Thursday, June 29, 2006

Rock'a Gel

Rock’a GEL!


Coca-cola icecekin her mayıs ayında artık gelenek haline geliş olman “soundwave üniversite turu” Türkiye' nin dört bir yanındaki rock sever yaşlısı genci herkesi yine fena halde coşturdu. Şehir şehir üniversite üniversite turlayan bu kusursuz organizasyon her üniveristede adeta festival havası yarattı. Biz basın mensupları da tıpkı geçen yıl olduğu gibi turnenin Konya ayağında Selçuk üniversitesi kampusünde hazır bulunduk. Turnenin yıldızları. Şebnem Ferah, Cem Köksal, Cemin aynı sahneyi paylaştığı yegane ideoli Lynn Turner di işte Nilüferin seyir defterinden Konya..




12 Mayıs Cuma 2006


Sabahın çok ama çok erken bir saatinde sıcak yataklardan kalkış ve havaalanına gidiş nedenini hala anlayamadığımız korkunç bir kalabalıkla mücadele etmek suretiyle check-in yaptırarak uçağa biniş sonra uçuş sonra iniş sonra konyadaki otele geliş…


Faydalı bir koktey!


Mini turumuz sona erdiğinde tur sanatçılarını Cococola içecek kapaklarını biriktirmeleri sonucu seçilmiş 5 talihliyle buluşturma kokteyli başladı. Burada da coco-cola sanatçılarıyla doya doya sohbet etme fırsatı bulduk. Açıkçası Şebo’ nun bu kadar mülayim olduğunu hiç bilmezdim. Onu bir kere daha çok sevdim… hazır fırsatını bulmuşken biraz sohbet ettim..




“Turneyi nasıl buldunuz”


Ben zaten üniversitede sahne almayı çok seviyorum. Bu yüzden bu organizasyona dahil olmak bana çok cezp edici geldi. Ayrıca bu tür bir organizasyonla en başarılı ses ve ışık sistemleriyle, sesimizi sadece büyük şehirlerde değil, doğudaki illerimizde de duyurabiliyoruz..


“Yıllar geçtikçe daha da cool biri haline geldin…Adın hiçbir sansasyona karışmıyor…ve sevimli dozda “ulaşılmaz star” imajını da çiziyorsun. Bunu nasıl başarıyorsun”


Çok teşekkürler. Bu biraz yaşam tarzımla da ilgili, mesela ilk albümden sonra bunu konuşsaydık tam olarak cevap veremeyebilirdim sana. Ama bende kendimi gözlemleme fırsatı buldum. Birincisi kendi parçalarımı kendim yaptığım için bu iş fiziksel olarak da bir süreç istiyor. Buna vakit ayırıldığım zaman da zaten otomatik olarak önunde olamıyorum.




“Duruşunda da var ama bu kalite…”


Ben en çok suna dikkat ediyorum. Sadece müzik yapmaya! Sahneyse sahne, stüdyoysa stüdyo, yapabileceğimin maksimumu neyse onun limitlerini zorlamaya çalışıyorum. Bunlara dikkat edince de sonuç böyle oluyor demek ki.


“Mesela bazen öyle parçalar yapıyorsun ki sözleri ciddi anlamda iddialı oluyor. Örneğin “ Ben şarkımı söylerken” şarkındaki “ içine girdiğin küçük kayan deliği yeni ve büyük bir dünyamı sandın ?” sözünü başkası yazsaydı, büyük tantana olurdu eminim. Ama sen yazınca müzik yapmış oluyorsun. Ben bunu da yine az önce sözünü ettiğim duruşuna bağlıyorum.”


Evet haklısın. Ben söylemek istediklerimi sadece şarkı içinde söylemeyi tercih ediyorum. Sonrasında asla onun bıdı bıdısını yapmıyorum. Hatta bana “ bunu neden yaptınız? U ne anlama geliyor? Demeleri bile çok saçma geliyor. Çünkü insanın kendini çok fazla anlatma çabası içinde olmasını doğru bulmuyorum. Ben kendimi çok yakın bir arkadaşıma bile anlatmaktan haz etmiyorum sonuçta.






“Hazır bu kadar gençlerle içi içeyken sorayım; çağımızın gençlerini nasıl buluyorsun ? “


Üniversiteli gençler hakkında çok şey söyleyebilirim olumlu yönde.. ama ortaokullu ve liseliler tamamen bambaşka bir dünyaya doğdular. Onlar doğduklarında bir çok televizyon kanalı vardı, Internet vardı. Benim gençliğimde ki dönemlerde kıyaslamam bile. Dış kaynaklı müzik vardı günde iki saat sürerdi sadece. Bence bu farklılıklar onların hayatı algılayış biçimlerine fazlasıyla yansımış durumda. Onların durumlarını derinlemesine tetkik edecek kadar sosyoloji bilgim yok ama değişik bir jenerasyon oldukları kesin. Beni zaman endişelendiren tek şey; gelişmelerin pat diye olması. Çünkü yurt dışında öyle değil mesela yavaş yavaş gelişiyor her şey. Bunun sonuçları nasıl olur bilmiyorum. Bunu hep birlikte,i zaman içerinde göreceğiz.


“Cem Köksal ile aynı turnede olmak nasıl?”


Cem zaten benim çok eskiden beri tanıdığım ve sevdiğim bir arkadaşımdı ayrıca yapmak istediği şey üzerindeki kararlığı da beni çok heyecanlandırıyor ve duygulandırıyor. Çok sayı duyuyorum ona ve tüm ekibine.






“Merak ettiğim bir şey saha var. Şahnede şarkı söylerken aklına o atmosfer dışında alakasız bir şey geliyor mu hiç ?”


Komik bir şey olursa geliyor. Mesela o gün bizim ekipten arkadaşlar la şarkıyla ilgili şeyler konuşmuşsak. Atıyorum sözünü değiştirmişsek (ki bizimkiler çok yapıyorlar öyle şeyler) şarkının tam o kısmında o aklıma geliyor ve kendimi tutamayıp güldüğüm olabiliyor. Ama ben şarkı söylerken zaten öylesine konsantre oluyorum ki, baka şeyler düşünebilmem çok zor.


“İzleyenlerden birine kilitlendiğin oluyor mu peki”


Şöyle bir şey var; izleyenler pek bilmezler ama biz sahnedeyken sahne ışıklarından görmemiz çok zor. Ancak seyirciye ışık verildiğinde görebiliri. Dolayısıyla öyle bir kilitlenme durumu olmuyor. Bazen onları göremeden beş şarkı geçiyor, karanlıkta kalıyorlar ve sadece sesleri duyabiliyorum. Hele büyük konser alanlarında hiç göremediğim oluyor. Kulüp konserlerinde veya bar konserlerinde dediğin şey olabilir ama onda da dediğim gibi çok fazla konsantre olduğum için zaten gözümü kapatırım. Gözüm kapalı şarkı söylerim ben.


Veee sahnede şebo….


Joe yaptığı işten öylesine memnun ki. Bir soruya saatlerce cevap verebiliyor. Nefes aldığı bir anı kolladım ve kendisine teşekkür edip sahnenin kenarına şebo’ yu izlemeye koştum. Kotsumu, sesi , şarkıları, performansı muhteşemdi. Şebo’ nun bir de sürprizi vardı: her ilde izleyiciler arasından bir kavalye seçip sahnede dans ediyor. Tüm şebo hayranı erkekler seçilmek için pankartlar açmışlardı. “ son sınıftayım seninle dans için son şans” ibaresiyle açılmış bir pankartın sahibi kazanan oldu şebo da bizim gibi bu dramatik ifade de çok etkilenmiş olacak ki derhal el çabukluğuyla asistanına durumu bildirdi güvenlikler tarafından izleyiciler arasından alınan talihli, sahneye atıldı. Her halde ömrü boyunca unutamaz bu anı !


Non-stop iki saat süren rock ziyafetinde şebo, bir gram enerji kaybı olmaksızın sahneden indi . peeessss! Üzerine de kulis arkasında joe ile bitmek bilmeye bir muhabbete girdi. Tam bu esnada gözler gökyüzündeki havai fişek şölenine çevrildi. Çok yakında olduğu için sanki her biri içimizde patlıyor gibiydi.ve kesinlikle bitmek bilmedi….


Nülüfer KARACIĞAN

0 Comments:

Post a Comment

<< Home