, yine kendimi yenilemeye çalışacağım tabii.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sözlerde yaşanmışlık ne kadar yer tutuyor..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF : Ana kaynağı o oluyor, tabii bu sözlerdeki her şeyi harfiyen yaşadım demek değil. Sadece bu albümü göz önünde bulundurarak değil, genel olarak söylüyorum bunu. Bu albümde evet, çok yaşanmışlık var; çok daha kendi hayatımdan, çok daha dertleşir gibi ama bir otobiyografi de değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Peki önce sözleri mi yazıyorsun, yoksa müziği mi..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF : Genelde önce müzik geliyor ama en güzel şarkılarım söz ve müziğin aynı anda çıktığı şarkılar olmuştur hep. Başka türlü bir kelime için altı ay uğraşabiliyorsun. Ama önce sözü yazıp müziğin sonra çıktığı hiç olmadı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Biraz zor belki ama dört albümünü değerlendirmeni istesem.. Alıp dinler misin eski albümlerini..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF : Dinliyorum, dinlemem de lazım. Dışarıdan bir göz olarak bakmaya çalışıyorum, zaten prodüktörlük yaparken çok objektif olmak gerek. Albümlere gelince, tek tek değil de ikinci ve üçüncü albümlerde kapasitemi iyi yansıtamamışım gibi geliyor; bu demek değil ki onları sevmiyorum, çok seviyorum ve çok özenli çalıştık ama içimdeki duyguların çok daha ateşli yansıması gerektiğini düşündüm. Bilmiyorum, belki beş yıl sonra bu albüm içinde böyle hissedebilirim. İlk albümü katmıyorum çünkü o dönemde benden hiçbir şey beklenmiyordu ve bir rüya ekiple hazırlandı (İskender Paydaş, Tarkan Gözübüyük, Demir Demirkan). İkinci ve üçüncü albümler ilk albüm yerine çıksalardı da mutlaka çok dikkat çekerdiler. 4. albümün öncekilerden en büyük farkı kişisel yolculuğuma dair; daha rahat, cesur ve söylemek istediklerimi daha net söylemiş olmam. Müzikal olarak ise hiçbiri daha yukarıda veya aşağıda değil, hepsi o dönemin içimden çıkan en iyi şarkıları.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Sonradan dinlediğinde "Vay be!" dediğin veya dudak büktüğün şarkılar oluyor mu..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF : "Bu Aşk Fazla Sana"nın çok önemli bir hit olduğunu düşünüyorum. Bugün"ün, "Sigara"nın, "Korkarak Yaşıyorsan"ın, "Deli Kızım Uyan"ın, bu albümde "Ben Şarkımı Söylerken"le, "İyi - Kötü"nün çok iyi şarkılar olduğunu düşünüyorum. Diğer yandan yazdıktan sonraki gün "Öğğ!" dediğim şarkıları albümlere koymuyorum zaten. (Gülüyor) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Albüm öncesinde ve son zamanlarda neler dinledin..? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF : Albüm öncesinde 17-18 yaşımdaki saflığıma dönmek için o yıllarda dinlediğim büyük grupları dinledim, Dio gibi, Pink Floyd gibi. Yaşıtlarım oje derdindeyken bana gitar aldıran şey neydi yeniden keşfetmek için yaptım bunu. Bu sektörde o saflığı korumak zor, o amatör ruhu hiç kaybetmemek istiyorum ve kaybettiğimi hissetsem yapmam zaten. Son zamanlarda Audioslave'i çok beğendim. Skin'in solo albümünü de.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tüm hayranlarının merak ettiği şey ne zaman yurtdışına albüm yapacağın.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ŞF : O konuda güzel gelişmeler var ama netleşmeden konuşmak istemem. 2-3 şarkının İngilizce versiyonlarını yazıyorum bu aralar. Yeterli sayılabilecek donanımın minimumuna sahip olduğumu düşünüyorum ama bir noktada sizin yeteneklerinizin dışında bir konu oluyor bu. Şimdilik bu konuyla ilgili iyi çalışmalarda olduğumuzu söyleyeyim yeter.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çetin Cem Yılmaz - Blue Jean / Ağustos 2003&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160233551257747?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160233551257747/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160233551257747' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160233551257747'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160233551257747'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/blue-jean-dergisi-2003.html' title='Blue Jean Dergisi - 2003'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160227382767863</id><published>2006-06-29T10:31:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T10:31:13.996-07:00</updated><title type='text'>Milliyet Gazetesi- 2001</title><content type='html'>Mutsuz aşk şarkıları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yılın başında Şebnem Ferah grubu, plak şirketi ve klip yönetmeni ile birlikte Helsinki’deydik. Amaç Ferah’ın Apocalyptica ile yapacağı düetin kayıtlarını izlemekti. Ama Finlandiya acayip bir yer. Ya havasından ya suyundan. Herkes intihara meyilli! Ülkeye adımını atan da depresyona girip kendini içkiye vuruyor. Biz böyle sürünecek bar ararken Ferah "Perdeler"i kaydetti &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç Finlandiya’ya gittiniz mi? Sakın gitmeyin. Ben bu yılın başında Şebnem Ferah, grubundan Ozan, Buket ve Metin, yönetmen Ömer Faruk Sorak ve Ferah’ın plak şirketinden bir grupla birlikte gittim. Çünkü Şebnem üçüncü albümünün isim parçası "Perdeler"i Apocalyptica’nın yaylıları eşliğinde kaydedecekti. Apocalyptica, Metallica parçalarını yaylılarla çalarak adını duyuran dört kişilik bir grup. Neyse, Finlandiya şöyle bir yer: Kuzeyde olması itibarıyla çok karanlık ve soğuk. Bizim gittiğimiz Helsinki’de bir tane bile İngilizce tabela yok. Alfabeleri üç tane "i", iki tane "ö" ve bir takım garip sessiz harflerden oluştuğu için okumak imkansız. Yemekleri korkunç, bütün fast food restoranlar kokuyor. Alışveriş deseniz, Ulus Pazarı’nda tüm Helsinki’dekinden daha iyi şeyler her zaman bulunur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizi sevince omuz atıyorlar &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim Helsinki ahalisine... Şehirde çocuk yok! Çocuk görünce bağırdığımızı hatırlıyorum "Aa çocuk" diye. Hepsi sarışın olan az sayıdaki şehirli gençleriyle de "gündüzleri" iki laf edemiyorsunuz. Ama geceleri içmeye başladıklarında ne içmeleri ne konuşmaları bitiyor. Pek bir insan canlısı oluyorlar. Barlarda sizi sevdiklerini omuz atarak, üstünüze zıplayarak ve ağlatana kadar ayağınıza basarak belli ediyorlar. Gerçekten... Gittiğimiz Moon Lady adlı barda bir Finli çocuk -tam da kız arkadaşı, Şebnem’in gitaristi Metin’e asılırken- söyledi. "Buradakiler sizden çok hoşlandı. O yüzden sürekli hırpalıyorlar" dedi. Şehirde tarihi eser, eğlence merkezi, alışveriş merkezi namına pek bir şey yok. Biz tabii kendimizi içkiye ve gece hayatına vurduk. Ama o da ne vurmak! Araya araya iki tane bar bulduk. Doğru düzgün... Günlerimiz orada ve otelin bir içki için bizi süründüren garsonlarının çalıştığı barda geçti. Sabahlara kadar içtik. En son mesela sabah altıda uyumaya karar verdiğimizde, Metin hâlâ gidecek 24 saat açık parti arıyor -rock’çı ya, Ozan "uyduruk Fince" otel sakinlerini telefonda işletmeye çalışıyor ve Buket o günlerde yaptığı rejimi için yediklerinin puanlarını sayıyordu. Bu arada Şebnem ne yapıyordu? &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam o sırada stüdyoda... &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O heyecanlı tabii. Allah’ın Helsinki’sinde üç elemanının boyu iki metrenin üzerinde olan, tamamı gırtlağından garip sesler çıkararak İngilizce konuşan Apocalyptica ile kaydını "bahane ederek" bize hiç takılmadı tabii! Orada toplasan üç-dört metrekarelik bir stüdyoda kaydettiler "Perdeler"i. Bizden sanırım bir gün sonra da İstanbul’a döndüler. Kısa bir süre sonra bitti albüm. Ama telif hakları yasası, kriz vs. derken bir türlü çıkamadı. Sonunda 29 yaşındaki Şebnem’in üçüncü albümü "Perdeler" bu ay piyasada. Buluşup, Finlandiya macerasına değmiş mi? Değmemiş mi? Konuştuk işte. &lt;br /&gt;Finlandiya’lara kadar gittik. Peki bu albümle öncekiler arasında ne fark var?Öyle büyük bir fark yok. Bazı şarkıcılardan, mesela Madonna’dan, her albümde başka bir tavır ve müzikle ortaya çıkması beklenir. Ama benim müziğime 15-16 yaşımdan beri dinlediğim müzik hakim. Çok değişmedi, bundan sonra da kafama bir şey düşmezse değişmeyecek. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O altı ayı hatırlamıyorum" &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bar programlarından bugüne, 24 ve 29 yaşların arasında neler değişti hayatında? &lt;br /&gt;Kendimle ilgili şeylerin muhabesebesini yaparken bir bakıyorum daha olgun, genç bir kadın olmuşum. O zaman genç bir kızmışım, şimdi daha çok genç bir kadın gibi hissediyorum. Hayatımı fazla yara almadan sürdürmeye çalışıyorum. Gençken acılarını daha heybetli yaşıyorsun. Şimdi ise o acıyı çekeceğini bile günler öncesinden biliyorsun, kendini yıpratma sürecini daha kolay geçiriyorsun. Şimdiye kadar en çok babamın ölümü hayal kırıklığına uğrattı beni. Beklenmedik bir şey olduğu için. (Ferah babasını 17 Ağustos depreminde Yalova’da kaybetti.) &lt;br /&gt;Ölümle karşılaşmak hayatını nasıl değiştirdi? &lt;br /&gt;Ondan kısa bir süre önce de ablamı kaybettim. O zaman kendimi hazırlamıştım ölüme. Ama babamla ilgili böyle olmadı. Orada kendine öğretmeye çalıştığın her şey yerle bir oluyor. O dönemde geçirdiğim bir altı ay var hakikaten hatırlamıyorum ne olduğunu, bittiğini... Ne yaptığımı... Fakat bir süre sonra hayata ve kendine karşı, eksilmeden hayatta kalmak için bir sihir, bir formül geliştiriyorsun. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık daha açık konuşuyor &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni dinleyenler pek çok başka müzisyen ve şarkıcıda olduğu gibi seni yakından tanıma fırsatını yakalayamıyorlar. Ama "Perdeler" öncekilerden daha kişisel bir albüm. &lt;br /&gt;Doğru. Eskiden de böyle yapmaya çalışıyordum ama sanırım artık söylemeye çalıştığım şeyi daha net söyleyebiliyorum. Günlük hayatta başıma gelenleri etrafımdakilerle çok fazla paylaşıp genel huzuru bunlarla bozmak istemem. Ama bir şekilde anlatma ihtiyacı olunca da böyle anlatıyorum. Bu ilk kez kendimi güven / güvensizlik ve garanti gibi şeylerden kurtarıp, rahat kafayla yaptığım bir albüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu albümü yabancı bir meslektaşına göğsünü gere gere dinletebilir misin? &lt;br /&gt;Müzik yapmak bir mucize değil, övünülecek bir şey de değil. Yeteneğinle doğuyorsun. Belki ondan sonra kendini geliştirmekle övünürsün. Ama yapmaya karar verdiysen onunla da övünemezsin. Bu doktor oldum diye övünmek gibi olur. Bu yüzden yabancı müzisyenlerle aynı yerde hissediyorum hep kendimi. Bu albümü rahatlıkla, gönül rahatlığıyla dinletebilirim onlara. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Albüm mutsuz aşk şarkılarından ibaret. Gerçek hayatın da böyle mi? &lt;br /&gt;Aşkta mutsuz olunca yazılıyor tabii o şarkılar. Benim aşk şarkılarım da hep öyle çıkıyor. "Günaydın Sevgilim" ("Perdelerödeki bu parça kanımca albümün en zayıf parçası. İnsanın "haklısın, mutlu aşk şarkısı yazma bari sen" diyesi geliyor Şebnem’e) benim yazıp yazabileceğim en mutlu şarkı mesela. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Plak şirketi kurmayı düşünüyor &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu piyasanın tam da ortasında olmayan biri olarak, bu camiada neler rahatsız ediyor seni? &lt;br /&gt;Müzikte birisi ya yeteneklidir ya yeteneksizdir. Hiç alakası, donanımı ve yeteneği bile olmayan insanların albüm yapabilme cesaretlerini hayretle karşılıyorum. Çok üzülüyorum. Çünkü eski hayatları da devam edemiyor, bir hengame içerisinde kaybolup gidiyorlar. Sektörün bile bile hâlâ buna yatırım yapmasına kızıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu sektörün Türkiye’deki en büyük firmasıyla çalışıyorsun. Madem öyle bir tavrın var, neden bağımsız bir şirketten çıkmadı albümlerin? &lt;br /&gt;Bir şirkette önce istediklerini yapıp yapamayacağını ölçersin. Onlar sana engel olmayacaksa, destek olacaksa o şirketi seçersin. Hem büyük şirketler farklı farklı sanatçılarla da çalışabilir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalışabilir ama bağımsız şirketler demin söylediğin türden isimlere yatırım yapmaz... &lt;br /&gt;Sana gelecekle ilgili bir planımı anlatayım. Diyelim ki benim bu şirketle bağlantım kalmadı. Banka hesabımda da küçük bir şirket kurmaya yetecek kadar para var. Yapacağım şey bir şirket kurup, yetenekli ve heyacanlı bulduğum insanların albümlerini yapmak olacaktır. Şimdi ben burada çok uyumlu çalışabiliyorum. Yaptığım müziğin arkasında duruyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç albüm yaptın ve yaptığın müzikten çok memnunsun ama hâlâ çok büyük kitlelere dinletemiyorsun müziğini. Böyle bir "çıkış" ne zaman olacak? &lt;br /&gt;Şimdi beni dinleyen çok büyük bir kitle değil belki ama çok konser veriyorum. Bu kadar konser verince kendini çok daha büyük bir kitleyle karşı karşıya hissediyorsun. Tabii ki üç yerine beş kişinin dinlemesi beni memnun edecektir. Ama bu herhalde yaptığım şeyi daha iyi yapmaya başladığımda ortaya çıkacak bir şey. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mefaret Aktaş – Milliyet Gazetesi&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160227382767863?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160227382767863/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160227382767863' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160227382767863'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160227382767863'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/milliyet-gazetesi-2001.html' title='Milliyet Gazetesi- 2001'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160219798895039</id><published>2006-06-29T10:28:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T10:29:58.330-07:00</updated><title type='text'>Radikal Gazetesi- 2001</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Şebnem Ferah 'Perdeler'i açtı &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'nin kendine has kadın şarkıcılarından Şebnem Ferah, iki buçuk yıl aradan sonra yeni albümünü çıkardı. Ferah 'Perdeler'e, Marmara depreminde babasını yitirmesiyle girdiği hayatı anlama sürecini yansıtmış&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TÜMAY YAZICI &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İSTANBUL - Şebnem Ferah, 'Perdeler' &lt;br /&gt;isimli yeni ve üçüncü albümünü çıkardı. Albümde yer alan tüm şarkıların söz ve müziği ona ait. Ayrıca ilk defa albümünün prodüktörlüğünü de üstlenmiş. Ferah, 'Perdeler' albümünün çıkış noktası olarak hayatın ta kendisini seçmiş. Albümdeki tüm şarkılar şarkıcının, iyi-kötü yaşadıklarından bir şey öğrenme gayretini yansıtıyor. Albümüne oldukça güveniyor: &lt;br /&gt;"Güveniyorum çünkü çok çalıştım. Müzik benim için din gibi bir şey. Onu her şeyin üstünde tutuyorum. Benim için müzik plandan, programdan, iş hayatından ibaret değil. Müzik konusunda kendimi kaptırıp gidebilirim." &lt;br /&gt;Ferah, albümün isim şarkısı 'Perdeler'in iki versiyonunu birden sunuyor. Biri, Finlandiya'da, yaylılarla Metallica'nın şarkılarını yorumlayarak tanınan Apocalyptica'yla kaydedildi. Yurtdışından birileriyle çalışmak, birilerinin onun şarkılarından haberdar olması Ferah'a güven veriyor. Zaten dördüncü albümünün prodüktörlüğünü Arif Mardin üstlenecekmiş. Yani ufukta yurtdışı projeleri gözüküyor. &lt;br /&gt;İkinci albümün 'Artık Kısa Cümleler Kuruyorum'u çıkardın. İki tane klip çektin. Sonra da ortadan kayboldun... &lt;br /&gt;İkinci albüm çıktıktan kısa bir süre sonra Marmara depremi oldu. Babamı kaybettim depremde. O olaydan sonra hiçbir şeyle ilgilenecek gücüm yoktu. İçimden gelmeden bir şey yapmak da istemiyordum. Zaten ikinci klibi de çok sonra çektik. Yazık olmasın bari albüme diye. &lt;br /&gt;O dönemde yaşadıkların son albümüne nasıl yansıdı? &lt;br /&gt;İlk albümümde kızgın, vazgeçtim gibi bir tavrım vardı. Ama bakıyorsun öyle bir lüksün yok. Öfkeyle zaman kaybetmek yerine olan biteni anlayıp bir çözüm bulmak ve &lt;br /&gt;acıları da hayatında bir yere koyman gerekiyor. Kendimi daha iyi tanıdığım, daha iyi anlatabildiğim bir albüm oldu 'Perdeler'. &lt;br /&gt;'Kadın'dan 'Perdeler'e kadar geçirdiğin müzikal süreci nasıl değerlendiriyorsun? &lt;br /&gt;Hep rock müzik dinlemem ve çalmam müzikal tavrımda çok hâkim. Bazı şarkıcılar vardır her albümde hem görsel hem de işitsel olarak yeniler kendini. Bunu kendime yakın hissetmiyorum. Çünkü üstümde müzikal anlamda dominant olarak bir oturmuşluk var. Neticede gelişmek, değişmek istiyorsam bunu da, bir önceki albümlerimde olmayan türde şarkılar yaparak, başka türde melodiler kullanarak, düzenleme anlamında başka formatlar kullanarak yapmaya gayret ediyorum. &lt;br /&gt;Albümde 'Perdeler'in iki versiyonu var. Bunlardan birini Finlandiya'da Apocalyptica &lt;br /&gt;ile birlikte kaydettin. &lt;br /&gt;Apocalytica benim için süper bir deneyimdi. Finlandiya'da insanlar çat pat İngilizce konuşuyor. Tek ortak nokta müzikti. İşlerini büyük bir titizlikle yapıyorlar. İşinde titiz olmanın ne kadar önemli olduğunu gördüm. Çok güzel çalıyorlardı. Türkiye'den o gruba bir demo albüm gidiyor. &lt;br /&gt;İçinden bir şarkı beğeniyorlar ve 'Biz bunu çalacağız' diyorlar. Böyle şeyler hakikaten hoş bir güven duygusu da veriyor. &lt;br /&gt;Albümdeki tüm söz ve müzikler sana ait. Aynı zamanda prodüktör koltuğunda da sen oturuyorsun. &lt;br /&gt;Benim için prodüktörlük çok yeni bir şey değil. Zaten şarkının etrafında az çok nasıl bir müziğin barınması gerektiğini kafamda tasarlıyorum. Albümdeki ekiple de uzun yıllar birlikte çalıştığım için aramızda bir &lt;br /&gt;iletişim var. Bir albüm yaparken en çok kendim de bir şeyler öğrenmeye gayret ediyorum. Yeni tecrübeler, yeni aletler... &lt;br /&gt;İşin o tarafının dışında olmayı zaten sevmiyorum. İşe hâkim olmak istiyorum. Öyle düşününce benim için hakikaten süper bir tecrübe oldu. Normalde prodüktör der 'Bu şarkı böyle olmadı. Bir daha' diye. Ama bunda, kendi yaptığını kendin eleştiriyorsun ve bu da bana daha objektif olmayı öğretti. &lt;br /&gt;'Perdeler'de yer alan aşk şarkılarında bile, cümlelerin nesnesi sevgili değil yine hayatın kendisi. Hayatla senin aranda bir 'didişme' söz konusu. &lt;br /&gt;Hayatta her zaman kazanmak, zamanın hep senden yana çalışması gibi bir şey yok. Beklenmedik şeyler hep var. Herkes acısını, mutluluğunu yaşıyor. Ben bunların hayatıma, hayata bakış açıma olumlu katkıları olması için çabaladım. Bildiğim, tahmin edebildiğim şeylerden korkmuyorum. Tam tersi geçerli benim için. Neticede hayatı daha cesur karşılamayı öğrendim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160219798895039?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160219798895039/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160219798895039' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160219798895039'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160219798895039'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/radikal-gazetesi-2001.html' title='Radikal Gazetesi- 2001'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160210233452398</id><published>2006-06-29T10:27:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T10:28:22.510-07:00</updated><title type='text'>Blue Jean Dergisi - 2001</title><content type='html'>YETER Kİ AÇIK OLSUN PERDELER &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Volvox zamanlarından beri müzikal kariyerini severek takip ettiğim Şebnem Ferah ile röportaja gidiyorum. Yanıma Ayhan Melissa Abayhan'ı (Evet evet tam adı böyle:)) da aldım ki, olası bir heyecanlanma olursa olaye el koyabilsin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Artık Kısa Cümleler Kuruyorum'un ardından geçen 2,5 yıl boyunca neler yaptınız? &lt;br /&gt;Kendi şarkılarımı yaptığım için insan ne zaman bir albüm için yeterli materyale sahip olduğunu düşünürse o zaman albüm yapar. Dolayısıyla bu 2,5 sene benim için çalışmakla ve insanlara sunabileceğim şarkıları yapmakla geçti. Son bir sene içinde özellikle buna yoğunlaştım. Bunun bir beş ayı stüdyoda geçti zaten. Ondan önceki senede ön hazırlık dönemi oldu. Bazen dört ayda albüm yapasınız, bazen dört senede. O yüzden kendime bir sınır veya tarih koymuyorum. &lt;br /&gt;İlk iki albümde beraber çalıştığınız Tarkan Gözübüyük, Demir Demirkan ve İskender Paydaş üçlüsü yok... &lt;br /&gt;Bu albümde sahnede beraber olduğum kadro var. O üçlü ile beraber olamamamın tek nedeni zamanlama. Demir kendi albümü ile ilgileniyordu. İskender'in de üzerinde çalıştığı albümler vardı, toparlanamadık. Şarkılarım da hazırdı. İnsan hazır olduğu zaman acele eder. Ben de bir an önce stüdyoya girmek istedim. Bu arada başka yabancı prodüktörlerle görüştük. Ama orada olaylar burdakinden on kat daha yoğun olduğu için 2-3 yıllık takvimleri zaten belli. O yüzden ya çok bekleyecektim, ya da işleri kendim toparlayacaktım. &lt;br /&gt;Yabancı prodüktörler, mesela hangileri ile görüştünüz? &lt;br /&gt;Dinlediğim albümlerin beğendiğim prodüktörleri ile görüştük. Glenn Ballard'dan tutun, Skunk Anansie'nin son albümündeki prodüktöre kadar. Hepsiyle bir şekilde yazışıldı ama zamanlama problemi oldu. En net yanıtı Arif Mardin'den aldık. O da Türkiye'de bir şeylery apmak istiyordu. Demoları da dinledi ve çok beğendi. Onn oğlu var, iyi bir ekibi var. Ama yine zamanlama problemi nedeniyle olmadı. &lt;br /&gt;Bu defa belki de o üçlü (Tarkan, Demir, İskender) olmadğından dolayı daha sade bir sound var albümde. Siz Perdeler'in sound'undan memnun musunuz? &lt;br /&gt;Benim önceki albümlerimden de çok dolu parçaların yanında çok sade şarkılar da var aranje açısından. Bu albümde şarkı ne istiyorsa onu yapmaya çalıştım. 'Perdeler' gibi çok dolu parçalar da var, 'Saatim Çalmadan' gibi çok sade parçalar da. Bu defa sahne arkadaşlarımla beraber çalıştığım için sahneye de kolay taşınabilir bir sound oluşturmaya çalıştım. Konserlerin hatasıyla sevabıyla ayrı bir sıcaklığı vardır. Bunu yansıtmaya çalıştık. Çok planlanarak oluşan bir proje yerine daha doğal bir şey istedim. Bu illa ki bir sonraki albümün de böyle olacağı anlamına gelmiyor tabii. Sonuçta ilk albümümü yaparken 24 yaşındaydım. Kendimi nasıl sosyal anlamda geliştirmeye çalışıyorsam, müzikal anlamda da gelişiyorum. En azından değişiklik olması gerekir. Ama çok farklı bir tarza da yönelmem beklenemez. Küçüklüğümden beri rock dinliyorum ve çalıyorum, bunun benim üzerimde dominant bir yapısı var. Ben ancak ayrıntılarda değişiklikler yapabilirim. Mesela 'Sigara' bence daha önce yaptıklarıma benzemiyor. Farklı melodik yapılar, küçük küçük şeyler de değişiklik yapmak isterim ben. Sonuçta yine aynı enstrümanlar var bu albümde ama diğerlerinden farklı yanları da var. &lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;ŞEBNEM FERAH  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Perdeler'in Apocalyptica grubuyla seslendirdiğin bir versiyonu daha var albümde. Var olan bir şarkı yerine bambaşka bir şarkıda onlarla çalışsan daha iyi olmaz mıydı? &lt;br /&gt;Ama 'Perdeler' o zaman zaten yepyeni bir parçaydı. Biz onlara önceki albümlerle beraber bu albümün demo kayıtlarını gönderdik ve onların seçmesini istedik. Kesinlikle onları yönlendirmek istemedik. Onlar da 'Perdeler'i seçti. Bu albüm için yabancı prodüktör arayışında olduğumuz etapta Apocalyptica da görüştüğümüz birileriydi. Onlarla zamanlama problemi de olmadı. 'Perdeler'i performe edebileceklerini söylediler. Fillandiya'ya gittik ve kaydettik. Başka bir şarkıyı onlarla baştan sona organize ve aranje etmek çok daha uzun bir çalışma gerektirdiği için her iki taraf da böyle bir çalışmayı uygun gördü. &lt;br /&gt;İlk video klip 'Perdeler'e çekildi. Karanlık ve ağır bir klip. Daha renkli, daha kolay anlaşılır bir video ile başlamak yerine neden bunu seçtin? &lt;br /&gt;Söz itibariyle 'Perdeler' çok önemli birparça. Aslında albümde 'Sigara' ve 'Sil Baştan' gibi şarkıların daha akılda kalıcı olduğunu, daha çabuk izleyiciye geçeceğini düşünüyorum. İkinci albüm sırasında babamı kaybettim, başka şeyler oldu, üst üste hep ağır tabir edilen şarkılarla tanırken o havayı biraz es geçtiğimizi düşündüm. Beni konserlerde takip eden hiçbir yerde yalnız bırakmayan kemik bir kitle var ve öncelikle onlara karşı kendimi sorumlu hissediyorum. 'Perdeler' son 2,5 yıldır kendimi nasıl beslemeye çalıştığımı, kendime neler katmaya çalıştğımı müzikal olarak da lirikler açısından da çok iyi açıklayan bir şarkı, o yüzden de mantıklıydı. &lt;br /&gt;Albüm kapağında internet siteni hazırlayanlara teşekkür etmişsin, biz de bir göz attık. Albüm çıktıktan sonra forum bölümlerine göz attın mı, albümle ilgili eleştiriler yazmışlar çünkü. Dikkatimizi çekti, 'Günaydın Sevgilim' şarkısını pek beğenmemişler... &lt;br /&gt;Sanırım beğenilmemesinden ziyade insanlar benden mutlu bir şarkı duymaya alışkın değiller. Yani ben 'Vazgeçtim Dünyadan' gibi şarkılarla dinlemey alıştıkları için ben o şarkının bu gibi tepkilerle karşılaşacağını biliyordum. Ama hakikaten ilk kez hayatımda mutlu bir şarkı yapıyordum. Genellikle çoğu insan acı çektiğinde daha üretken olur, ben de öyleyim. Ama mutlu olduğum anları nasıl dile getirebiliyorum acaba şeklinde kendimi test etmek durumundaydım. Bu şarkıyı çok severek ve hissederek yazdığımı söylemeliyim. Konserlerde çok eğlenceli bir hal alacağını düşünüyorum. &lt;br /&gt;   &lt;br /&gt;ŞEBNEM FERAH  &lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'Kısa Cümleler...' albümünden sonra Non Serviam'a verdiğin röportajda benim dikkatimi çeken bir şey olmuştu (Doğu çok meraklı bir insandır bu arada:)) orda 'büyüyorsun ve kendi içinden sıyrılıp yukardan bakmayı öğreniyorsun' diyorsun, bunu sıkıcı bulmuyor musun, yani sanki kendi hayatını izliyorsun gibi, ben öyle algıladım... &lt;br /&gt;Evet, açıkçası çok doğru birşey söylüyorsun, şimdi ilk kez düşünüyorum bu konuyu. Bazen olduğun noktadan kendini dışardan da görebilmek eğer objektif ve gerçekçi biriysen, eğer kendine yalan söylememeyi beceren biriysen- aslında çok güzel birşey. Özellikle müzikle uğraşıyorsan bu çok iyi bir özellik, yani lehine çalışabilir bir özellik. Bu benim kaybetmemeye çalıştığım bir özellik aynı zamanda. Ama tabi kötü tarafı da var, bazen bazı şeylerden keyif almanı engelleyebiliyor. Bir bakyorsun plan yapan, hata yapmamaya çalışan bir insan olmuşsun, bazen insanın kendini su gibi bırakması da gerekebilir, hataysa hata yani. Ama ben kendi adıma bu durumu dengeleyebildiğimi düşünüyorum. &lt;br /&gt;Dışarıya açlıma konusunda neler düşünüyorsun? Yani seni dinlerken keşke dışarıya yönelik de birşeyler yapsa diye düşünüyor insan. Var mı böyle planlar? &lt;br /&gt;Bu müziğin yurtdışında örnekleri olduğu için mutlaka İngilizce yapılması gerekiyor öncelikle. Yerel ya da ne bileyim Latin sound'lar için dile yönelik bir zorunluluk yok ama söze ve müziğe dayalı bir albüm yapıyorsan dilin çok önemi var ve İngilizce yapılması da şart. Bu albümü yaparken çalıştığımız konuştuğumuz prodüktörlerden, benim yaptığım işin dışarda da bir şansı olduğuna dair olumlu mesajlar aldım. Yurt dışı için ne yetenek, ne sound bütünlüğü açısından hiçbir eksiğim ya da problemim olmadığı söylendi bana, bu mutluluğu yaşadım. Dolayısıyla bundan sonrası akıllıca bir plana kalıyor. Hatta şu andan itibaren bu albümdey er alan bazı şarkılara İngilizce söz yazıp yenidne stüdyoya gireceğim. Yani bu yöndeki çalışmalarım yavaş ama gerçekçi bir tavırla ilerliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25765261-115160210233452398?l=sebo-online.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sebo-online.blogspot.com/feeds/115160210233452398/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25765261&amp;postID=115160210233452398' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160210233452398'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25765261/posts/default/115160210233452398'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sebo-online.blogspot.com/2006/06/blue-jean-dergisi-2001.html' title='Blue Jean Dergisi - 2001'/><author><name>kübra</name><uri>http://www.blogger.com/profile/00218199068990017822</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25765261.post-115160203411139650</id><published>2006-06-29T10:25:00.000-07:00</published><updated>2006-06-29T10:27:14.536-07:00</updated><title type='text'>rock kraliçesi</title><content type='html'>Çok Özel Röportajıyla Rock Kraliçemiz Şebnem Ferah&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                  Mukaddes ve Nazmi Şenel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;                                                         Ocak 2002&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Samimi bir söyleşi yapalım ve önce müziğe attığın ilk adımlarla başlayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzik yapmanın kolay olmadığı Yalova gibi küçük bir yerde doğdum. Bursa kolejine gitmem müzik hayatımı hızlandırdı. Yatılı okuduğum için kendinizi bir şeylere veriyorsunuz, ben de müziğe yöneldim. Çocuk yaşlarımda okuma yazma bilmezken müzik aletlerini çalıyordum. Annem ve babamın amatörce müziğe ilgisi vardı. Bizim ailede müzik eğlence aracı değildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaratıcılık yönün de olmalı ki söz ve beste yapabiliyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vizyonumun açık olacağı iyi bir eğitim verildi annem ve babam tarafından. Rock müziğine eğilimimi fark ettiğimde artık kendiliğinden bir hayat tarzı oluştu. Eğer kendinizi beslemeye çalışan biriyseniz zaten insanların sizin için uygun gördüklerini değil, siz kendiniz için daha yaratıcı gördüğünüz şeyleri yapmaya başlıyorsunuz. Bu da insanı genel topluluktan ayrı koyan bir şey. Annemle babam Yugoslavya'dan gelmişler. Birlikte evde Yugoslav şarkıları söylerlerdi. Yugoslav şarkıları düettir. Bir erkek bir kadın birlikte söyler hep. Babam Türk sanat müziği sever ve dinlerdi. Evde bağlama mandolin gibi enstrümanlar vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yugoslavca biliyor musun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır ben pek bilmiyorum, azıcık anlıyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben prodüktör kökenliyim, müziğinizi ve sizi çok inceledim. Güzel bir yoldasınız, sizi kimseye benzemeyen bir sanatçı olarak görüyorum. Müzik eğitiminiz var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlkokul döneminde müzik kursunda nota, solfej ve mandolin çalmayı öğrenmiştim. Gitar çalmayı öğrenmem 16 yaşıma denk geliyor. Bursa'da akustik gitarla başladım. Sedat Sarıca isminde çok iyi bir bas gitarcı ve stüdyosu vardı. Biz gençler prova yapmaya giderdik. Gitar dersi almak isteyenler gelirdi. Müzik festivali düzenlerdik, 1987-88 yıllarıydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gitar çalarak müziğe başlamış oldunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında kısa süre gitar dersi aldım. Fakat ondan sonra konsantre oldum. İnsan isterse öğrenilecek sonsuz şey var; yeter ki istesin. Çok iyi bir dinleyici olmaya çalıştım. Çoğunlukla yabancı müzik dinliyordum. Beğendiğim gruplar vardı. O zaman bana önerilen her şeyi dinliyordum, ama bir süre sonra kendi tercihleriniz beliriyor. Mesela Türkiye'den Mazhar Fuat Özkan gibi müzisyenleri severek dinliyordum; şimdi de öyle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yabancı müzik konusuna geleceğiz. Öncelikle Volvox grubunun yaşantınızda önemi var. Grup efsane gibi anlatılır. Bunu anlamış değilim, neden? Kızlardan oluşan rock grubu olduğu için mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1988'de Bursa'da sınıf arkadaşlarımla bir araya gelmek istedik. Beste yapmak istiyordum. Grup için arkadaşlık önemli, daha samimi; daha rahat üretim yapabiliyorsunuz. Volvox'u kurarken "niye arkadaşlarım olmasın" dedim. Bir araya geldik. İnanılmaz hızlı çalışıyorduk. Sabah 6'da kalkıp provaya gidiyorduk. Volvox'un bu kadar tanınması sadece kızlardan kurulmuş olması değil. Biz gerçekten çalabiliyorduk. O zaman kendi imkanlarımızla konserler, festivaller düzenliyorduk. Kadıköy'de, Taksim meydanında konserlerimiz oldu. Zaten bu işi yapmaya başladığınızda henüz 17-18 yaşlarındayken sadece müzik çalmak için yapıyorsunuz. Başka bir şey için değil. Bunu misyon ediniyorsunuz. Volvox'a giren, çalan bir şekilde grup içinde bulunan herkes çok özenli okul gibi kendi kendisini eğitti; bu hepimize yansıdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özlem Tekin de var mıydı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O daha sonra Volvox'a katıldı. Ankara'da üniversitedeyken tanıştık. Ortadoğu ekonomisindeyken... Ondan sonra Volvox'a girdi. İstanbul'da kendi parçalarımızı değil, favori olan parçaları çalardık. Haftada üç gece sürekli sahneye çıkmak bize çok şey öğretti. Bir süre barlarda, gece kulüplerinde çaldık. Hayat tecrübesi oradan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden rock? O devir revaçta değildi. Ne ses getirirdi, ne de para. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bir aşk. İçimizde aşk vardı. O zamanlar bizim jenerasyondan Bursa'dan birçok arkadaşım çıktı. Bizim içimizde aşk varmış ama, hocamız bize gerekli eğitimi vermiş. O zaman dinleyip de bu müzikle uğraşan hepimizin üstünde etkisi var. Neden rock dersek; neden rock müzik seçtik? O zamanlar müzik dinlediğimde Türkiye'de bana heyecan veren, enerji veren bir duyguyla, bir şeyle karşılaşmıyordum. Rock müziğin benim ihtiyacım olan duygulara cevap verdiğini hissettim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türkiye'de Türkçe rock yapan baştaki kişilerden birisin. Sen, sonra Teoman, Özlem Tekin gibi isimleri sayabiliriz. Başka isimler yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özlem, rock'tan ayrılmış popa yönelmiş gibi görünse de farklı bakış açıları sunan insanlarız. Zamanla yepyeni isimler gelecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pop yıldızı olmayı düşünmedin mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben hiçbir şeye bakıp karar vermedim. Gitar çalmayı öğrenmek, iyi müzik yapmak kendiliğinden oluştu. Bu beni nereye götürdüyse oraya gitti. Kendimi beslemeye, müzik yapmaya, öğrenmeye, başkalarıyla paylaşmaya alıştım. Gerçekten içimden gelerek söylüyorum; çok büyük bir aşkla çalıştım. Halen de çalışıyorum. İnsan büyük bir aşkla çalışırken böyle olacağım, ya da şöyle olacağım diye küçültmüyorsunuz. Şarkılarını üretirken, işi yaparken içinden geldiği gibi, istediğin müziği yapıyorsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben şöhret olacağım diye düşünmedim. Müzik insanları iki dakikada fetheden bir şeydir. İstediği kadar değişik, garip, ters gelsin; bir duyguyu barındırıyorsa, samimice yapılıyorsa, iyi performe ediliyorsa birilerine ulaşıyor. Benim albüme başlarken, beni kamçılayan şey buydu. Ticari beklenti içinde olmadan, birilerine ulaşacağını biliyordum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaptığın müziğin doğru olduğunu biliyordun. İlginç... Yapıtlarında Anadolu rock yok. Türkiye'de rock müzik yapılırken mutlaka bir Anadolu motifi atılır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu rock'a pek ilgi duymadım, ben böyle şeyleri planlamıyorum. Öğrenme dönemimde dinlediklerimden dolayı tamamen batı normları ile yapılmış, müziklerle kulağın öyle dolmuş. Öyle hissediyorum. Türkiye'de yaşıyoruz diye mutlaka Anadolu motiflerini yaptığım müziğin içine zorla sokuşturmak bana iyi bir fikir gibi gelmiyor. Ben kendimi böyle eğitmişim, bunları dinlemekten zevk alıyorum. Şu önemli: Yaptığım albümü dinlerken ben keyif alabilmeliyim. Hizmet sunmuyorum. Ben insanlara bir şey öneriyorum, buyurun! Ben bir şey yaptım, isterseniz dinleyin diyorum. Ben sizi evime yemeğe davet ederken, neyi sevdiğinizi sormamışsam, benim pişirdiklerimi yersiniz. Bana bir şey ısmarlamadıysanız, ben de bu albüm için kimseden sipariş almadan benim içimden gelenleri sunmakla yükümlüyüm. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anadolu rock kavramı diye bir şey var, bunun için ne diyeceksin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanında çok iyi yapılmış bir müzik. Moğollar ve Cem Karaca çok güzel örnekler vermişler. Şimdi Haluk Levent var. Konserlerini yapıyor. Ciddi bir kitlesi var. Samimi duygularla yapıyor. Bu sound tutmaya başladı, hadi biz de yapalım bence doğru değil. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etkilendiğin gruplar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Heart grubu... Onların gitar çalıp şarkı söyleyen kadınlar olduğunu görüp çok etkilenmişimdir. Heart grubu benim için özeldir. İki kardeş şarkıcısı, benim hayatımda hala bir numaradır. Yaptıklarını başarılı buluyorum. Dışardan etkilendiğim büyük isimlerden Toto'yu sayabilirim. Okul gibi çalan teknik adamlar bir araya geliyor, ciddi alt yapıya sahip olup aynı zamanda duygusal müzik yapabiliyorlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayalindeki albümü yapmak istesen, kimlerle çalışırdın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koşullarla ilgili bu konu. İlk iki albümü yaparken çok keyif aldığım müzisyen arkadaşlarım var. Dünyada, Alanis Morisette'yi, Skunk Anansie'yi çok seviyorum. Onlarla ortak çalışma içinde olmayı isterim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelelim şarkı sözlerine, nasıl kurguluyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşadığımız şeyleri yazıyorum. Ama onlara anlam yaratmayı seviyorum. Herkes bu ne kadar güzel ağaç diyebilir. Önemli olan o ağacın ne kadar güzel olduğunu hissettirmektir. İnsanlara onlara nasıl anlatabilirim? Hayata bakış açımdır benim anlatmak istediğim. Günlük hayatta, arkadaşlarımla yaşadıklarımı bu oldu şu oldu diye paylaşan biri değilim. Onlar içimde birikiyor. Müzik yaparken, yazarken tamamen bebek gibi saf olmayı isterim. Herşeyi anlatıyorum. Tek dikkat ettiğim nokta, yaptığım müzikte Türk standartlarının dışında olan bir şeyler söyleyip, insanların batı normunda İngilizce sözlerle dinlemeye alıştığı o estetiği insanlara verebilmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaptığın iki albümden hangisi? Kadın mı? Kısa Cümleler mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ikisi de profesyonel kişilerle inanılmaz heyecanla yaptığım albümlerdir. Sadece benim değil; İskender Paydaş, Tarkan Gözübüyük ve Demir Demirkan'ın albümüdür. Aşkla yaptık, başka tanımı yok. Gerek kayıt olarak, gerek müzik açısından... Ayrıca müzik olarak kendi parçalarım olduğu için albümlerimi karşılaştıramam. Fakat ikincisi benim iç yolculuğumu anlatan bir albümdür. Bazen kendimi hızla değişmeler içinde bulurum. O ciddi anlamda yansıtabildiğim lirikleri daha başarılı buluyorum. Sonraki çalışmalarım yeniliklerle dolu olacak. Şöyle handikap yaşıyorum: İnsan nasıl, aşk yaşadığında, aşkla bağlandığında, heyecanlar, kıskançlıklar, yorgunluk olur. Benim de yaptığım albümlerde böyle oluyor ve her yaptığım bir öncekine basamak oluyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her albüm benim için bir aşktır diyebilir misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kesinlikle bir aşktır. Dediğim gibi yaptığım işi bir aşk olarak görüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi sesini güzel buluyor musun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ses güzelliği değil de. İyi şarkıcı olmak var. Ben kendi sesimden çok şarkıcılığımı iyi buluyorum. Çok çalışıyorum ve yetenekli olduğumu düşünüyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sesin kaç oktav?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sesimin oktavını ölçmedim, 2,5 olabilir... Ayrıca geniş oktavlı sesleri beğenirim. Bazı sesler dünyada az rastlanır. İnsanları etkilemek önemlidir. Müzik duygu alışverişidir. İnsanların zevki değişir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani şarkıcılık için iyi sese gerek yok mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi ses başka bir şey... Bu Türkiye'de yanlış kullanılıyor. İyi diye bir şey yoktur. Rod Stewart'ı şancıya götürseniz ne der? Şarkı söyleme tavrı vardır. O tavır doğruysa, vücudunuzda doğru taşıyorsanız o ses doğrudur. İyi ses diye bir şey yok. Bazı sesleri de tanımlamak çok kolay olur. Bu Allah vergisidir. Sting'i Sting yapan budur. Sting, ne söylerse söylesin, müzisyenler içinde, erkekler arasında ayırt edilir. Çok kolay tanınır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz da albüm satışlarından söz edelim, memnun musun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisinin resmi rakamını bilmiyorum. İlk albümüm hala satış alıyor. Uzun vadede değerlendirmek gerekir. 200 bine yaklaştık, resmi rakam veremiyorum. Böyle bir dönemde, hiç böyle müzikler yapılmazken, albümlerin birileriyle buluşması, konserlerimin olması, bana on yıl öncesine göre mucizevi geliyor. Memnunum, zaten bu işi yapmamdaki en büyük neden insanlarla paylaşmak istemem; bunu içimden gelerek söylüyorum. Benimle paylaşmak isteyen paylaşır. Parasak bakış açım da şöyledir; eğer çalışıyorsanız belki köşeyi dönmezsin, ama karşılığını alırsınız. Zaten köşeyi dönmek göreceli bir kavram. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce okunmuş bestelerin var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece Sertab'a verdiğim sözlerim var. Etrafa beste veren biri değilim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telif hakları ile ilgili düşünceleriniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Satışlardan royalite alıyorsunuz. Sözleşme imzalıyorsunuz. Beste ve sözlerden doğan telif hakları Mesam'dan geliyor. Mekanik haklar (bir üründen doğan haklar) daha düzenli toplanıyor. Bu konu uzun bir konu aslında. Mesam üyesi olduğum için hangi parçayı yaptığınızı beyan ediyorsunuz, size yayma hakkı olarak geliyor. Edisyon haklarını, publishing'i pek kimse bilmez; bunlar yeni konular. Sadece yaptığım işten haberdar olmayı seviyorum. Ne olup bittiğini biliyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapıtlarınızdaki farklılık nereden geliyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birlikte çalıştığım arkadaşlarımın büyük payı var. İskender, Demir, Tarkan'ın albümlerime büyük katkısı oldu. Onlardan çok şey öğrendim. Farklı şeyler yaptık. İskender stüdyodayken büyücü gibidir. Parçalar mix aşamasındayken neyin ne kadar, nerede olacağını en mükemmel şekilde bilir. Çok tecrübelidir. Onlarla tanışmama gelince... Tarkan'la Bursa yıllarına dayanan dostluğum var, 15 yıldır arkadaşım. Her zaman müzik yapmak istemiştim. Ankara'dayken Demir Pentagram'a girmişti. Daha sonra, uzun süre Amerika'da kaldı. İskender ise İstanbul'daydı. Biz Ankara'da Bursa'da yaşadığımız için onu uzaktan tanıyorduk. Kendimize yakın hissettiğimiz birisiydi. Tanıştıktan sonra kısa süre içinde arkadaş olduk. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu üç kişinin şefi İskender mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir şey söyleyemem. Biz hepimiz yapılan şeyin iyi olması için çalışıyoruz. İskender için şu anlamda şefimizdir diyebilirim; hepimizin içinde en tecrübelisi odur. Şirketlerle iletişimi olmuştur, sorumluluk almıştır. Ben gururla söyleyebilirim ki üçü de kendi albümlerini yaparcasına çalıştılar. Aslında bu üç kişi kendilerini teknik olarak geliştirmelerinin yanı sıra kendilerini de aşan kişilerdir. Esnaf müzisyenler değiller. Yaptıkları şeyler doğru ve önemli. Türk pop ve rock müziğine katkısı olmuştur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben sizi tam da rock'çı gibi görmüyorum. Sizin çok güzel slow parçalarınız da var. Yakında halk sizi daha çok tutacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne güzel şeyler söylüyorsunuz. Ben de buna inanıyorum. Bir arkadaşımızdan daha söz etmek istiyorum. Çağlar Türkmen, İskender'in tavsiye ettiği bir müzisyen. Avustralya, mix'in, mastering'in en iyi yapıldığı yerdir. Orada hocaydı. Türkiye'de yapı
